28 Mayıs 2018 Pazartesi

İyilik = Hürriyet = Mutluluk


İyilik konusu çağımızda, modern toplumda farklı bir noktaya gelen, farklı şekilde kötülüğe yenik düşmüş bir olay haline geldi. İyilik kötülük kavramlarını bile tartışmaya çekinir olduk. 
“Yaşasın kötülük” durumuna yenik düşmüş durumdayız. Bununla birlikte ufak ufak bir ışık doğdu ve artık bu kavramları konuşmaya, tartışmaya başlar olduk. 
Hızlıca konuyla ilgili duygu ve düşüncelerimi, bildiklerimi, bilmediklerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
İyilik, bana göre kişinin kendini hür hissetmesidir.
Bazılarından, aslında çoğunluktan diyeyim (şükürler olsun) çokça olumlu geribildirim aldığım, bazıları tarafında da içten içe benimle dalga geçtiklerini düşündüğüm, bildiğim ve/veya başka deyişle konuyu “çokça küçümsediklerini” düşündüğüm, “saf sevgi” konusuna”ısrarla” dikkat çekmeye çabam ile, iyilik konusunu bağlamaya çalışacağım. 
Efendim seversek affetmeye meyilli oluyoruz. Her yapılanı hoş görme gibi bir yetiye sahip oluyoruz. Bu durum bize hürriyet tanıyor. Nasıl mı?
İnsanın özü sevgi, vicdan. Ve insan kendini bulduğunda, saf sevgisine, vicdanına kavuştuğunda, yaratılan tüm varlıklara da hürmet ve saygı gösterebiliyor. 
Ve bir çocuğu nasıl koşulsuz sevip hoşgörüyorsak,herkesi o seviyeden hoş görme kabiliyetine sahip olursak, sonucunda biz iyi oluyoruz. Hem “iyi insan” oluyoruz, hem de “iyi” oluyoruz, “iyi” hissediyoruz. Çünkü sevgi, vicdan, hoşgörü, yardım vb haller duygular pozitif, pozitif enerji taşıyan, sağlıklı duygu ve haller. 
Peki ya kötülük. 
Kötülük bence iyilerin sessiz kalmasıyla başlıyor. İyilikten besleniyor. Nasıl mı?
Kötü şeyler olduğunda, iyilerin hiç bir şey yapmaması ile başlıyor.
Hep söylediğim bir şey, hayatta bir duruşun olacak, sadece onay almak için, sevilmek için değil beğenilmek için değil,  beklentisiz iyi olman, iyilik yapabilmen gerek.
Bu pek tabii kolay da bir şey değil, çünkü bu olgun olmayı gerektirir. İyilik giderek olgunlaşmak demek, kötülük de olgunluğun kaybı, özden uzaklaşmak demek.
İyilik olayları olduğu gibi görebilmek, çocuksu saf naif hale dönebilmek, yargılamadan bakabilmek demek.
İyiliği durduruğunuzda, kötülük çok hızlıca yayılıyor. 
Çok hızlı öğrenilen yargılar, klişeler, bakış açısı,farkındalığın azalması, şefkatin, sevecenliğin, empati yapma yeteneğinin kaybedilmesiyle kötülük zenginleşiyor.
İnsan, iyilik etmek için bile kötülük yapabilecek bir varlık
Burada şu konu devreye giriyor.
Tamam öz de bir saf sevgi, vicdan var. Bununla birlikte yediğimiz, içtiğimiz, beslenme şeklimizden tutun, çevremiz, anne, babamız, çocuklukta bize kodlananlar, deneyimlerimiz gibi birçok dış etken bizim iyi ya da kötü olmamıza sebep olabiliyor.
Bu durumda, yapmamız gereken bazı temel konular var, iyiliğe doğru yönelmek için çözüm önerileri diyebiliriz.
1-Kendimizi iyi ve doğru analiz etmemiz, kendimizi anlamamız, kendimizle barışmamız.
2-İnancımız her ne ise (Allah, Tanrı, enerji vb) O’nunla bağlantımız, aşkla, sevgiyle.
3-Çocuklarımız başta olmak üzere, çevremizdekileri iyiye, iyiliğe sevk etmeye çabalamak.
Çocukların, çevremizdekilerin içlerindeki iyiyi baskın hale getirmek için ne yapmalıyız?
Yukarıdaki ilk iki madde bunu sağlar. Bunlara ek olarak da siz iyi olursanız, iyilik yansıtırsanız, iyiliğin iyi bir temsilcisi olursanız da buna katkınız, etkiniz olacaktır. 
Ve kollektif kötülük denilen şeye engel olmak için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız.
Kollektif kötülük, güç kontrol edilmediği zaman, karanlık taraf salıverildiği zaman en zavallı insanı bile caniye vahşiye dönüştürme gücüne sahip bir olay.
Kollektif kötülük denen şey de toplumsal ahlak çöküşü var. 
Toplumsal ahlak çöküşü, insanlar üzerinde yarattığı baskı ile kötüleşmeye neden oluyor. Kötüleşme de toplumsal ahlakın daha da çökmesine neden oluyor. Bu bir kötülük döngüsü.
Doğuştan gelen bir ahlaki kodumuz var ve uygun koşullar ortaya çıktığında nasıl oluyorda birden zalimleşebiliyoruz. 
Öfke, kin, intikam toplumsal ilişkiler ağına nasıl oluyor da hızlıca yansıyor. İnsanlar nasıl hızlıca kötü oluyor.
Bunlar, sosyolojik ve ideolojik meseleler. Yani iyilik kötülük konuları gayet sosyolojik ve ideolojik meseleler.
Burada geri öze döneceğim. 
Kollektif kötülüğe karşı“tek” olarak iyilik ve iyiliğin tekten “ö-tekine” değil öte taraftaki “teke” yayılması ile,
“kollektif” içindeki “benden” “teklik” içindeki “bire” “bize” geçişi çok önemli. J
Anlatırken benden akıyor umarım sizlere de ne demek istediğim akıyordur. 
Başka deyişle anlatmaya çalışayım. Kötülükle yoğrulan bir toplum uzun vadede kaybedendir, bunun yerine “bir tek iyi bile bize yeter” “bir tek iyi bile dünyayı kurtarır” sözlerimden yola çıkarak, iyi olup iyiliği yayarak uzun vadede kazançlı çıkmalıyız. O vakit o dünyayı kurtaran bir tek kişilerden biri siz de olabilirsiniz. J
Bunu sağlamak bence çok kolay. Sadece seveceksiniz, vicdanınızı dinleyeceksiniz. Aklınızı kullanacaksınız. Hoş görü sizin en derin parçanız olacak.
Bir sağır komşu hasta olan komşusunu ziyarete gider.Sağır komşu nasılsın der, hasta adam ölüyorum komşum der. Sağır komşu oh oh maşallah der. Ne yedinde iyi oldun dşye sorar. Hasta adam sinirle zehir der. Sağır komşu ayy en iyi ilaçtır dostum der. Kim iyi etti seni böyle diye sorar. Hasta adam iyice sinirlenmiştir, Azrail der. Sağır komşu da aaa harika bildiğim en iyi doktordur der.
Hasta adam sinirden köpürür. Eşi gelir niye köpürüyosunbe adam, adam sağır der.
Hoş görü, empati, anlayış. İyi olma hali, iyi düşünme hali. Sağlıktır. Rahatlıktır, huzurdur. Dolayısıyla özgürlük ve mutluluktur.
Şöyle kötüyü kabul etmiyorum, örneğin yılanı seviyorumtabiri caizse, faydasına hürmet ediyorum, ama tutup zehirli şeye sarılmıyorum.
Her şeyden güzeli görme kabiliyeti, faydasını, yararını görme kabiliyetini bir şekilde elde edebilirsiniz. Yularıda da bahsettiğim gibi, kendinizle olan ilişkinizi,inandığınızla olan ilişkinizi arttırarak yapabilirsiniz bunu.
Yaşamınıza gelen hadiselerden memnuniyet çıkarma kabiliyetine haiz olmak lazım.
İşte o vakit iyi düşünmüş oluyorsunuz, iyi düşünen, iyi de davranıyor, iyilik de yapıyor ve bu evrensel yayılıyor.
Kendiniz ile ve inandığınız ile ilişki özgüven verir, güçlü hissettirir, özüne güvenen insanda sıkıntı ve mutsuzluk olmaz.
Hoş göreceğim, iyi olacağım demek, zalimin zulmüne eşlik etmek demek değil, aksine zalime duruşunu sevgiyle sergilemek demektir. Ve sevginin, iyiliğinin gücüyle birleşmek demektir.
Aslında enerjide, fizikte kötülük gücü azaltır, edilgin pasif konuma sokar, enerjiyi aşağı çeken duygular yaratır ve elinden özgürlüğünü alır, kötü bir liderin hakimiyeti, emri altına girmeyi sağlar.
Ve sende kin, öfke, kıskançlık gibi duygular yaratır. Kin gibi duygular, iyi olmadığı gibi, akıl dışı duygulardır ve seni aşağı çeker ve duruma göre kısa/orta/uzun vadede seni kalıcı mutsuzluğa sürükler. 
Bir de işin şu tarafı var, kendin kötüysen ayrı, bir de kötülüğe ses çıkarmıyorsan da kötülüğü meşrulaştırmış oluyorsun ve aynı derecede kötü olmuş oluyorsun. 
Peki iyi de, böyle bir dünya da iyi insan var mıdır, hiç kötülük yapmamış insan, herhangi bir günahla sınanmamış insan var mıdır, katıksız masum var mıdır Dilara? 
Bir söz var.
Her azizin bir geçmişii her günahkarın da bir geleceği vardır.” Diye. J
Bence vardır. 
Şöyle ki; iyiliğin tadına varmış kişi aksi davranamıyor diye düşünüyorum.
Çünkü bu şahane bir lüks, düşünsenize hep mutlusunuz, çünkü vicdanınız rahat.
Burada vicdana vurgu yapmak istiyorum.
İnsan içinde işlenmemiş bir mücevherle dünyaya geliyor,o da vicdan.
“Ben yerine öteki içinde yaşamı güzelleştirme çabasını yakaladığında, o mücevher parlamaya ve çoğalmaya başlıyor.
Dolayısıyla var olanı iyi işlemek lazım, iyiyi, iyiliği işlemek lazım.
Yaşama dair bilgiyi bilgeliğe dönüştürdüğümüzde, deneyimlediğimizde, tekamül ettikçe hem kalıcı mutlu oluyoruz, hem de iyiliği aklımıza getirmeden otomatikbizim bir parçamız olarak gerçekleştiriyoruz.
İnsan iyiyse kötülük yapamaz oluyor, iyiyi keşfetmişse kötüye yönelmeyi tercih etmemeye başlıyor, ya da tercih etmiyor.

Bir de Hiç bir şey yapmadan duranlar var, onlardan da olmamalıyız. Zararı yok faydası da yok. Bu insana iyi de, kötü de diyemeyiz, o vakit niye var? 
İnsanın bir eylem içerisinde olması lazım.
Hz Adem günah işledi diye biliyoruz. Hatalar olabilir,hataları düzeltme kabiliyeti olduğu ölçüde tekamül eder. Yani insan bir eylem de olmalı. Tercihimiz bunun iyi yönde olması.
Yanlıştan ders alarak tekamül ederek yaşam yolunda ilerliyoruz. Bu yolda ilerlerken tercihimiz iyi yolu seçmek olmalı.
Bunu yapmanın en kolay yolu da “vicdan” Vicdanımızı dinlemek. 
Vicdan nedir? Durumların olayların bilgisi ve bu durumların olayların bilgisi ile bir şeyleri tartmak, tartarken çeşitli durumlarla olaylarla ilişkilendirerekbirlikte tartıyor, vicdan bilmek demek.
Yani şöyle söyleyebilir miyiz?
Duygu ve akıl bir arada değerlendirme yaparak iyiliğe gideriz.
Vicdan; akla getirme, vecd hali, bilmek demek.
Peki vicdanımızla yola çıkarken hangi soruyu sorarasak, en kolayından yolu, iyiliği buluruz?
Sana nasıl davranılmasını istiyorsun?
Kendine yapılmamasını istediğin şeyler neler? Bu şey kendine yapılmamasını istediğin bir şey mi?
Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmama eylemi iyiliği belki tanımlayabilir mi? İçinevicdanı da koyarak bir düşünün.
Bu arada bu bir iletişim, ilişki, yolda yol alma halini de içeriyor. Yani bize nasıl davranılması gerektiğini ya da istediğimizi de çevremize öğretebiliriz. Çevremizde aynı konudaki beklentisini bize öğretebilir. Böylelikle iyiliğe birlikte kavuşabiliriz. 
Peki asıl soru da şu mudur? Mutluluk, gerçek mutluluk?
İyi olmak, iyilik yapmak; mutlu, huzurlu, tamlanmış bir insan haline getirir mi bizi? 
Kötü insan, kötülük yaptığında aslında mutlu olduğunu mu sanıyor?
Bakın size ne anlatacağım. J
Dopamin, beyinden salgılanmış olan bir hormondur. Bu hormonun görevi sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlamaktır. Halk arasındaki söylemi çoğunlukla serotonin hormonu gibi mutluluk hormonudur. Hormonun mutluluk hissi vermesinin yanında başka fonksiyonları da vardır. Hormonun fazlalığı ya da eksik olması ciddi sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olur. Hormonun az olması halinde Parkinson hastalığı oluşurken, sigara kullanımı ya da uyuşturucu alışkanlığında dopamin artışı olması bağımlılık yaratabilir. 
Dopamin hormonunun fonksiyonları
• Hareket
• Hafıza
• Haz verici ödül
• Davranış ve kavrama  
• Dikkat
• Prolaktin üretiminin engellenmesi
• Uyku ve öğrenme
• Duygu durumu
Yani bu dopamin kardeş, bizim yaradılışımızda var ve dopamnindeki olay aslında bedava. Yani lüks bir tripleks ev alarak da, dondurma yiyerek de, yardım yaparak daaynı dopamini salgıladığını biliyor muydun?
Yani ne diyim ki? J))))) Bayağı gülüyorum şu insan evladının para, madde, çıkarlar, statü, mevki vb vb koşturmasına, yarışına. Komik mi, traji komik mi, ne diyeyim?
Yani sevgili dostlar, 
Dopamin kardeş bizde olduğuna göre, bedevadan bize verildiğine görei “mutluluk bizimle ilgili bir kavram,“sahip olduklarımızla” ilgili değil
Öğrenilebilir şeyler bunlar ve geçisi mutluluk sağlıyorlar, ne gibi, son model araba, sürekli telefon değiştirmek,çok geçici mutluluklar sağlıyor.
Olay şu ki; içinden geçtiğimiz çağda hedonik olarak hazdan mutlu olmak bize dayatılıyor, çocuklar da tam da bu etki altındalar.
Hedonik çark, kısır döngüye dönüşüyor, şunu öğrenmemiz ve öğretmemiz gerek;
yaşam koşullarının bizim mutlu olmamız üzerindeki etkisi %10, ama bizim seçtiğimiz düşünce, davranış odaklarımızın mutluluğumuz üzerindeki etkisi
%90. Yani erdemli olmak, hoş görü, iyilik mutluluğu kalıcı kılan şeyler.
Çocuklarımıza iyilik yaparak da, dopamin salgılayabileceklerini öğretmemiz gerekiyor ve ve ve dolayısıyla iyi insanların sayısını arttırarak iyiliğin gelişmesini sağlayabiliriz.
Bir de şunu iyi ayırmamız gerek;
Haz ile mutluluğu. Hazda aşırılık var, aşırılıklar bizi mutsuzluğa götürür (eksiklik olarak da aşırılık diyebiliriz) uyuşturucu gibi, alınırken haz veriyor o an için hazla donatıyor, yaşam bütünlüğü göz önünde bulundurulduğu zaman hezeyan yaratıyor.
Platon insan için iyi olan yaşam, mutluluğu aradığımız yaşam diyor. Hazdan bağımsız olamaz evet insan olduğumuz için, haz kaçınılmaz, bununla birlikte hazlardaki eksiklik ve fazlalık yönündeki aşırılıklardan kaçınarak ancak mutlu olabiliriz diyor. 
Nasıl yani? Dengeli yaşayarak, dengeyi yaşamda kurduğun zaman, erdemleri de beraberinde getiriyor ve kalıcı bir mutluluk geliyor.
Erdem içinde gerekli olan şey, dengeli yaşama nasıl ulaşabiliriz sorusunun cevabında yatıyor. Platon diyor ki,akıl işin içine girmek zorunda. Duyguyu akıldan ayırmamalı ve yaşamda dengeyi yakalamalı.
Geçici hazlar mutlu etmez, daimi ve kalıcı olan mutlu eder.
Kıssadan hisse;
Adamın biri herşeyden uzaklaştırmış kendini. Allah’a teslim olmuş.Ve ermiş. Örneğin sütü ters çeviriyormuş,dökülmüyormuş. Hah demiş, ben erdim. Ayakkabı tamircisi boyacısı kardeşinin yanına gitmiş, demiş ki kardeşim ben erdim. Bak demiş, ters çevirdim süt akmıyorKardeşi de maşallah tebrik ederim demiş.Ermiş kardeşinden o an içeri giren çok hoş bir kadın müşterinin ayakkabısını boyamasını rica etmiş. Ermiş kardeş güzel kadının ayakkabısını boyarken kadından etkilenmiş birden ters çevirdiği süt akmaya başlamış. Ayakkabıcı kardeş; vay ermiş kardeşim dağda ermek marifet değil, gel bütün bu güzellikler içinde er de o zaman görelim. Demiş.
Yani denge, bu dünya öteki dünya muhabbeti. Yaşamda dünyevi ile manevinin dengesi o kadar önemli ki. 
Ve bunun istikrarı, bunu devam ettirebilmek. İyiliği, iyiyi devam ettirebilmek. İşin mucizesi burada yatıyor. 
Sahip olduğun zeka bir şey bilmek demek değildir, zeka o konuda mücadele etmektir, istikrardır, devam ettirebilmektir.
Hazzı duyacaksınız ama o dengeyi sağlayacaksınız. İyi olacaksınız ve o iyiliği devam ettireceksiniz.
Bizim bildiklerimiz, öğrendiklerim,iz kültürümüz, inancımız, bizim öz geçmişimiz o kadar değerli ki, farkında değiliz.
Bakınız; 
Harward da 20 senedir araştırma yapılıyor, biliyor muydunuz? Ve araştırma sonuca bağlandı Mutluluk nedir? Mutluluk, iyiliktir, insanlığa faydalı olmaktır dendi.
Yahu ey dostlar, biz bunu Mevlanadan,mutasavvuflardan dinliyoruz, İbni Arabiden dinliyor, Kur’an dan okuyoruz ki zaten. Ne diyorlar özetle, hoş görün, iyi olun, faydalı olun rahat edin diyorlar
İyiliğe, erdeme yönelmek mutluluktur. Kalıcı, gerçek mutluluktur.
Bir not vermek isterim, yıldızlı not.
İyi olma halini en iyi temsil eden akımlardan biridir diyebiliriz.
Mutasavvuflar; Kur’an’a aykırı hareket etmezler, sadeceKur’an’daki kelimelere takılıp kalmazlar onların manalarına yönelirler, tefekkür ederler. Bilimle, ilimle,felsefeyle birleştirirler, kalıplara takılmazlar, Kur’an’ın tüm insanlığı içeren haline bakarlar, kalıpta takılmazlar.
Ne olur, ufkumuzu geniş tutalım, azıcık okuyalım, araştıralım, bakalım, görmeye çalışalım, örümcek kafalı oluyoruz, cahil oluyoruz
Bilimi, felsefeyi, ilimi, psikolojiyi, sinir bilimi, sosyolojiyi nasıl reddebiliyoruz?
Bunlardan uzaklaşmak bizi kendimizden, özden, özümüzü anlamaktan uzaklaştırıp, kötülüğe, benlikçiliğe sürüklüyor.
Saflık, öz, saf sevgi, vicdan sağlık getirir, ibadete yöneltir, ruhu temizler, çalışmak gibi doğada vakit geçirmek gibi, üretmek gibi, yardım etmek gibi. İyiliğe sevkeder.
Sevgili dostlar;
ortak dil sevgi, öteki değil, ben değil, biziz, biriz.
Bir tek insanda bile iyilik kalsa bize yetebilir, bizi kurtarabilir. İyiliğin mücadelesini vermek savaşmak lazım.
Sen mi kurtaracaksın bu dünyayı? Evet.
Dünyayı kurtaracaklar süper kahraman mı olmalı? Hayır.
Çalışan, işini seven, doğru, düzgün, ahlaklı her insandünyayı kurtarabilir.
“Tek bir insan çok çok şey değiştirebilir.
Sevgiyle, vicdan ile, iyilik ile kalın. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder