23 Mayıs 2018 Çarşamba

Başarılı mısın Başarılı mıyım Başarılı mıyız

Değerli dostlar,

Bu sayıda, “günümüzün”, “modern dünyanın” yaşamımızın gündemine oturttuğu bir konudan, “başarı” konusundan konuşalım istedim.

Hemen konuya girelim;
Önce biraz sorular soralım, soru sormak, doğru soruları sorabilmek önemli, bizi büyük bir oranda doğruya, gerçeğe ulaştırır, haydi sorularımıza başlayalım; 

Başarı nedir?

İyi bir arabaya, bir ev bir arabaya, güzel bir kariyere sahipsek, saygınsak, zenginsek, belli bir statüye sahipsek başarılıyız diyoruz sanki, modern dünyadaolayımız bu. Öyle mi? Değil mi?

Peki başarı;
Kişinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve en ideal haliyle kendini gerçekleştirebilmesi.” olarak tanımlanabilir mi?

Başarı öncelikle hedeflere de bağlı bir şey olabilir mi?
“Her” insanın, “eşit” ve “aynı” şekilde açıklayabileceği bir şey mi? 

Verimlilik, tatmin, huzur, mutlu olma başarının kriterleri midir? Başarının kriterleri nedir?

Dostlar başarı;
Hiçbir insanın, eşit ve aynı şekilde açıklayabileceği bir şey değildir. 
Görecelidir.
Kişinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve en ideal haliyle kendini gerçekleştirebilmesidir. 
Kişinin “kendi” isteğiyle, “kendi” koyduğu hedeflere ulaşabilmesidir.
Verimlilik, tatmin, huzur, mutlu olma başarının kriterleridir.

Peki günümüzde böyle mi?

Modern dünyada; en genel geçer başarı tanımı,zenginliktir.
Zenginlik çoğu kişi için bir başarıdır.
O yüzden, hedeflerin içinde illaki zengin olmak olur.
Başka bir deyişle; zengin olan kişi kendini başarılı zanneder.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre, kişi başı gelir yükseldikçe mutluluk skorları düşmüş. Servet de artış olmuş, ama mutlulukta düşüş olmuş.Depresyonda artış olmuş
Burada olay şu; temel ihtiyaçları karşıladıktan sonra gelen para mutluluk getirmemeye başlıyor. Bunun bir eşiği var. Eşikde öyle büyük bir zenginlik seviyesi değil, aksine para arttıkça mutluluk süresi düşüyor. Kısa vadeli mutlulukların yerini, uzun vadede mutsuzluk alıyor.

Bu durumun asla bir sonu yok, sahip oldukça fazlasını istiyoruz ve tatmin olma seviyemiz, sahip olduklarımızdan yetinme, mutlu olma seviyemiz düşüyor ve her seferinde daha da fazlası daha da fazlası diyoruz. Belli bir zenginliğin üstünde artık mutlu olmuyoruz.
EIimizde oIan şeyIeri çok seyrek düşünürüz. Eksik oIanIarı ise daima.

Arthur Schopenhauer  

Yeni ev alıyoruz. Manzaranın tadını çıkaracağım diyoruz. Kısa sürüyor, bir süre sonra manzaraya dikkat etmemeye başlıyoruz.


Buna hedonik adaptasyon deniyor.

İnsanoğlunun yaşadığı ortama uyum sağlayabilmesi, işlevsel olabilmesi ve hayatta kalabilmesi için adaptasyon çok önemlidir. Hepimiz günlük yaşamımızda farkına varmadan birçok şeye uyum sağlıyoruz. İlk başlarda haz duyduğumuz şeylere giderek alışmanın sonucunda artık hoşlandığımız şeylerden haz alamamaya başlıyoruz.
İnsanın başlangıçta büyük mutluluk duyduğu ve haz ihtiyacını tatmin edebildiği çeşitli olaylara, etkinliklere ve durumlara zamanla uyum sağlaması sebebiyle haz ve tatmin kaybı yaşamasıdır. 

Hedonik adaptasyon nelerde olur, olmaz?

Şöyle diyebiliriz;
Eşya gibi, maddi birtakım şeylere çaba yoluyla, acı çekerek diyelim, ulaştığında daha anlamlı oluyor.
Kolay yol ile ulaşıldıysa, kısa sürede tatmin kaybı oluyor.
Aslına bakarsanız, ilişkilerde de bu durum söz konusu, çok derin değer odaklı değil ise ilişki ve/veya kişinin/ilişkinin pozitif taraflarına değil de negatif taraflarına odaklanınca da üretim kalmıyor, tüketime geçmiş oluyoruz, tatmin seviyemiz düşüyor. 

Ayrıca günümüzde; sürekli konsantre kısa yollar sunuluyor bize, başarılı olmak adı altında sunuluyor.
Çabaya gerek olmadan, kısa yoldan zengin olmak, kısa yoldan kariyerde ilerlemek gibi. 
Başarıya yönelik sabır eşiğimiz de düştü, bir çaba göstermeden hemen başarılı olmak istiyoruz.
Gencecik kişiler, CEO olmak istiyor ve kısa sürede de bir şekilde bunu sağlıyolar, sonra kalan zamandaki başarı boşluğu büyük bir mutsuzluğa itiyor insanları.
O vakit başarıdan bahsedemiyoruz.

Yetişme tarzımızda da bazı sorunlar var. Büyüklerimiz ne der genel de? 
Yavrum, evladım ne olursan ol yeter ki “baş” ol, bir şeyin başı ol, hiç bir şey bulamadın soğan başı ol gibi. 
“Oğlum müdür.” “Oğlum zengin” Oğlum patron” ya da kızım. J
Oğlu, kızı nasıl müdür oldu, ne konuda başarılı, uzman, yaratıcı, yaptığı işi gerçekten layığıyla yapıyor mu? Ve ve ve en en en önemlisi, buraya çok dikkat çekmem gerekli; yaptığı iş ile ailesine, çocuklara, topluma, çevresine vb nasıl bir katkısı, faydası var, var mı? En önemli soru bu.

Allah aşkınıza, 20 küsür yıldır iş hayatındayım, çok netim ki çok az insanda yöneticilik vasfı vardır. Modern iş hayatı sanal statüler yaratmış durumda. Bunun yönetimini çok iyi ve doğru yapan kurumlarda şöyle bir olay oluyor, maaşlar yükseliyor (uygun bir sistemde bunun detayının yeri bu yazı değil diye geçiyorum), ünvan yükselmiyor, o yüzden ortalarda vasıfsız yöneticiler, müdürler, direktörler uçuşmuyor. 
Modern iş hayatında artık çoğunlukta, ekip ruhundan, stratejiden, insan yönetmekten bir haber kişiler yöneticiler uçuşuyor.

Bakıyorum, bir sürü girişimcilik programı var. Herkes katılıyor, girişimciyim diye geziniyor. Kendi işimi yapayım daha rahat ederim diyor. Ben 09:00-18:00 örneğin çalışmak istemiyorum diyor, halbuki girişimcilik dediğin daha çok çalışmak ki.

İş sabah erken kalkmaya, çaba göstermeye gelince tökezliyor. Asıl patron kişi, girişimci kişinin iş odağı, çabası, çalışması yüksek olmalıdır, başarılı girişimci dediğimiz kişi erken kalkar, yol alır diyebiliriz, daha çok çalışır, çalışması gerekir.

Bir de bu bahsetmeye çaıştığım modern dünya, modern iş hayatı, para odaklı hal, altı boşaltılmış başarı odağı bazı farklı sonuçlar da doğuruyor.

Kimse marangoz olmak, su ustası, elektrik ustası olmak istemiyor. Ortalık inşaat mühendisi kaynıyor, ama evinizde suyla, elektrikle ilgili bir sorununuz olduğunda iyi usta bulmak, hatta usta bulmak zor oluyor. 
Tabii meslek liselerine de ihtiyacımız var. Sistemde de sıkıntılarımız var, o da ayrı bir tartışılması gereken ve hatta bir an evvel çözüme kavuşturulması gereken bir konu.

İllaki bir dağın zirvesine çıkmak zorunda değiliz ki.

Formüla yarışlarını kazanan formüla pilotunun aracının bakımını yapan, yarışta hizmet veren ekibin yaptığı o işleri yapmak hiç de kolay değil. Bunları yapan kişiler de oldukça büyük başarılara imza atmış oluyorlar, öyle değil mi? Bence kendileriyle en az yarışçı kişi kadar övünebilirler.

Peki nerede kalmıştık? Hedonik adaptasyon...

Manevi, değer odaklı durumlarda, dostluk gibi, alışma diyelim, tatmin kaybı olmuyor, aksine ihtiyaç duyuluyor, hep mutluluk, güven hissettiriyor. 

Şöyle de açıklayabiliriz;
Dostluk, çocuklar vb ilişkiler üretim gerektiriyor. Değerler; üretim, gelişim, öğrenme, süreklilik gerektiriyor
Bunlar uzun vadeli başarı oluyor.
Burada üzerinde durmamız gereken, üretim odaklı ilişkiler, tüketilen, yüzeysel ve/veya negatif içeriğine değil pozitif içeriğine odaklanılan ilişkiler uzun vadeli oluyor. 




Hepsinden önemlisi;
İnsanın kendi koyduğu hedefe ulaşması konusu.
Toplumumuza baktığımızda hedeflerin çoğunu başkaları koyuyor.
Anne babaların çocuklarına koydukları hedeflerle başlıyoruz yaşama.

Kendine ait bir fikri olması, başkasına ait yüz cümlesi olmasından iyidir aslında.


Çocuklarımızı baleye yazdırıyoruz, diğer insanlar yapıyor biz de yapalım diyoruz. Çocukların çoğu balerin olmuyor, çocuk için aslında bir nev’i zaman kaybı.
Çocuk istiyor mu? Soruyor muyuz?

Buraya bir de önemli bir not düşme ihtiyacı duyuyorum;
Üstün başarılı çocuklarda yapılan bir araştırmada; varlıklı ailelerin çocukları değil, oyun oynayan çocukların testlerde daha başarılı oldukları gözlemleniyor.
Çocukluk dönemlerinde oyun oynamak çok önemli. Vaktinin önemli kısmını oyunla geçirmek, çocuğun başarılı olması için çok önemli, çocuğa duygusal ve sosyal beceriler kazandırıyor.
İletişim, işbirliği, problem çözme, çatışma çözümlemeyetileri kazandırıyor.

Ve ayrıca serbest oynadığında, neye ilgi duyduğunu da keşfediyor, aile de bunu görüyor. Çocuğun kendi seçtiği alanı keşfedebilmesi çok önemli, ailenin sorumluluğu bu yolda çalışmak.

Oyun, duygusal gelişim, sosyal gelişim için çok önemli.Kişiyi özgürleştirir ve başarı otomatikman ortaya çıkar 
Ayrıca; çocukların hepsinin, okulda, her konuda başarılı olmasını bekliyoruz.
IQ temelli beceriler isteyen, IQsu yüksek çocuklar okulda daha fazla başarılı olurlar.
Bedensel becerisi olan çocuklar sosyal becerileri olan çocuklar da var. Başarı alanları farklı. Zorladığımızda potansiyelini gerçekleştirmeyen organizmalardoğuruyoruz.
Birçok insan bundan dolayı mutsuz oluyor, mutsuz büyüyor, mutsuz bir büyük haline geliyor. Herkesin ayrı bir potansiyeli vardır
Kişinin hangi alanda potansiyeli varsa onu o alanda desteklemek gerekir
Yapamadıklarına bakıyoruz, yaptıklarına değil.

“Aslında herkes bir dahidir… Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir.” A. Einstein

Gelelim hedeflere
Hedefleri biraz inceleyelim;
Dış kaynaklı hedeflere örnekler verelim; doktor olmak,mühendis olmak
İç kaynaklı hedeflere örnekler verelim; insanlarda sağlık,eşitlik bilinci yaratmakdeğer odaklı hedefler.

Hedeflere ulaşmak konusuna gelince; eğer değer odaklı hedef koyarsanız buna ulaşması neredeyse ulaşılamaz,yani tüm dünyayı sağlıklı kılamayız, tüm dünyaya eşitlik bilincini yayamayız, bu bir yandan güzel bir şey, her zamana yaşam enerjimiz olur. Aslında bu, sağlıklı bir moddur. Olması gereken iç kaynaklı hedeflerin her zaman var olması gerektiğidir. Varolmamız, insanın dünyadaki sürekliliği için gereklidir.

Başkalarının koyduğu dış kaynaklı hedeflere gelince de, kişiler bu hedeflere ulaşınca başarılı olduklarını sanıyorlar ve bir mutluluk yaşıyorlar evet, bununla birlikte bu kısa sürüyor, sağlıksız bir başarı oluyor ve bu mutsuzluk doyuruyor.

*Aslolan, diğer insanların hayatlarında etki yaratacak hedefler gerçekleştirmektir. Bu tarz hedefler gerçekleştirildiğinde ulaşılan başarı, sağlıklı başarı olur.

Gerçek başarı etik değerlere uygun olursa gerçekleşir diyebilir miyiz?  

Zengin koca ile evlenince hayatını başarılı sanıyor. Başkasının zenginliğiyle mutluluk mu?
Seçilmiş yalnızlık mı? Kendi seçtiği yaşam mı?

Peki size bir soru. Onurlu başarı mı? Onursuz başarı mı?
Bu nasıl olur ki?

Değerlere dayanan, değerlere dayanmayan başarı.

İşini iyi yap, dürüst ol, çalışkan ol, yaratıcı ol mu?
Yerine soğan başı ol, yeter ki baş ol. Göstermelik başarı mı?

Zirvede kartallar da, bulunur yılanlar da. Biri sürünerek,diğeri süzülerek zirveye gelmiştir. Demiş Cenap Şahabettin.
Yani başarıya giden yolun nasıl olduğu da önemli.
Önemli olan zirvede olmak değil, oraya nereden nasıl geldiğin de önemlidir.
Burada devreye etik değerler giriyor.
Gerçek başarı etik değerlerle tanımlanmalı mı?

Örneğin onur, vicdan, özgürlük değerlerimiz dersek. Bunlar başarının kriterleri mi?
Bence onurlu  bir başarısızlık, onursuz bir başarıdaniyidir
Liyakatle değil de, yaranmayla bir pozisyona gelmemesela. Hangisi iyi?
Kadınlara sorun; mutluluk, başarı nedir? Zengin bir koca bulmak ise cevap.
Bu onursuz bir başarı bana göre, ben onurlu yalnızlığı tercih ederim.
Bağımlılığa dayalı bir ilişki yerine, seçilmiş bir yalnızlığı tercih ederim.


İlişkilerde mesela; cesaret, samimiyet, dayanışma çok azaldı. Kazık atmalar, ihanet var, saygı yok.

Dizilerde bile, izlediğimiz programlarda bile daha sert yapılar, ilişki yapıları sunuluyor.
Saygısızlık var, kabalık var.

Bagajda beyzbol sopası taşındığı günlere geldik.
Trafik gibi ortamlarda diyeyim, hanımefendiler bile küfür ediyor, pencereler açılıyor, eller dışarı çıkıyor.
Davranış bozuklukları artıyor.

Tabii araya bir not düşeyim; dünyanın, tüm yaşamın ölüm ilanını vermiyorum, iyi tarafta yaşıyor, hala var, bundan ümidimizi yitirmedik.

Bunların daha da artmaması için bunları konuşmalıyız.Saygısıza saygısızlığını ifade etmeliyiz örneğin. Saygıya çağırmalıyız.

Aslolan erdemlere, değerlere dayanan toplumsal statü daha güçlü.

Modern dünya da Al Capone başarılı, güçlü, idol. Öyle mi sizce? Çalışma arkadaşının başına toplantı sırasında herkesin gözü önünde beyzbol sopası ile vuruyor, adam sanırım beyin kanamsından ölüyor. Kahraman addediliyor.

Dallas dizisini hatırlayanlarınız vardır. Herkes dizideki JR karakterine hayran. Adam uzulsüz, kötü, ihanetle bürülü diyeyim özetle bir yaşam biçimi, davranış biçimi içerisinde, bizler adamı rol model yapıyoruz. Başarılı buluyoruz, çünkü zenginliğe giden yolda her şey mübah tabiri caizse.

Sizce onurlu mu? Başarı mı? Gerçek başarı mı?

Bir de işin rekabet boyutu var. Olay aslında sadece kendimizle ilgili bir şey iken, hep bir başkası için, başkasına göre, başkasıyla kıyaslama durumu oluyor.

Sosyal kıyaslama etkisi.
Harvard Üniversitesi’nde bir araştırma yapıyorlar.Öğrencilere 2 seçenek sunuluyor.
1-Size 50bin dolar vereceğiz, Ahmet’e (sözün gelişi) 25bin dolar.
2-Size 100bin dolar, Ahmet’e 200bin dolar.
Hangisini tercih ederseniz?
Öğrencilerin büyük yüzdesi, ilkini seçiyor. Diğerinden daha fazla olayım da, ben daha az alayım sorun yokdiyor. Yeter ki diğerinden fazla alayım.
Kendi sahip olduklarından fazlasına sahip olacakken, sırf Ahmet daha az kazansın diye tercih etmiyor. Sırf rekabet duygusuyla.

Tarihte de bu yok mu? Selçuklu ömürlü olmuyor.
Osmanlı da devrilme ihtimaline karşı, kardeşler birbirlerini yok ediyor. Bu asıl devrilmesini hızlandırmıyor mu?
Fabrikam varsa, önce bir kardeşleri, yeğenleri yok edeyim, bir şekilde yok etmeliyim diyor kişiler.

Birileri sigarayı bırakıyor, etrafında içmeye devam edenler sürekli kişiye sigara ikram ediyor. “Yahu iç bir taneden bir şey olmaz.” Gibi.

Bu durumlar, bazen başarılı kişiyi de farklı bir psikolojiye de itebiliyor.
Becerili olduğunu saklamak, çaba göstermek istemiyor bazen kişi.  
Utanç, korku, kaygı, başedemeyeceğini düşünmek gibi hallere giriyor.
Başarıdan korku, düşman kazanırım, sorumluluğum artar, yalnızlaşırım gibi duygular.
Kadının da bu durumlarda işi zor olabiliyor.
Kadın başarılı oldu mu, daha da sıkıntı. Ulaşabilecekleri en yüksek seviyenin bir tık altında duruyorlar bazıları, diğer erkekler ile cebelleşmemek, evdeki efendiyi küstürmemek için, toplum erkeğe izin veriyor, kadına izin vermiyor bazen. Erkeğe ve kadına yüklenen toplumsal rollerin getirdiği ve toplumun bu konuyu değerlendirme haline karşı durum böyle olabiliyor. 

Bir de; kalbini açmayan insanlar var.
Günlük dilde egolarıyla, kendilerindeki boşluğu doldurmaya çalışan, bunun farkında olmayan, kendilerini olduğundan daha üst seviyede gören ve başarılı sanan. 
Halbuki bilse ki; kalbini açtığında bir huzur oluyorinsanda ve uzun vadeli huzur.

Ve önemli konulardan birisi de;
Sistemin sunduğu bir illüzyon var.

Sadece zengin ailelerin çocukları, sadece iyi okullarda okuyanlar başarılı olur algısı.

Halbuki genelleme yapmamakla birlikte; bu tip avantajlar, müreffeh bir zümrenin mensubu olmak insanı anlamdan kopartabiliyor, insanlık adına değerler yaratabilmeden uzaklaşmaya neden olabiliyor. 

Bahaneler üretmemek gerek. O zengin ondan başarılı, o iyi okulda okudu ondan başarılı diye bir şey yok. Başarı kişinin kendi içinde olan bir şey. Dış etkenler etkili olabilir, destek, yardımcı olabilir, dış etkenlere ihtiyaç duyulmadan da çok yüksek başarılara ulaşmış kişileri izledik tarihte, izlemeye de devam ediyoruz.


Van Gogh bunun en iyi örneği. Açın inceleyin lütfen.

Peki bir genel toparlama yapalım;

Başarı hayatımızın olmazsa olmazı ve içi boş bir kavram olmaya başladı.
Pilav çok başarılı diyor genç.  Lezzetli, leziz derdik.
Çocuk üniversite sınavını kazanamadı başarısız diyoruz. Niye ki? Hayatta bir o mu var?

Başarı yarına kalmamızı sağlar.
Pozitif bir şey elbetteki. Altı dolu olursa gerçek olur ve uzun vadede mutluluk yaratır.

Olimpiyat sırrı diye bir laf çıktı son yıllarda. Olimpiyat oyunları bir ülkede gerçekleşirse, o ülkenin bir sonraki sene olimpiyat başarısı artıyor.

Yani başarılı olmak tek başınıza yetmiyor, sistem, ülkenin, şehrin, ailenin gelişim kültürünüz de üretime, pozitife, çalışmaya vb pozitif şeylere yönelik olmalı, desteklemeli.

Değerler sistemi, ailede iyi, okulda iyi, çervrede iyi,şehirde iyi, ülkede iyi olması, gelişim odaklı olması gerekiyor.

Ve bilinmeli ki bazen, hatta çoğunlukla başarı karşılık bulamayabiliyor. Aferincimiz kendimiz olmalıyız. Az ileride bahsedeceğim.

Para, mutluluk, başarı gibi bir denklem yoktur,
Mutlulukla başarı arasında da sıkı bir bağ yok


Bu hayattaki birinci amacımız, başkalarına yardım etmek. Eğer yardım edemiyorsanız, en azından canlarını yakmayın. Dalai Lama

Başarılarınızı, onları kazanmak için nelerden vazgeçtiğinizle ölçün.
Dalai Lama

Anlamlı bir hayat para veya diğer imkanlar ile ilgili değildir; kendimizi olabildiğince diğer insanlara yardım etmeye adamakla ilgilidir. / Dalai Lama




Ne dedik; bazen, hatta çoğunlukla başarı karşılık bulamayabiliyor. Aferincimiz kendimiz olmalıyız
Başarılı oldunuz, size birisi aferin diyecek mi? Bu soruyu sorun kendinize.
Aferincimiz var mı? Anne, baba, babaanne, anneanne, bir dost vb. Hepimizin iyi bir şey yaptın denmesi hoşumuza gider, bizi motive eder. 
Buna sahip olmak kolay değil, bu her zaman olmaz.

Aslolan kendi başımıza aferin dediğimiz zaman daha başarılı olacağız, bunu keşfetmeliyiz. Kendime aferin vermeliyim. Başkasının beni, yaptığımı beğenmesine ihtiyacım yok, yaptığım iş ile topluma, en az bir kişiye fayda getirdiysem aferini hak ettim, bitti, nokta. 


Tabii burada şu da devreye giriyor;
kendini samimiyetle eleştirmek ve dışardan bir uzmanın seni samimiyetle eleştirmesi de önemli.
Kendisini çok abartan insanlar, özellikle ben 42im bitmek üzere, benden bir 5-10 yıl yaş öncesinden bu durum başlıyor, 1980 sonrasında çok görülüyor, özellikle yeni gençlik de varHer şeyi yapabilecek kadar muhteşem insanlarla doldu her yer. Öyle sanıyorlar. “Biz olduk” modu. Cahil cesareti içinde olabiliyorlar, öz eleştiri eksikliği ve çevresinden de samimi eleştiriler varsa bunları almamak gibi talihsiz bir gelişime kapıları kapatma halleri oluyor.

Öz eleştiri, geribildirimler çok önemli.
Geribildirimi verenin objektif, akılcı, samimi, yapıcı geliştirici olması önemli.
Bunlarda kişiyi başarıya ulaştıran önemli iletişim araçları.




Peki ne yapacağız?

Hayatın en büyük hataları, başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeyen insanların vazgeçmelerinden dolayı olur. Edison
Vazgeçmeyeceğiz.

Aristo’nun dediği gibi “Mükemmellik, tekrar ve çalışmaktan ibarettir.”
Çalışacağız. Disiplin çalışma, çabalama önemli.

Ben şu bilgiye ulaşamıyorum, şu eğitimi alamıyorum vb bir ihtimal yok artık günümüzde. Yorgunum, uykum var haline bırakmak doğru değil. Pozitif enerji dolu, motive olacağız. Depresif olmaya çok müsaitiz, bu moddan çıkacağız.
Hayat çabaladığımızın karşılığından ibaret.
Çalışmaktan kaçınmayacağız.

Bahaneler ikna ediciliğini yitiriyor artık. Komik duruma düşmeyelim, önce kendimize.
Kendimizi başarıya layık göreceğiz, layık gör, bahaneler üretme, fanuslar üretme.

Herkes başarı istiyor, hiç kimse bedelini ödemek istemiyor, çaba göstermek istemiyor kolay yoldan ulaşmak istiyor

Başlamasını bilmek, sürdürmeyi de bilmek, bazen bitirmeyi de bilmek lazım. Böyle bir yol, bu yolda doğrusu ne ise tesbit edip ilerleyeceğiz.

Yaşamı dinleyeceğiz, anlamaya çalışacağız, deneyimi özümseyeceğiz ki yaşam tecrübesi sahibine, nereye gittiğini bilene, yaşam yol açar.

Ve en önemlisi; kendim için yapmalıyım, başkaları beğenecek, sevecek diye değil.
Kendim için başarılı olacağım, başkasının iyiliğine, toplumun vb başkasının faydasına olmalı bununla birlikte bunu en önce kendim için yapacağım. 

Neler demişler konuyla ilgili birlikte okuyalım haydi;

Güçlükler başarının değerini arttıran süslerdir. Moliere

İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür. Platon

Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapınTheodore Roosevelt

Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland
                                           
Başkaları yararına iyi bir şey yapmak görev değil, zevktir. Çünkü sizin sağlık ve mutluluğunuzu artırır.     Zoroaster

Başarının sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir.   Mark Kay

İnsanları olgun ve ahlaklı bir hale getirmeden daha iyi bir dünya beklemeyiniz... Bunun için de her birimiz önce kendimizden başlayarak sorumluluğumuzda onların eğitimi için çalışmalıyız. Ancak bunun da yöntemlerini öğrenmek yapılacak ilk iştir. / Marie Curie
Eveett sevgili dostlar,
Başarı bizim, yani hepimizin, hepimiz biriz. J
Kendimiz için başarı yolunda yaptığımız her şey aynı zamanda hepimiz için.
“Mutlu” olmak, “gerçek” mutluluğa kavuşmak istiyorsak, bunun farkına varmalıyız.

Başarılar, mutluluklar dileklerimle...
Dilara Koç


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder