9 Mart 2017 Perşembe

Ohh ne rahatlık, ne konfor...

Anlamak, anlaşılmak...
“İnsanca”, “sevgiyle”, safında, doğalında yaşamak ve paylaşmak.
Ohh ne rahatlık, ne konfor.
Ne rahattır, ne konforludur, insanın içini ferahlatır, aydınlatır:
-Alt yazı geçmeye ihtiyaç duymadan anlaşılmak ve anlamak
-İyiliğinin takdir edilmesi
-Kötülüğünün iyileştirilmesi için dostça, sevgiyle, saf sevgiyle yapıcı yaklaşılması
-Sitemsiz ilişkiler
-Anlayışlı ilişkiler
-Özrü bilmek (hem özür dilemeyi, hem özür dilendiğinde kabul etmeyi)
-İyi niyet, safında, doğalında iyi niyet
-Negatiften arınmak, duyguda düşüncede
-Bilinmek, başarılarının, ışığının, insanlığının, içindeki saf sevginin bilinmesi
İşim gereği çokça kişiyle irtibatta oluyor, iletişim kuruyorum, çok farklı şehirlerden, farklı kültürlerden, farklı yaşam biçimlerinden kişilerle... Son dönemde çokça “anlaşılmakla” ilgili sorun yaşayan kişilerin dertlerini dinledim, ilahi bir tesadüf olsa gerek bende aynı dertten irili ufaklı muzdarip oluyorum zaman zaman. Bazıları ile sohbetimizin ardından bu konuda da yazmamı rica ettiler, hemen ricalarına karşılık vermek istedim. Tüm bu sohbetlerden ve genel gözlem, duygu ve düşüncelerimden yola çıkarak konuya değinmeye çalışacağım, belki aynı sıkıntıyı yaşayanların yüreğine bir nebzede olsa su serper, ferahlatırım, hep birlikte bakalım.
Bazen insanın kim olduğunu, nasıl biri olduğunu, iyi niyetini, içindeki ışığı, başarıyı, pozitif enerjiyi, yüksek potansiyeli, yapabileceklerini, başarabileceklerini, her şeyden ve hepsinden önemlisi “saf sevgiyi” ve “saf iyi niyeti” net, açık ve yeterli seviyede anlamayan kişiler ile karşılaştığı zamanlar olabiliyor.
Hatta bazen “uzaklarda arama” derler ya, kişinin annesi, babası, akrabaları, yakın arkadaşlarından, yakın çevresinden bile kendisini anlamayan kişilerle karşılaştığı oluyor. Bazısı için en acısı da bu olsa gerek.
Anlaşılmak “nimet” anlayacak insanla karşılaşmak “kısmet” diye bir söze rastladım, bir araştırmam sırasında. J
Yanlış anlaşılma ihtimalinin olmadığı bir şekilde konuşmak mümkün değildir. Her zaman sizi yanlış anlayacak birileri olacaktır. demiş Karl Popper
Bu bakış açısıyla ki doğru buldum bu sözü, insan elinden geleni sevgi için ve sevgiyle yapıp, dahasında da elinden bir şey gelmiyorsa, “bu karşı tarafın sorunu olabilir, artık benim sorunum olmaktan çıktı.” Diyerek yoluna devam etmelidir, dediğim gibi “sevgiyle”...
İşin özü;
“Senin anlattığın karşı tarafın anladığıyla sınırlı” diye de çok beğendiğim bir söz var.
Ve aynı dilde konuşmak yetmiyor aynı yerden anlamak, aynı yerden bakmak gerekiyor.

Bakış açısı, nasıl bakarsan öyle...Kişiye de, olaya da nasıl bakarsan öyle, aslında kendi bakışını görüyorsun, tasavvuftaki öğreti gibi, kendini görüyorsun, kendi yansımanı görüyorsun.
Kalp gözünle bakmak diye bir şey var ya, öyle denir, kalbinde iyiyi yaşatırsan iyiyi, kötüyü yaşatırsan kötüyü görüyorsun.
Hepimiz insanız, zaman zaman öfkeli, sinirli, negatif enerji ile dolu olabiliyoruz, yanlış anlayabiliyoruz vb vb bazı negatif duygu, düşünce ve tutumlar içine girebiliyoruz, gönül ister ki bu hiç olmasın.
Ben şahsi bir çabam ile, bu tarz durumları aşmaya, çözmeye çalışmak için uğraşan birisiyim ve belli noktada da bu tarz durumlarımı iyileştirdiğimi düşünüyorum. Birçok konuda artık dingin, sakin, makul, akılcı olabiliyor ve davranabiliyorum.
Bununla birlikte bazen, çokça nadir, örneğin hesaplayayım bakayım, son 5-7 yıl içerisinde diyeyim toplamda 2 ciddi vakam oldu, ciddi vakam diyorum öyle öfke patlaması vb şeklinde demiyelim de, kısa bir negatif enerji, karşı tarafa negatif söylem, belki biraz sert çıkış, belki biraz sitem, yanlış anlama, yanlış düşünme vb (kendimce) sonrasında sakinleşip, kendimi dinlediğimde “haklı” olduğumu düşünmeme rağmen, kaldı ki haksız da olsam fark etmez, bir özür dileme, gönül almaya çalışma haline büründüm, son geldiğim şekil bu oldu ki dediğim gibi eski şimdinin diliyle “ergen, asi” haksızlıklara karşı olsun, bana göre saygısızlık, ahlaksızlık, kıskançlık vb konulara karşı olsun tutumum oldukça iyileşti.
Bu tarz durumlarda, tatlı bir çaba ile fikrini, duygunu ifade etme yoluna girdin diyelim, baktın ki olmuyor, olumlu, sevgiye doğru bir yola gidilmiyor, o vakit... 
“Anlaşılmak gibi bir derdimiz vardı ne zaman ki kendimizi anlatamadığımızı farkettik. İşte o vakit susmalar dostumuz oldu.” Mevlana
Susmak ve geriye çekilmek gerekiyor, ha bazen bu da anlaşılmıyor o ayrı. J
Bununla birlikte kendiniz vijdanen rahatlamış oluyorsunuz.
Pek tabii ki, kin, nefret, öfke vb hisler ile değil,  konuyu ve/veya ilgili kişiyi kendi içimizde kapatıp, Allah’a havale edip, ışığa gönderip, sevgiyle, sevgi dolu düşüncelerle yola devam ederek...
Konuyu, bir anımı anlatarak noktalamak ve konuyu bu anımın yardımı ile bağlamak istiyorum.
İş seyahatlerimin birinde, inanılmaz hastayım, yorgunum,dinlenmeye ihtiyacım var, akşamada çok öncesinden birkaç dost ile sözleşmişiz, görüşeceğiz, uzunda bir akşam olacak belli, ertesi günde çokça erken kalkıp tekrar işe koyulacağım.
Aynı şekilde buluşacağım dostlardan birinin çok derin bir acısı olmuş, acılı üzüntülü bir olay yaşamış ve o gün ve bir öncesi gün bunun acısı ile duygusal olarak mücadele etmiş.
Diğer buluşacağımız dostda ertesi gün bir nev’i bir iş seyahatine, bedenen, ruhen vb güçlü ve sağlıklı olması gereken bir seyahate çıkacak.
Dolayısıyla belki hepimizin uyuyup, kendimizi dinleyip belki daha sakin olacağımız bir ortamda bulunmamız gerekiyordu.
Ve hepimiz ortak bir fikirle, “birbirimize söz verdik”, “bu dostlarımız, dostluğumuz değerli” vb bakış açılarıyla buluştuk.
Buluştuk, sohbet geliştikçe acısı olan dostumuz konusunu paylaştı, hepimizi ağlama tuttu, acısını safında, doğalında paylaştık, hala yazarken bile şu an hüzünleniyorum, paylaşımım devam ediyor.
Seyahati olan dostumuz için iyi dileklerimizi, O’nun heyecanını paylaştık ve desteğimizi ifade ettik.
Ayrıca bir detay daha, buluştuğumuz grubun bir özelliği her kişi kendi alanında oldukça başarılı, hepsi ayrı birer ışık, bu konularla alakalı birbirimizi anladığımızı, destek olduğumuzu, anlamamız ve destek olmamız gerektiğini de sohbetler arasında söyledik, hissettirdik, paylaştık.
“Kıskançlıktan arınmış”, “egodan uzak”, “pozitif, saf sevgi, saygı, güven içeren bakış açısıyla”, “ışıkla” “olgun” “akılcı” “zekice” “insanca” ... “Saf”, “doğalında”, “kendiliğinden”...
Zaten bu grubu başarılı kılan şeylerin temelinde bu duygu ve düşünceler yatıyor diyebilir miyiz?
Ve mümkün olduğunca erken kalktık.
Bu denli saf sevgi, anlayış ortamında benimde halimin olmaması, hasta olmam aklıma bile gelmedi.
Sonrasında erken kalktığımız için dostlardan birisi “benim yüzümden negatife bağladık, erken de kalktık” diye tüm derinliğiyle ve inceliğiyle özür diledi, halbuki aklımın ucundan ki biliyorum diğer dostlarında aklının ucundan özüre gerek duyacak bir gram bile negatif bir sitem, duygu ve düşünce geçmemişti.
Çünkü dostlar, safında, doğalında, iyi niyetle kurulan her dostluk, safında, doğalında, iyi niyetle hissedilen her duygunun karşılığı anlayıştır, paylaşımdır, iç huzurudur, büyük konfordur, rahatlıktır, hatta neşedir, neşe getirir.
“Anlaşılmayan ruhlara “deli” demek adettir.” Peyami Safa
Varsın ben “deli” olayım, sevgide olayım, iyiyi, iyiliği üreteyim...
Varsın yaşamımda bu bahsettiğim ve benzer “deli” dostlar olsun, sevgiyle, derin derin, içim içim paylaşalım, neşemiz daim olsun.
Herkesin, hepimizin, yaşamlarımıza böyle “deli” denilen J, üreten, iyiyi, iyiliği, ışığı üreten, anlayan, anlaşan, yüreğinde saf sevgi taşıyan “insanlar” aksın niyet ediyorum.  Amin
Saf sevgiyle...
Dilara Koç


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder