10 Haziran 2017 Cumartesi

An (Bence hayati bir konu)



An
(Bence hayati bir konu)

Değerli dostlar,

Hayati önem taşıyan bir konudan tahminen birkaç yazıda bahsediyor olacağım.
Tek yazıya sığmayabilir gibi hissediyorum şu an. 

Tüm sorunların (bizim sorun dediğimiz, sorun olarak kabul ettiğimiz), tüm endişe ve korkuların, stresin, psikolojik gel-gitlerin vb negatif konuların diyeyim özetle çözümü diyebiliriz. (Bir 2. konu daha "an" konusuna ek olarak ondan da başka bir yazıda bahsedeceğim. 2 ana konu. Yaşamın çözümü, akışı, huzuru bence bu 2 konuda.)

Ufak ufak konuya girelim. 
Konuyu anlaşılır anlatmaya çalışacağım. 
Üzüldüğünüz, içinizde ukte kalan konularınız,  canınızı acıtmış olan geçmişte yaşadığınız konularınızı düşünmeye, onlara üzülmeye, canınızı acıtmasına izin vermeye "şu an" hala devam mı ediyorsunuz? 
Geçmiş (miş), gitmiş (miş), bitti (di) gitti (di) dediğiniz konu geçmemiş, gitmemiş hala sizinle mi? 
Peki şu an ne yapıyorsunuz? İştesiniz, bir arkadaşınızla sohbettesiniz, çocuğunuza yemek yediriyorsunuz, bir düğündesiniz vb vb. Aslında hiç birinde değilsiniz, yaşadığınız geçmiş olayın içindesiniz, akamamışsınız, orada kalmışsınız. 
Geçmişteki o konunun zihninizden çıkmasının size göre bir çözüm yolu varsa yaptınız mı? O konuyla yüzleşmek, konuyu kabul etmek, konuyla ilgili ne bilim konuya bağlı olarak ilgili kişilerden özür dilemek ve/veya ilgili kişilerle kendilerine kırıldığınızı paylaşmak... Aslında olması gereken bunları "o an" yapmanız, yapmadınız peki şu an yapın, çözüm oldu olmadı. Bırakın. Geçmişteki o konudan kurtulmanın bir çözüm yolu var mı? Var. Adı üstünde geçmiş. Olay, konu "geçmişteki o anda" yaşandı ve bitti ve yeni ana geçtik. Bırakın. 
Bırakmadığınız durumdaki bu ruh hali, düşünce halinizle "şu an" düğünün tadını alıyor musunuz? İçtiğiniz kahveden bir şey anlıyor musunuz? Bir sınava girdiniz diyelim soruları okuyup anlayabiliyor musunuz? İşinizi doğru düzgün yapabiliyor musunuz? Çocuğunuza yemeği sevgiyle mi yoksa geçmişin üzerinizde bıraktığı üzüntüyle belkş sabırsızca, kızarak mı yediriyorsunuz?
Ne oldu? Ne geçmişi çözdünüz, ne anın hakkını verdiniz, ne de bir "an"lamı oldu, hiç bir şekilde iyi olamadınız. 

Gelelim geleceğe. Aynılarını gelecek için düşünün. Bir eviniz var, ama siz daha büyük bir ev istiyor ve hayal ediyorsunuz. Sırf bu yüzden şu an oturduğunuz evin boyası akmış boyamıyor boyatmıyorsunuz, mutfak küflenmiş geçici şalap şap çözümlerle küften kökten kurtulmuyorsunuz. Yarın işiniz var bir gezmeye gittiniz 1-2 saat oturup kalkacaksınız. O 1-2 saat boyunca sabah erken kalkıp işe gideceğinizi düşünüp duruyorsunuz. Zayıfsınız, sağlıklı bir kilodasınız diyelim çok sevdiğiniz bir tatlı ikram edildi bir orta büyüklükte yemenin hiç bir zararı yok, bir parça bile alsam en az 3 kilo alırım gibi bir düşünce ile ikramı kabul etmiyorsunuz. Başınız ağrıyor, doktora gitmeden ve/veya biraz su içeyim, bir şeyler atıştırayım, uyuyım, ağrı süresi uzadı doktora gitmeden teşhis koydunuz kesin beyin kanaması geçirip ölcem diyorsunuz. Bu yüzden işe gidemediniz, kimseyle görüşmüyorsunuz vb vb. Özetle olmamış bir şeyler için yargılamalarla, yarattığınız düşüncelerle anda sahip olduklarınızın, anınızın değerini hiçe saymış oluyorsunuz. 

Bu ve bu gibi duygu, düşünce ve davranışlarla şimdiki anı karanlığa gömüp, kendinize, sırtınıza, ruhunuza yük, negatif enerji, sıkıntı yaratmış oluyorsunuz. 

Halbuki sağlıklı olan huzuru, sevinci, neşeyi yaşamaya odaklanmak, anda bir sorun varsa anda çözmeye çalışmak ve anda yaşayıp bırakmak, sonrasında sonraki ana akmak...

Olanı kabul etmek müthiş bir ferahlık ve huzur içerir. Bunu yaşamaya devam ettikçe, "anın gücü" ile yaşamımıza, tüm anlarımıza pozitif akmaya başlar. "Anlam" çoğalır. Her şey "Nitelik", "önem" kazanır. Neşe çoğalır. 
Bu enerjetik, gayet bilimsel bir olaydır. 

"Anda olmakla" , "anı yaşamakla" koşulların, mekanların, insanların sizi mutlu etmelerini talep etmez, ihtiyaç duymazsınız. Geçmiş ve gelecekten bir beklentiniz olmaz ise "anın" mutluluğuna varırsınız. 
Alkol, uyuşturucu, antidepresan, alışveriş, televizyon gibi kısa vadeli rahatlatıcı araçlara ihtiyaç duymazsınız. 
Olanı kabul eder, olana direnmezseniz, olanı anda yaşarsanız, orada yaşayıp bırakıp yeni ana akarsınız. Bu şekilde yaşam mücadeleleriyle, zorluklarıyla daha kolay başa çıkabilirsiniz. 

Bu seferlik burada keselim. Bir başka yazı ile biraz daha konuyu pekiştirir, aynı zamanda da 2. önemli dediğim konuyuda işlemeye çalışırım. 

Bakalım konuyla ilgili neler söylenmiş, çok söz var, bazısını aldım ekledim. 

Buyrun;

‘’Bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı olabilmenin sırrı ne geçmişin yasını tutmakta, ne de gelecekle ilgili endişe duymakta. Sağlıklı olabilmenin sırrı bilgece ve farkında olarak anda yaşamakta.’’
Buda

En çok yaşamış olan uzun seneler yaşamış olan değil, hayatın manalarını en fazka anlamış olan insandır. J.J.Rousseau

Dünü ya da bugünü değil, anı yaşamalısınız. Çünkü şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa eğer bugün olmaz. W.Shakespeare

Geçmişin keşkeleri ve geleceğin endişeleri şu anımızı çalan iki hırsızdır. 
Üstün Dökmen

Asla geçmişte yaşama, daima geçmişten ders al. Mevlana


“Hayat ön provası yapılmamış bir tiyatro gösterisidir. Bu, alkışı olmayan tiyatronun perdesi kapanmadan; gülün, şarkı söyleyin, dans edin, aşık olun… Hayatınızın her anını değerlendirin.” Charlie Chaplin

Sevgiyle, anın gücüyle dostlar. 

1 Haziran 2017 Perşembe

Çok yoğunum lafının dayanılmaz ağırlığı

"Çok Yoğunum" lafının bendeki dayanılmaz ağırlığı 🤔🙄😥😴😉

Ve en önemlisi "an" 
"Zamanı" bırak, "ana" bak. 
"İşim çok. Yetişemiyorum. Yoğunum sana dönemiyorum...."
Bu lafların, daha çok da "yoğunum" kelimesinin bende uyandırdığı derin acı. 😴😥🙄🤔
Dikkat ettim bende başka herkes ama herkes çok yoğun. Ama herkes. Evde işte okulda, büyük küçük çoluk çocuk genç herkes çok yoğun ve aynı zamanda çok sıkıntılı ve çok zor işleri. 
Dikkat ettim bir benim işim süt liman, sıfır sorun, birde feci kolay. 🙄
"Aaa tabii canım, Bakıyorum sosyal medyaya takılıyor, geziyor, tozuyor."
"Güzel kardeşim sosyal medyaya akşam, öğlen yenilen yemeğin resmini koyunca... Ha siz 7/24 çalışıyonuz yemek yemeden su bile içmeden peki ya tuvalet o da mı yok? vayhh canlarım. Artı hayatım yemeklerde ve molalarda geçmiyor tabii ki, paylaştıklarım işimin, özel hayatımın bir küçük parçası ki.😉" 
Örneğin bugün şu an Diyabakır'dayım yeni havaalanına girdim ve uçakta aksilik çıktı tahminen rötarsız minimum evde saat 01:00 de olacağım (gece) ertesi gün işe tekrar gideceğim. Bunu niye paylaşayım? Bu işimin sık sık yaşadığım bir olayı. Niye paylaşayım da yorgunluk, sıkkınlık, negatif yayayım? Niye? Neden? Niçin?
Yoğunsan yoğunluğun kafanda yarattığın sanal bir negatif enerji olmasın. Aklın var? Önceliklendirme? Zaman yönetimi? Peki ya "an" Geleceğim o konuya. 
Sadece mail yazarak, dizi izleyerek, lavabo hipolayarak da "yoğun" olabilirsiniz. Bu bir seçim olabilir mi?
"Size gelemeyiz, bugün temizlik yapacağım."  "İşte mesai yapmam şart." Şartsa yap, şartı değerlendirecek sensin. 
"Kafamı kaşıyacak vaktim yok." "Yoğunum" "işim çok zor."
Offff deliriyorum yeminlen, nasıl, anı kaçıran, anın değerini yitirten, yaşamın akışını engelleyen feci kötü  ve başarısız olan ve ne iş yapıyorsan eninde sonunda işini, yaşamını başarısız kılan bir mazeret. 
Sağlık sorunları dışında hiç bir ama hiç bir işin, konunun, olayın sıkıntılı, çözümsüz, zor ve yoğun olduğunu kabul etmiyorum.
Hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. Doğaya, insanın doğasına aykırı. Ben en azından tuvalet molamda annemi, çocukları ararım, bir sorarım. Hiç mi ayarlanamadım böyle yaparım.
Tuvaletimi yaparken annem annem olduğu için ayıp olmaz anlamaz bile hatta sağlığını sorarım, ihtiyacı varsa ya da benim konum neyse konuşurum kapatırım. Ayrıca evelallah aynı anda en az 2 iş yaparım. Kahve içerken rapor hazırlayabilirim, mail atabilirim, iş/özel konuşmamı yapabilirim. :) 

İşinizin sürekli ya da sık periodlarda yoğun, zor, çözümsüz sıkıntılarla dolu olduğunu düşünüyorsanız bunda büyük bir terslik vardır. Bu kısmı iyi düşünün, ciddi ve büyük bir terslik.
İş yapış şeklinizde, bakış açınızda, aklınızı kullanma şekli ve seviyesinde, psikolojide, işin kendinde...
Kişinin İllaki kendine, sevdiklerine, hobilerine... ayıracağı zaman vardır. 
Hayat... Kısa mı? Uzun mu? Her ne ise, kendine ve çevrene bunu zehir etmeye değer mi?
Ya da etmeyi tercih ediyorsan senin sorunun, lütfen benimle paylaşma.

Ha bir de başka zaman alıcılarında varsa benle hiç hiç hiç paylaşma. Ne gibi? Hırslar, dedikodu, kıskançlıklar gibi. 
Eve iş getirmek gibi. Hem işin kendini hem de işle ilgili söylenmeleri...
Aklın yok mu? Bu ayırımı yapamıyor musun? 
Çok kriz acil, kritik ayırımı yap, böyle olmadıkça işi işte bırak, iştede işine bak, işin odak noktasına konsantre ol, işini yap, yani işinin "anını" yaşa bak bakalım zaman mefhumun olacak mı? İş bitmiyor diye bir şey yaşayacak mısın? Kafanı kaşıyabilecek misin?😉
Boş zamanı, işten molası olmayan insan sağlıksız olur, depresif olur, parasıda olsa mutsuz olur.
"An"
İşte, özelde, çalışırken, eğlenirken "anı" yaşayan insanın en başta sahip olduğu şey sağlık, iç huzuru ve mutluluktur. 

"Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir hayat krizidir. "
Anton Çehov

"Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir." L.P. Smith

"Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür. "
Irwin Edmam

"Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın, hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum."
Abraham Lincoln

"Anı" yaşamanın dayanılmaz hafifliğini niyet ediyorum herkese. Bir sonraki yazım "anı yaşamak" ile ilgili biraz daha sohbet edeceğimiz bir yazı olacak.
Aynı konuyla ilgili yazdığım bir başka yazının linkinide ekliyorum, lütfen onuda okuyun, tabii "yoğun" değilseniz. 😉😀
Sevgiyle dostlar