31 Ağustos 2017 Perşembe

Gül düşün gülistan ol

Eveeet sevgili dostlar,
Bu yazımda her bireyin, ailelerin, ekiplerin, toplumların hayatını direkt etkilediğini düşündüğüm, hayatı cehenneme ya da cennete çevirebilecek ve her insanda var olan bir "güçten" bahsedeceğim, "düşünce gücü".
Gelin biz "pozitif/olumlu düşünce gücü" diyelim.

Öncelikle bir not; yazımda konuyu pekişterecek bazı alt başlıklarım olacak, bu alt başlıkları kısa kısa, öz bir şekilde yazıp geçeceğim, sizde bir ışık yaksın, fikir versin yeter diye düşünüyorum.

Bu alt başlıklar, düşünce gücü konusunu pekiştirecek konular, bunlara değinerek ana konumuz ile ilgili daha etkin ve verimli sohbet edeceğiz.

Evet, konumuza "plasebo etkisinden" bahsederek başlayalım.

Nedir "plasebo etkisi"?
Bir insan, hiç bir rahatsızlığı olmadan kendini hastalandırabilir mi? Peki ya aslında hiç bir etkisi olmayan ilaç görünümlü vitaminlerle kendini iyileştirebilir mi? Evet! Bunların hepsi plasebo etkisiyle olası.
Plasebo etkisi; kişinin aldığı ilaç (ilaç yerine verilen etkisiz ilaç) hakkında kendini iyileştireceği yönünde düşüncesi, bu inancına paralel fiziksel veya psikolojik iyileşmesidir. Bir bakıma, bireyin kendini iyileşeceğine inandırmasıdır. Alınan ilacın hiçbir etkisi olmasa bile kişi inandığı için meydana gelen hem fiziksel hem psikolojik olarak iyileşmesidir.

Şöyle de anlatmaya çalışayım;
kişinin hastalığı yoksa ve/veya hastalık takıntısı varsa örneğin şeker ver iyileşeceğine inandır, iyileşir.
Gerçekten hasta ise hekimin verdiği tedaviyle, ilaç ile yine iyileşeceğinin garanti olduğuna ikna et, inandır, yine iyileşir.

Düşüncesindeki immün sistemini etkileyen, iyileşmesine engel olan psikolojik, ruhsal blokajları kaldırmış oluyorsun.
(Bir çeşit olumlu düşünce gücü)

Burada tabii şuna çok dikkat etmek lazım.
Bir durum, sorun var diyelim; durum, sorun nevrotik  mi psikotik mi?
Yaşanılan sorunun, temelinde yatan biyolojik faktörlere bakmak lazım.
Tiroidi mi var, vitamin ya da mineral eksikliği mi var? gibi.

Nevrotik kişi günlük stresi, sıkıntıyı, hayattan beklentilerini alamadığının, takıntılarının, negatif halinin farkındadır ve yardıma açıktır, psikolojik ya da psikiyatrik destek alır, minimum akılcı, bilge, sevgi odaklı ve iyi niyetli bir dostu varsa paylaşır, fikir alışverişi yapar vs.
Psikolojik ise farklı tedaviler uygulamak lazım.
Bir de takıntılı kişiler vardır. Günümüzde 3 kişiden neredeyse 2 sinde en az bir takıntı oluyor.
Takıntılı, depresyona meyilli insanlar ölüm, iflas vb sorunlara karşı direnci düşük olabiliyor. gibi gibi.

Uzmanlardan, hekimlerden yardım almak gereken durumlarda da, gerekmeyen durumlarda da tüm yaşamımız içinde, sağlığımız başta olmak üzere, özel ve iş hayatımızı direkt etkileyen bir faktör düşüncelerimiz!

Tüm hastalıklarda stres ana sebeplerden bir tanesidir. Bunu tüm hekimler, uzmanlar söyler.
Olumsuz düşünce, stres vücudun savunma mekanizmasına blokaj yapar ve hastalıklara engel olamaz.

Düşüncelerinize yön verebiliyorsanız,
duygularınızı yönetebiliyorsanız işiniz tüm hayati konularda ciddi boyutta kolaylaşıyor.

Bu olaya kızdım, daha fazla kızmayacağım.
Şu kişinin yaptıklarına şimdiye kadar anlayış gösterdim, zarar görüyorum, kişiyle arama mesafe koyup, sonunda ölüm yok, konuyu da kapatacağım.

Şöyle düşünün; ne kaybedersiniz?  Olumlu düşünerek en azından kendinizi daha iyi hissedersiniz.
Ruhsal ve fiziksel sağlık açısından, kendiniz için çok faydalı bir şey yapmış olacaksınız.

Bakış açısı.
Bakış açımız çok önemli.
Bakış açımızı, akılcı ve sevgi odaklı yönlendirirsek, hayatımız, çevremizin hayatı, dünya değişir. O derece etkili ve önemli.

Tabii şöyle de bir şey var. Sadece olumlu düşünmek tek başına yetmez, olumlu düşünüp hem de konuyla ilgili yapılması gerekenleri yapmak gerekiyor.

Ne demiş Aldous Huxley "Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık bir tavuktur."

İnsan psikolojisi özünde, yaşadığı olumsuzluklarla başa çıkmak için gereken savunma sistemlerine sahip.
Gelin bu gücü hayata geçirelim.
Bununla ilgili donanımlarımızı arttıralım.

Sadece kendimiz için yetmez, en az bir kişinin, en az bir başka hayata da dokunarak fark yaratalım. Olumluyu yayalım.

Babamın üniversitede matematik öğretmeni olduğundan sanırım, bu branşı inceleme, özünü anlamaya çalışma halim oldu. Öncelikle şunu söyleyeyim, matematik hayatın tam da içinde.
Babamın matematikteki alanı topoloji idi, çok küçük özetle uzay geometrisi. Ve çok küçük bir özetle incelemelerimden şu mesajı aldım; artı ile eksiyi topladığınızda hangi rakam büyükse o kazanır.
Yani? 😉
Hayatta negatifler çoksa hayatınızda negatiflik kazanır, hayatınız ağırlıklı negatif olur, pozitifler çoksa hayatınızda pozitifler kazanır ve hayatınız ağırlıklı pozitif olur. Nasıl? Ne dersiniz?

Şimdi ne yapmak lazım, nasıl yapıp yaşamımızdaki "olumlu" "şey" oranını, artı oranını yükseltebiliriz?

İnsan sürekli kendiyle konuşur, farkında olun olmayın bunu yaparsınız. İç sesimiz var ve iç sesimiz bizi sürekli eleştirir, ilginçtir ki bunu hayatta kalmak için yapar.
Bizi risklerden, değişikliklerden, bilinmeyenden korumak için yapar. Yapamazsın, edemezsin, başaramazsın der. Sizi tutar, engeller.
Bu arada ek bir not; iç ses her zaman olumsuz konuşacak diyede bir şey yok, iç ses nihayetinde yaşadıklarımızdan, deneyimlerimizden, gördüklerimizden yola çıkıyor, yine de korumak amaçlı negatif söylenme olasılığı yüksek.

Örneğin; ben uzun yıllardır insan kaynakları alanında çalışıyorum, çok karşılaştığım bir olay; iş görüşmesine girecek üç kişiden en az biri ya kabul edilmezsem söylemindedir.

Olumsuz iç sesi yönetmek için önerim; olumsuz cümleleri olumluya çevirmeyi deneyin.
Yukarıdaki örnek için; cümleyi olumluya çevirelim birlikte; "herkes kadar şansım var."
"Kabul edilmem için neler mümkün"
"Dünyanın sonu değil"
Nasıl?
Siz daha olay olmadan, gerçekleşmeden olumsuz düşüncenizle olayı gerçekleştiriyorsunuz, kendini gerçekleştiren kehanet işe kabul edilmiyorsunuz.
Bu tabii şu da demek değil, işe alındım dediniz ve bu yeterli, işe alındınız değil. Pozisyonun gerektirdiği eğitimi almışsınız, donanımınız, deneyiminiz asgari oranda pozisyonun ihtiyacını karşılıyor ve diğer adayların önüne geçebilecek bir özgeçmiş, iletişim vb haliniz var olmalı ve ek olarak olumlu, akılcı düşünmeniz gerekli. Gibi.

Düşüncenizi, duygunuzu yönetmenin çok basit bir yöntemi var.
Oyun gibi düşünün; "hiç bir olumsuz kelime kullanmadan bunu nasıl olumlu cümle haline getirebilirim?" diye sorun.
Ve her olumsuz cümleyi olumlu cümleye çevirin. Bunu yapa yapa bir bakmışsınız cümleleriniz olumlu, duygunuz, düşünceniz olumlu, yaşamınızdaki her şeyi olumlu hale getirecek davranışları, gereklilikleri yapmaya başlıyorsunuz ve yaşamınıza ciddi olumlu gelişmeler akmaya başlıyor.

Birkaç basit ama çok etkili önerim ise;
Dedikodu yapılan, sürekli şikayet eden, negatif insanların olduğu ortamlardan ve  bu tarz insanlardan uzak durmak şart.
Sürekli eleştiren, eleştiri olan ortam ve kişilerden, sürekli dert sıkıntı konuşulan ortamlardan uzak durmak önemli.
Bunlar eksileri, negatifi yayar. Şu demek değil, hasta yakınının yanında ol tabii, ölümde dostuna destek ol, arkadaşının derdini dinle... Demek istediğim sürekli sürekli, tekrar eden şekilde, çözümsüz ve akılsız bir yaklaşımla, aşırı olumsuz hallerden ve bu halde olan kişilerden uzak durmalı. Birde tabii çok çok önemli, cahilden, cehaletten.

Yine olumlu düşünebilmek için altını doldurmak lazım.
Bilgi edinmek, okumak, araştırmak, incelemek, gözlemlemek çok önemli. Yaşamı, doğayı, bilimi, tarihi vb.
Bilgili kişinin, bilge kişinin negatif düşünme, yaşamını olumsuza yönlendirme olasılığı ya çok düşüktür ya yoktur.

Olay şu aslında, bakış açısı şu;
"Olayların lehimize çevrileceği ya da daha hafif atlatma yollarını bulmak lazım."
Her şey güllük gülistan anlamında değil.
Yaşamda iniş çıkışlar elbetteki var. Tek düze olsa zaten iyinin, iyiliğin anlamını, önemini anlarmıydık ki?

Dilek, dualarımızı bile olumlu kelime içerecek şekilde yapmamız doğrusu.
Hiç bir sıkıntı yok diyelim, Allah sabır versin diyoruz. "Yani bir sıkıntı olsun da o sıkıntının sabrını versin." dilemiş oluyoruz.
"Allah'ım bu sınavdan başarısız olmayayım." yerine "Allah'ım bu sınavımda başarılı olayım." demenin kendinizde uyandırdığı hissi bir dinleyin, olumlu kelimelerle edilen duanın enerjisi çok daha farklı olur ve doğrusu odur.

Örneğin;
Savaşa hayır yerine, barışa evet
Vahşet yeter yerine, iyilikler güzelliklere hoşgeldin dersek enerjetik anlamda da, psikolojik anlamda da, gerçekleşmesi anlamında da hem daha güçlü, hem daha sağlıklı, hem ruhsal anlamda pozitif etkili bir enerji yaymış oluyoruz.

Çok kritik bir not ile yazımın sonuna yaklaşıyorum.
"Pozitif/olumlu düşünce gücümüzü" kullanarak kendimizden, yakınımızdan başlayarak, yayıla yayıla dünyayı değiştirebiliriz. !!!!!
Evet doğru! Bugün dünya güçleri kitleleri kontrol altına almak için bu güçten çokça yararlanıyorlar. Psikolojik oyunlarla ve bunu  gibi birçok teknikle düşünceleri etki altına alıp toplumları istedikleri gibi yönetiyorlar.
Aynı güç her insanda varsa, neden bu gücü korunmak, iyi olmak, yaşamımızı, hatta dünyayı kurtarmak için kullanmayalım.

Duyguların, düşüncelerin olumlu olması sağlıktır, sağlıklı zihinler, ruhlar, kalpler yaratıcı olur, hayalleri zengin, renkli olur, hayallerini yaratırlar, yarattıkları iyi olur, mucize olur, ışık olur, başarı olur, barış olur, birlik olur, iyilik olur. Bilim olur. !!!!!

"Her şey sonunda iyi olacaktır. Eğer iyi değilse, henüz sonu gelmemiş demektir." John Lennon

Bir özet toparlama yapalım;
Plasebo etkisi
Araştır, oku, bilim, bilgi
Matematik ve hayat
Dua ve dilekler
Sağlık
Akıl
Sevgi
Bakış açısı
Başka insanlara fayda
Ve bunları yayma
Olumlu düşün
Altını doldur, bir şeyler yap
Aklını kullan
İyiyi hayal et
İyiyi düşün
Kendini
Hayatını
Çevrenin hayatını
Dünyayı değiştir
Güç
Olumlu düşüncenin müthiş gücü

“En büyük işler, büyük hɑyɑl sɑhipleri tɑrɑfındɑn bɑşɑrılmıştır.” George William Russell

"Hayal edebilirseniz yapabilirsiniz. Her şeyin bir fareyle başladığını hiç aklınızdan çıkarmayın." Walt Disney

Mevlana noktayı koymuş.
Yazıma da noktayı koysun.

"Kardeşim sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin
Gül düşünür gülistan olursun
Diken düşünür dikenlik olursun." Mevlana

Nokta.
Dilara Koç Ağustos 2017

10 Haziran 2017 Cumartesi

An (Bence hayati bir konu)



An
(Bence hayati bir konu)

Değerli dostlar,

Hayati önem taşıyan bir konudan tahminen birkaç yazıda bahsediyor olacağım.
Tek yazıya sığmayabilir gibi hissediyorum şu an. 

Tüm sorunların (bizim sorun dediğimiz, sorun olarak kabul ettiğimiz), tüm endişe ve korkuların, stresin, psikolojik gel-gitlerin vb negatif konuların diyeyim özetle çözümü diyebiliriz. (Bir 2. konu daha "an" konusuna ek olarak ondan da başka bir yazıda bahsedeceğim. 2 ana konu. Yaşamın çözümü, akışı, huzuru bence bu 2 konuda.)

Ufak ufak konuya girelim. 
Konuyu anlaşılır anlatmaya çalışacağım. 
Üzüldüğünüz, içinizde ukte kalan konularınız,  canınızı acıtmış olan geçmişte yaşadığınız konularınızı düşünmeye, onlara üzülmeye, canınızı acıtmasına izin vermeye "şu an" hala devam mı ediyorsunuz? 
Geçmiş (miş), gitmiş (miş), bitti (di) gitti (di) dediğiniz konu geçmemiş, gitmemiş hala sizinle mi? 
Peki şu an ne yapıyorsunuz? İştesiniz, bir arkadaşınızla sohbettesiniz, çocuğunuza yemek yediriyorsunuz, bir düğündesiniz vb vb. Aslında hiç birinde değilsiniz, yaşadığınız geçmiş olayın içindesiniz, akamamışsınız, orada kalmışsınız. 
Geçmişteki o konunun zihninizden çıkmasının size göre bir çözüm yolu varsa yaptınız mı? O konuyla yüzleşmek, konuyu kabul etmek, konuyla ilgili ne bilim konuya bağlı olarak ilgili kişilerden özür dilemek ve/veya ilgili kişilerle kendilerine kırıldığınızı paylaşmak... Aslında olması gereken bunları "o an" yapmanız, yapmadınız peki şu an yapın, çözüm oldu olmadı. Bırakın. Geçmişteki o konudan kurtulmanın bir çözüm yolu var mı? Var. Adı üstünde geçmiş. Olay, konu "geçmişteki o anda" yaşandı ve bitti ve yeni ana geçtik. Bırakın. 
Bırakmadığınız durumdaki bu ruh hali, düşünce halinizle "şu an" düğünün tadını alıyor musunuz? İçtiğiniz kahveden bir şey anlıyor musunuz? Bir sınava girdiniz diyelim soruları okuyup anlayabiliyor musunuz? İşinizi doğru düzgün yapabiliyor musunuz? Çocuğunuza yemeği sevgiyle mi yoksa geçmişin üzerinizde bıraktığı üzüntüyle belkş sabırsızca, kızarak mı yediriyorsunuz?
Ne oldu? Ne geçmişi çözdünüz, ne anın hakkını verdiniz, ne de bir "an"lamı oldu, hiç bir şekilde iyi olamadınız. 

Gelelim geleceğe. Aynılarını gelecek için düşünün. Bir eviniz var, ama siz daha büyük bir ev istiyor ve hayal ediyorsunuz. Sırf bu yüzden şu an oturduğunuz evin boyası akmış boyamıyor boyatmıyorsunuz, mutfak küflenmiş geçici şalap şap çözümlerle küften kökten kurtulmuyorsunuz. Yarın işiniz var bir gezmeye gittiniz 1-2 saat oturup kalkacaksınız. O 1-2 saat boyunca sabah erken kalkıp işe gideceğinizi düşünüp duruyorsunuz. Zayıfsınız, sağlıklı bir kilodasınız diyelim çok sevdiğiniz bir tatlı ikram edildi bir orta büyüklükte yemenin hiç bir zararı yok, bir parça bile alsam en az 3 kilo alırım gibi bir düşünce ile ikramı kabul etmiyorsunuz. Başınız ağrıyor, doktora gitmeden ve/veya biraz su içeyim, bir şeyler atıştırayım, uyuyım, ağrı süresi uzadı doktora gitmeden teşhis koydunuz kesin beyin kanaması geçirip ölcem diyorsunuz. Bu yüzden işe gidemediniz, kimseyle görüşmüyorsunuz vb vb. Özetle olmamış bir şeyler için yargılamalarla, yarattığınız düşüncelerle anda sahip olduklarınızın, anınızın değerini hiçe saymış oluyorsunuz. 

Bu ve bu gibi duygu, düşünce ve davranışlarla şimdiki anı karanlığa gömüp, kendinize, sırtınıza, ruhunuza yük, negatif enerji, sıkıntı yaratmış oluyorsunuz. 

Halbuki sağlıklı olan huzuru, sevinci, neşeyi yaşamaya odaklanmak, anda bir sorun varsa anda çözmeye çalışmak ve anda yaşayıp bırakmak, sonrasında sonraki ana akmak...

Olanı kabul etmek müthiş bir ferahlık ve huzur içerir. Bunu yaşamaya devam ettikçe, "anın gücü" ile yaşamımıza, tüm anlarımıza pozitif akmaya başlar. "Anlam" çoğalır. Her şey "Nitelik", "önem" kazanır. Neşe çoğalır. 
Bu enerjetik, gayet bilimsel bir olaydır. 

"Anda olmakla" , "anı yaşamakla" koşulların, mekanların, insanların sizi mutlu etmelerini talep etmez, ihtiyaç duymazsınız. Geçmiş ve gelecekten bir beklentiniz olmaz ise "anın" mutluluğuna varırsınız. 
Alkol, uyuşturucu, antidepresan, alışveriş, televizyon gibi kısa vadeli rahatlatıcı araçlara ihtiyaç duymazsınız. 
Olanı kabul eder, olana direnmezseniz, olanı anda yaşarsanız, orada yaşayıp bırakıp yeni ana akarsınız. Bu şekilde yaşam mücadeleleriyle, zorluklarıyla daha kolay başa çıkabilirsiniz. 

Bu seferlik burada keselim. Bir başka yazı ile biraz daha konuyu pekiştirir, aynı zamanda da 2. önemli dediğim konuyuda işlemeye çalışırım. 

Bakalım konuyla ilgili neler söylenmiş, çok söz var, bazısını aldım ekledim. 

Buyrun;

‘’Bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı olabilmenin sırrı ne geçmişin yasını tutmakta, ne de gelecekle ilgili endişe duymakta. Sağlıklı olabilmenin sırrı bilgece ve farkında olarak anda yaşamakta.’’
Buda

En çok yaşamış olan uzun seneler yaşamış olan değil, hayatın manalarını en fazka anlamış olan insandır. J.J.Rousseau

Dünü ya da bugünü değil, anı yaşamalısınız. Çünkü şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa eğer bugün olmaz. W.Shakespeare

Geçmişin keşkeleri ve geleceğin endişeleri şu anımızı çalan iki hırsızdır. 
Üstün Dökmen

Asla geçmişte yaşama, daima geçmişten ders al. Mevlana


“Hayat ön provası yapılmamış bir tiyatro gösterisidir. Bu, alkışı olmayan tiyatronun perdesi kapanmadan; gülün, şarkı söyleyin, dans edin, aşık olun… Hayatınızın her anını değerlendirin.” Charlie Chaplin

Sevgiyle, anın gücüyle dostlar. 

1 Haziran 2017 Perşembe

Çok yoğunum lafının dayanılmaz ağırlığı

"Çok Yoğunum" lafının bendeki dayanılmaz ağırlığı 🤔🙄😥😴😉

Ve en önemlisi "an" 
"Zamanı" bırak, "ana" bak. 
"İşim çok. Yetişemiyorum. Yoğunum sana dönemiyorum...."
Bu lafların, daha çok da "yoğunum" kelimesinin bende uyandırdığı derin acı. 😴😥🙄🤔
Dikkat ettim bende başka herkes ama herkes çok yoğun. Ama herkes. Evde işte okulda, büyük küçük çoluk çocuk genç herkes çok yoğun ve aynı zamanda çok sıkıntılı ve çok zor işleri. 
Dikkat ettim bir benim işim süt liman, sıfır sorun, birde feci kolay. 🙄
"Aaa tabii canım, Bakıyorum sosyal medyaya takılıyor, geziyor, tozuyor."
"Güzel kardeşim sosyal medyaya akşam, öğlen yenilen yemeğin resmini koyunca... Ha siz 7/24 çalışıyonuz yemek yemeden su bile içmeden peki ya tuvalet o da mı yok? vayhh canlarım. Artı hayatım yemeklerde ve molalarda geçmiyor tabii ki, paylaştıklarım işimin, özel hayatımın bir küçük parçası ki.😉" 
Örneğin bugün şu an Diyabakır'dayım yeni havaalanına girdim ve uçakta aksilik çıktı tahminen rötarsız minimum evde saat 01:00 de olacağım (gece) ertesi gün işe tekrar gideceğim. Bunu niye paylaşayım? Bu işimin sık sık yaşadığım bir olayı. Niye paylaşayım da yorgunluk, sıkkınlık, negatif yayayım? Niye? Neden? Niçin?
Yoğunsan yoğunluğun kafanda yarattığın sanal bir negatif enerji olmasın. Aklın var? Önceliklendirme? Zaman yönetimi? Peki ya "an" Geleceğim o konuya. 
Sadece mail yazarak, dizi izleyerek, lavabo hipolayarak da "yoğun" olabilirsiniz. Bu bir seçim olabilir mi?
"Size gelemeyiz, bugün temizlik yapacağım."  "İşte mesai yapmam şart." Şartsa yap, şartı değerlendirecek sensin. 
"Kafamı kaşıyacak vaktim yok." "Yoğunum" "işim çok zor."
Offff deliriyorum yeminlen, nasıl, anı kaçıran, anın değerini yitirten, yaşamın akışını engelleyen feci kötü  ve başarısız olan ve ne iş yapıyorsan eninde sonunda işini, yaşamını başarısız kılan bir mazeret. 
Sağlık sorunları dışında hiç bir ama hiç bir işin, konunun, olayın sıkıntılı, çözümsüz, zor ve yoğun olduğunu kabul etmiyorum.
Hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. Doğaya, insanın doğasına aykırı. Ben en azından tuvalet molamda annemi, çocukları ararım, bir sorarım. Hiç mi ayarlanamadım böyle yaparım.
Tuvaletimi yaparken annem annem olduğu için ayıp olmaz anlamaz bile hatta sağlığını sorarım, ihtiyacı varsa ya da benim konum neyse konuşurum kapatırım. Ayrıca evelallah aynı anda en az 2 iş yaparım. Kahve içerken rapor hazırlayabilirim, mail atabilirim, iş/özel konuşmamı yapabilirim. :) 

İşinizin sürekli ya da sık periodlarda yoğun, zor, çözümsüz sıkıntılarla dolu olduğunu düşünüyorsanız bunda büyük bir terslik vardır. Bu kısmı iyi düşünün, ciddi ve büyük bir terslik.
İş yapış şeklinizde, bakış açınızda, aklınızı kullanma şekli ve seviyesinde, psikolojide, işin kendinde...
Kişinin İllaki kendine, sevdiklerine, hobilerine... ayıracağı zaman vardır. 
Hayat... Kısa mı? Uzun mu? Her ne ise, kendine ve çevrene bunu zehir etmeye değer mi?
Ya da etmeyi tercih ediyorsan senin sorunun, lütfen benimle paylaşma.

Ha bir de başka zaman alıcılarında varsa benle hiç hiç hiç paylaşma. Ne gibi? Hırslar, dedikodu, kıskançlıklar gibi. 
Eve iş getirmek gibi. Hem işin kendini hem de işle ilgili söylenmeleri...
Aklın yok mu? Bu ayırımı yapamıyor musun? 
Çok kriz acil, kritik ayırımı yap, böyle olmadıkça işi işte bırak, iştede işine bak, işin odak noktasına konsantre ol, işini yap, yani işinin "anını" yaşa bak bakalım zaman mefhumun olacak mı? İş bitmiyor diye bir şey yaşayacak mısın? Kafanı kaşıyabilecek misin?😉
Boş zamanı, işten molası olmayan insan sağlıksız olur, depresif olur, parasıda olsa mutsuz olur.
"An"
İşte, özelde, çalışırken, eğlenirken "anı" yaşayan insanın en başta sahip olduğu şey sağlık, iç huzuru ve mutluluktur. 

"Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir hayat krizidir. "
Anton Çehov

"Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir." L.P. Smith

"Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür. "
Irwin Edmam

"Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın, hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum."
Abraham Lincoln

"Anı" yaşamanın dayanılmaz hafifliğini niyet ediyorum herkese. Bir sonraki yazım "anı yaşamak" ile ilgili biraz daha sohbet edeceğimiz bir yazı olacak.
Aynı konuyla ilgili yazdığım bir başka yazının linkinide ekliyorum, lütfen onuda okuyun, tabii "yoğun" değilseniz. 😉😀
Sevgiyle dostlar

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Hayatın değerini bilmek vermek ya da bilmemek vermemek

Dostlaaa günayydınn uu saat kaç olmuş ev mesaisi malum fark etmemişim tünaydıınn diyelim.
Bugün ki konum çağımızın hastalığı olduğunu düşündüğüm "yoğunum", "hayat çok zor", "çok yoruldum", "çok yorgunum", "işim yoğun, ev yoğun, ben yoğunum", "en zor iş benimkisi", "en sorunlu çocuk/eş/erkek/kız arkadaş/müdür/patron/iş arkadaşı benimkisi", "hayatın en büyük sorunları benimkiler" vb vb vb veeee en en önemlisi de "çözümsüzüm, çaresizim, kendimi şap badanak bırakıp bayılcam şimdi, her an yorgunum ve negatifim, çözüm yok, çare yok" modu. Dolayısıyla umutsuz, inançsız  bir halde yaşamı, olabilir yorucu ve sıkıntılı ise ***bunun devamını sağlama ve bunu daha da kötüye sürükleme*** hali. Blogumda bakınız "beyin gücü", "neşe" "üretme" "akıl ve sevgi" ile ilgili bazı yazılarım var. Sevgili dostlar sorularıma başlayim; 
-Hayat zorsa, daha zorunu yaşayanlar var mı acaba, hiç düşündün mü? Ve hayat zorsa min 1 adet şükredeceğin şey de mi yok? 
-Yoğunluk nedir? Yoğunsan zaman yönetimi, önceliklendirme, gerekli gereksiz ayırımı yapıyor musun?
- Bu denli yoğun ve sıkıntılı isen söyleniyor musun, söylüyor musun? 
-Söylenmek sızlanmak ve çözümsüzlüktür
-Söylüyorsan bu yoğunluğun negatifini kendi üzerinden atacak bir uğraşın, hobin, dost birlikteliklerin, sana keyif verecek araçların var mı? Varsa değerlendiriyor musun? (TV seyretmek sözümden dışarı, 1 saatten fazlası negatifi çoğaltıyor***) Uyku olabilir, yaşa göre 6-8 saatten fazlası vücudun doğal dengesini bozuyor.*** 
***Uzun lafın kısası dostlar, Kur'an dan Mesnevi den, felsefe kitaplarından, doğadan ve yaşamımdan öğrendiğim şu ki; "bu şekilde umutsuz, inançsız, çaresiz, negatif enerji içinde olarak "kendi kul hakkımıza girmiş oluyoruz" yani kendi hakkımızı kendimiz yiyoruz, inanca göre günahsa günah, hataysa hata, bu kişinin kendini ve çevresini de negatife sürükleyen bir şey olduğu için sevdiklerimizinde kul hakkına girmiş/ sevdiklerimize de zarar vermiş oluyoruz. Kendi ve çevremizin dünyasını kirletiyoruz, çünkü bu kirli bir duygu, kirli bir düşünce vr davranış hali. Biz temiziz, duygu ve düşüncelerimiz de temiz olmalı.
Akıllı olan, aklını kullanan, içinde de sevgi varsa bunu yapması çok kolay. 
Şükredecek, mutlu olacak en az 1 adet şeyi bulup, görenler, bunun değerini bilenler, umutlu, inançlı, içinde saf sevginin enerjisini taşıyanlar çoğalsın, çoğalsın ki dünyamız güzelleşsin, üretim, üretenler artsın, konuşmalar problemler değil çözümleri odaklı olsun, iyilik, güzellik, üzerine olsun mucizeyi hayal edip mucizeleri yaratanlar çoğalsın ki yaşamımıza mucizeler aksın aksın aksın. Aksini tercih etmiyoruz, akıllı isek, sevgi dolu isek.
Ne demişler;
Güçlü olan, yenilmeyen yalnız azimdir.
Yahya Kemal Beyatlı
Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin, belki de gülmeden ölürsünüz.
Victor Hugo
Problemleri onları üreten kafalarla çözemeyiz.
Einstein
Bunu en başarılı yapan insanlar sanatçılardır. Neden mi birlikte kısa analiz edelim; sanat akıl ister, duygu ister, sevgi ister, pozitif enerji ister, üretmeyi içerir, saygıyı, güveni, hayatın ta kendisini içerir ve en önemlisi bunu akılla harmanlamayı ve pozitif enerji ile, umutla inaçla çalışmayı, üretmeyi ve kendine ve başkalarına sunmayı içerir, iyiyi güzeli yaratmayı ve bunu paylaşmayı, yaymayı içerir. Güzelliktir, iyiliktir. 
Buyrun bu dediklerimi özetle sergileyen özel bir video paylaşayım

André Rieu - Zorba's Dance (Sirtaki)



Dinginlikle, akılla, iyilikle, pozitif enerji ile, mucizeler ile... Sevgiyle...
Dilara Koç



9 Nisan 2017 Pazar

"Vahşi" doğa mı? "Vahşi" insan mı?

"Vahşi" doğa mı?
"Vahşi" insan mı?

Vicdan;

Sohbetimize "vicdan" ne demek, sözlük anlamı ile başlayalım.

"kişiyi kendi davranışlarıyla ilgili olarak bir yargıda bulunmaya yönelten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerinde dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan, kişiye doğruyu ve iyiyi yapma yükümünü de yükleyen içsel güç."


Bu tanımdan yola çıkarak, birlikte biraz değerlendirmeye çalışalım;

1-Kendi kendine, hiç bir dış kişi ve etken olmadan
2-Ahlak değerleri
3-Dolaysız, doğrudan
4-Doğru ve iyi 
5-İçsel güç 

Bu bir güç aynı zamanda, doğru.
"Vicdan" bir güç. Pozitif enerji yükleyen, sağlıklı düşünme ve davranmaya iten, her daim ve uzun vadede kazandıran bir güç. 
Çünkü her şeyden önce "insan" isek, "insani" bir duygu ve kişiyi sağlıklı kılan bir duygu.

Doğayı, doğadaki yaşamı incelediğinizde şahit olduğunuz bazı şeyler, sizi düşünmeye itiyor ister istemez. Doğada hiçbir canlı, aç olmadıkça, ihtiyacı olmadıkça öldürmüyor, yemiyor, içmiyor, zarar vermiyor. İhtiyacından fazlasını tüketmiyor diyebilir miyiz?
Açlığını gidermek için, yavrusunun, yuvasının güvenliğini sağlamak için, kendini ve ailesini korumak için vb sebepler için ancak bu yollara başvuruyor.

İnsanoğluna gelince, var olan parasına para eklemek için, var olan maddi olanaklarını arttırmak için, sahip olduğu ve/veya sahip olmak istediği statü, ünvan için, çıkarları için ihtiyacı olanın fazlası için, egosuna yenik düşüyor ve "diğer" insanlara, doğaya, yaşadığı dünyaya zarar vermekten hiç çekinmiyor. 

Bu paragrafımı uzatmayacağım, lütfen "Sigmund Freud, vicdan, ego" yazın araştırın, bulun ve okuyunuz. 

Bugün savaşlar, aile/arkadaş/iş-özel ortamlarda olan dedikodu, kıskançlık, çıkar çatışmaları, affedememek, küslükler, "diğeri" yargılamak, doğayı kirletmek, hayvanlara zarar vermek, büyük-küçük insana zarar vermek gibi gibi dünyamıza kara bulutlar getiren olaylar, davranışlar, işler işte asıl bu yazımın konusu olan "vicdan" eksikliğinden oluyor. 

Kötülükler "vicdanı" olmayandan doğuyor. 
Kin, nefret, düşünce kirlilikleri vicdansızlıktan doğuyor. 

Hayvana, insana, canlıya eziyet "vicdan yoksunluğundan" oluyor.

Dostunun, akrabasının arkasından yerici konuşmalar, dedikodu eden kişide olan "vicdan eksikliği" ile,  kötü, çıkar uğruna savaşlar çıkaran bazı dünya güçleri de aslında baktığınızda aynı kefede sayılabilir ve aynı "vicdansızlık" içinde diye değerlendirilebilir diyorum. Ne dersiniz?

Dostu dedim akrabası dedim yererek, dalga geçerek, alay ederek, kinle, nefretle, kıskançlıkla kişinin dedikodusunu yapınca dostluk, akrabalık kalmıyor o ayrı. 
Bu kişiler bir zamanlar sevdikleri insanlara, yakın oldukları kişiye zarar verebiliyorsa, dünya güçleri de "insanı" önemser mi sizce? 
"İnsan" "insana", yakınındakine zarar vermekten, üzmekten, bir şekilde yaptığı ile maddi manevi zarara uğramasına sebep olmaktan gocunmuyor ise, dünya gücü gocunur mu sizce? 
Her 2 durumada "vicdansızlık" demek doğru olmuyor mu sizce?

"Vahşi doğa" deniyor ya, bence "vahşi insanla vahşi yaşam" denmeli. Çünkü "doğada olanlar yaşamak odaklı, yaşamı devam ettirmek odaklı, ihtiyaç, korunma gereği...Fazlası, gereksizi, gereksiz zarar vermek odaklı değil. Bir akılcı ve/veya fizyolojik, temel ihtiyaç gereği, açlık gibi, güvende olmak, korunmak gibi...

Sevgili dostlar, sohbetimize M.Akif Ersoy'un "Seyfi Baba" şiirinden 2 mısrayı paylaşarak ve bu mısralarla ilgili kısa biraz daha sizlerle yazışıp, sizlere iyi Pazarlar diyerek yazımı bitirmeyi planlıyorum.

      "O zaman koptu içimden şu tahassürü ebedi
        Ya hamiyetsiz olaydım ya param olsa idi"
Mehmet Akif Ersoy, bu mısralarda cebinde parası olmadığı için yaşlı bir adama yardım yapamamanın verdiği vicdani üzüntüsünü anlatıyor. Diyor ki bir deyişle, "vicdanım" olmasa yardım yapmışım yapmamışım bir değeri, anlamı olmayacak ve üzülmeyecektim, vicdanım var yardım edemiyorum diye üzülüyorum. 

Ne kadar insani, ne kadar iyilikle...

İnancım odur ki; "vicdan" iyilik getirir, aklı da kullanırsa parada getirir. 

Hep diyorum ya "sevgi ve akıl", bugün bunu pekiştiriyorum ve "vicdan ve akıl" eklemesi yapıyorum, hoş zaten içinde özündeki, yaradılışındaki "sevgiyi" koruyan kişide "vicdanda" olur. 

Uzun sözün kısası dostlar, "insanda" "vicdan" olursa dünyada, doğada, ilişkilerimizde, işlerimizde iyilik, güzellik olur. 

Herkes iyilikler, güzellikler içinde olur. 
Hem fiziksel, hem duygusal, düşünsel temizlik olur. 
Dünya tertemiz olur, güzelliklerle dolar.

Yaşamımızdan ve dünyadan, vicdansız, aklını kötülüğe, tüketmeye ve kirletmeye kullanan kişiler su gibi akıp gitsin, uzaklaşsın, bir daha gelmeyecek şekilde. 

Yaşamımıza, dünyamıza vicdanlı ve aklını iyiliğe, güzelliğe, iyiyi güzeli üretmeye kullanan kişiler aksın aksın aksın ve hep var olsunlar. 

Vicdan ile, akıl ile, iyilik ile, güzellik ile...
Sevgiyle dostlar
Dilara Koç



30 Mart 2017 Perşembe

Yaşamını sen yaratıyorsun!

Ne dedik bir önceki yazımızda dostlar?
Bugün dünyada başımıza gelen tüm kötülüklerin temelinde;

1-Sevgi ve akıl eksikliği
2-Bunları anlayıp, bilmek, algılamak için araştırma, sorgulama eksikliği
geliyor.
Dedik.

Bugün ki yazımda bu 2 maddeyi irdeleyeceğiz, maddeleri pekiştireceğiz, belki de maddelere temel birkaç madde eklemiş olacağız. Bakalım nasıl olacak? İyi oldu bile. Her şeyden önce niyetimiz iyi.

O yazımızda yazdıklarımı pekiştireceğiz dedik, birlikte önemli bir bakış açısına mı diyeyim, çok değerli, önemli ve temel bir konuya değineceğiz.

Konuyu becerebildiğim kadar, mümkün olduğu kadar kısa ve anlaşılır anlatmaya çalışacağım. Konu çok çok önemli, çünkü konuyu ne kadar iyi anlarsak yaşamımızı, yaşamlarımızı, yaşamı o kadar iyileştirir, güzelleştiririz.

Doğru okuyorsunız, dünyanın yaşamını birlikte iyileştirebiliriz!!!

Ne demiştim  “....Koşulsuz Sevgi” kitabımda “dünyayı insan olan,seven insan, koşulsuz sevgi kurtaracak.” İşte bugün bu yazımda bunun nasıl olabileceğini size anlatmaya çalışacağım.***

Konuya insanın inanç sistemi ile başlayalım, sonrasında fizik, beyin, zihin, enerji vb konulardan konuşacağız.

Kur’an-ı Kerim’de Allah ne diyor. “Dua edin, kabul edeyim.”
Burada aslında derin bir mesaj var dostlar. Yüce Allah burada insandaki güce dikkat çekiyor. Ne gücü bu? Beyin gücü, düşünce gücü,  insan da beyin var, düşünce var ve beyin gücünü kullan iste vereyim diyor. İnsan beyniyle, inanca göre duasıyla, dileğiyle yaratabiliyor, iyiyi dilerse iyiyi, kötüyü dilerse kötüyü. Yani beyin gücünü kullanarak isteklerine ulaşabilirsin diyor.

Gelelim bilime;

“Barış ancak evrensel aydınlanmanın doğal bir sonucu olarak gelebilir.”
Nikola Tesla
Annelerimizin yemeği en sevdiğimiz yemeklerdir öyle değil mi? “Anneminki gibi olmamış ya da olmuş.” Demez miyiz? Aynı yemeği, aynı malzeme ile, aynı tarifle 2 kişi yapar, birisinin ki daha güzel olur. Sizce neden? Bunu yaşam içinde yaşarız, çok da üzerinde durmadığımız bir konudur. Bence üzerinde durulması gereken bir konu, birisi istekle, aşkla, severek, sevgiyle yapar, bunu yapan kişinin yemeği illaki daha güzel olur.
  “İçine sevgimi kattım.”
Hangi işi, davranışı, hareketi yaparsak yapalım, işin içinde istek, severek yapmak varsa o iş daha iyi, daha başarılı olur.
“İstemek, başarmanın yarısıdır.”

Niyet...Niyetin ne ise...Niyetinin içinde iyilik, sevgi varsa, yaptığın işin, maddenin moleküllerini değiştiriyorsun. Sonucunu değiştiriyorsun.
Su deneyini lütfen google dan bir araştırıp izleyin. Suya sevgiyle yaklaşım ışık dolu hoş bir görüntü oluşmasını sağlıyor, sevgisiz yaklaşım da koyu, kötü bir şekil hal oluşuturuyor suda. Detayını anlatıp burada uzatmayayım, lütfen internetten bakın.

Beyin dışarıdan aldığı tüm bilgilerin işlemesini yapan bir organımız. Bilgileri işliyor. Bilgi işleme biçimi olarak da sonsuz olasılığa sahip. Öyle bir yeteneği var.
Yani elimde ne kadar bilgi varsa o kadar var edebileceğim güç var.

Çalışan zekanı geliştirmek senin elinde, ne kadar çok bağlantı varsa o kadar var edebile gücün olur.
Dolayısıyla ne kadar çok bilgi edinirsen, beyni geliştirirsen o kadar hayal edebilirsin, yaratıcı olabilirsin, o vakit kontrolü eline alabilirsin.
Beyni pozitifle, bilim ile, iyilik ile, iyi düşünce ile besledikçe hayal ettiğin pozitif olacaktır ve hayal ettiğini de yaratacaksındır.
Tersi beynini negatifle, sürekli üzüntülerle, umutsuzlukla, kederle, üzüntü ile beslersen de hayal edemez hale gelir, kitlenir, kısıtlanır, yaşamınıda kısıtlar ve bu negatifleri yaratırsın.
Yani;
Beyin, zihin yaratıyor, seçim yapıyor, içinde var olduğumuz yaşantıları yaratıyor.
İnsan beyninin seçim kapasitesi çok çok yüksek.
Yani düşünce çok önemli, düşünce gücü mevzuu buradan çıkıyor.
Ne düşünüyorsam yaratıyorum. Yarattığım, olan şey, yaşam düşündüklerimizden oluşuyor.

“Düşünüyorum o halde varım.”
Descartes

Burada karşımıza çıkan konu şu;
“Bilim eğitimi çok önemli.”

Bilim ne diyor? Her insanın sonsuz kapasiteye yaklaşan bir  bilgi işleme mekanizması vardır. Beyin seçim yapar ve sizi siz yapan zihninizi oluşturur.

Genetiğinde ne varsa o oluyor diyoruz, buradada bir seçim yapmış oluyoruz, seçiyoruz.
İnsanı insan yapan yaptığı seçimler oluyor, kişiyi farklılaştıran yaptığı seçimler aslında.

Freud; “Başarılarımı anneme borçluyum.” Demiş. Neden biliyor musunuz?
Freud’un doğuştan bir doğum lekesi varmış ve annesi Freud’a  “Doğum leken var, sen özel bir çocuksun.” Demiş. Freud’a göre annesi Freud’a “özel” olduğunu kodlamış, inandırmış, özel olmayı seçmesini sağlamış.

Burada konuyu biraz daha pekiştirelim; bir üst bilinç daha aşağıdaki bir bilinci yönetebilir,
yani etkiliyoruz, etkileniyoruz.

Ailemizden, arkadaşlarımızdan, çevremizden...Öğretmenlerimizden!
En iyi zihin olşuturucular öğretmenlerdir denir. Öğretmenlerin bilimsel bilgilere sahip olması, pozitif enerji dolu, sevgi dolu, iyilik aşılama odaklı, bilime yönlendirici olmaları öyle kritiktir ki...

Hepimiz bütünün içinde bir parçayız. Tek başına bir algıya sahipte olsan, çevre o algıyı değiştirebilir, fiziksel etki oluşabilir.
Dolayısıyla kötü düşünce hakimse kötüyü, iyi düşünce hakimse iyiyi yayar.

Bugün toplumlarda ne var? Aşırılıklar, aşırı muhafazarlık, aşırı popülerite, aşırı maddeci, kötülük, savaş vb., bunlardan kurtulup iyilik yaratmak mümkün.
Aslında evrende seçenekler sonsuz, bu bilimsel olarak kantılanmış bir konu, dolayısyla iyi düşün, parayı iyilik için iste vb herkes bu maddi manevi iyi düşünceden faydalanır, herkes iyi olur, iyi yaşar.

Sonsuz seçenek dolayısıyla “herkesin” mutluluğu için kullanılabilir, “seçim meselesi” yukarıda dediğimiz gibi.

Hayal et,  iyiyi hayal et, düşün ve toplumsal iyiliğe dönüştür!!!

Toparlamaya çalışayım;

Hayatı düşünce oluşturur, hepimiz bir düşe inanırız, inandığımız şeyi hayal ederiz.
Düşünce düşten doğar, bu düşünceyi oluşturan nöro zihindir.

Hayal etmek bilimin temel taşıdır diyebilir miyiz? Diyebiliriz.
Yaşam algımız değişirse yaşamımız değişir mi? Değişir.
5 duyunun sınırlılıklarını aşar, 5 duyunun yetmediği yerde zihin devreye girer ve
zihnimiz bir gerçeklik yaratır.

Ortak zihinlerin bir araya gelmesi ile ortak yaşamı oluştururuz.
Yaşam bir zihin durumudur.
Bunu Mevlana, batıda da Spinoza çok güzel anlatmıştır. Lütfen Mesnevi’yi anlamaya çalışarak okuyalım. Mesnevi de zihinden, düşünce gücünden ve iyiyi, hoşgörüyü, pozitifi yaratabileceğimizden öyle güzel bahsediyor ki ...
Dikkatinizi çekmek isterim, ne dedik bilim! Ne diyorum Mevlana! Zihin ile evren arasındaki en iyi anlatımı yapanlardan biri Mevlana diyorum, bilimde bunu anlatıyor.
O vakit doğu, batı, inanç farklılıkları vb biz neyi tartışıyoruz dünyada? Tartışacak hiç bir şey yok.
Konu bu, konu zihin evren ilişkisi, düşünce ile yarattığımız yaşamlarımız...

Mutlu, pozitif bir varoluş için anlamamız gerekiyor, anlamak içinde bilime ihtiyacımız var.

Gördüğünüz gibi bilim ile binlerce yıldır söylenen şeyler, kadim bilgelikten günlük bilim buluşlarına ışık alırsak, bilimi, ilimi bir edebiyat bakış açısı ile okumaya anlamaya çalışırsak, düşünme sistemimiz, algımız, algı yönetimimiz bilimsel, bilge, akılcı olur ve yarattığımız dünya cennet olur.

“İçinde bulunduğumuz çözümsüz sorunları karşılaştırdığımızda tümünün materyal yaşamımızdan kaynaklandığını görürüz. Buna karşın gelişim süreci hiç de küçümsenmeyecek tehditlerin var olduğu risk ve tehlikeler ile yüklüdür ve bunlar bizim acı ve arzularımızdır.
Eğer atom enerjisini serbest bırakırsak veya daha ucuz bir yol keşfedersek sınırsız bir güce ulaşabiliriz. İşte o zaman küremizin her noktasına enerji götürebiliriz ama bunun aksi de olabilir ve insanlığa felaket de getirebiliriz.”
Nikola Tesla

Gelin biz düşüncemizi bilimle, pozitif verilerle besleyelim, geliştirelim, iyiyi, iyiliği, umudu, neşeyi, başarıyı, şansı, birliği, güzelliği hayal edelim ve yaratalım.

Bilimle,
Kadim bilgelik ile...
Pozitif düşünce ile...
Sevinç dolu bir yaşam yaratmakla...
Sevgiyle dostlar

Dilara Koç

25 Mart 2017 Cumartesi

Enerji, neşe, umut🌟☀️

Enerjinin tanımını yapalım.
"Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç."
"Organizmanın etkin gücü." 🌟☀️

Neşenin tanımını yapalım.
"Sağlıklı ve mutlu olmaktan doğan, dışa vuran sevinç."👯💜

Umudun tanımını yapalım.
"Ummaktan doğan iç erinci, güven duygusu."
🙏💜

1-Neymiş enerji bir güçmüş. 
2-Neşede ne var? Sağlık, mutluluk, sevinç.
3-Umutta ne var? İdealler, cesaret var.

Bir araştırmaya göre sık sık dram, korku, hüzün içeren şarkı, film, tiyatro oyunu, haber dinleyen, izleyen ve negatif, sağlıksız, mutsuz insanlarla çok vakit geçiren kişilerde ölümcül hastalıklar, depresyon, travma geçirme olasılığı ve iş-özel yaşamda başarısız olma olasılığı % 93 imiş. 

Neşeli, komedi, aşk vb pozitif duygu içeren şarkı, film, tiyatro oyunu, müzikal, dans gösterisi izleyen, dinleyen ve pozitif enerjisi olan, mutlu ve sağlıklı kişilerle çok vakit geçiren kişilerde ise iş-özel yaşamda başarılı olma, mutlu olma, sağlıklı olma olasılığı ise diğerinden daha yüksek bir oranda %97 imiş.

Enerjinin negatif içerikle işlenmesi, pozitif içerikle işlenmesi diyebilir miyiz?
Duygu ve düşüncelerin negatif ile veya pozitif ile işlenmesi diyebilir miyiz?

Peki şunu diyebilir miyiz? 
Düşüncemiz negatif ile işlenirse hastalığımızı, mutsuzluğumuzu, başarısızlığımızı kendimiz yaratmış olmuyor muyuz? Ya da tam tersi pozitif ile sağlığımızı, başarımızı, mutluluğumuzu...

Kardeşim sen düşünceden ibaretsin
Geri kalan et ve kemiksin
Gül düşünürsün gülistan olursun
Diken düşünürsün dikenlik olursun
Mevlana

"Abra kadabra" 
birkaç dilde farklı anlamlarıda olsa, ana anlamı "söylediğimi yaratırım." 🌟

***Ne düşündüğümüz, ne konuştuğumuz çok önemli.

Umutsuzluğa kapılırsak yaşamımızın gücünü kaybederiz. Tersi umutlu olursak yaşamımızı gücünü elimize almış oluruz.

Sorun varsa çözümü de vardır. 
Doğada olduğu gibi...

Neşe ve umutta büyük bir pozitif enerji vardır. Pozitif enerjide büyük bir güçtür.
Bu enerji kendini koruyan büyük bir kalkan oluşturur.💪👌🌟☀️

***Birde ne kaybedersin pozitif düşünüp konuşursan? Kazanacakların çok. 
Hiç bir şey bulamadın, için ferah olur. 

***Mantığını, aklını yine kullan, negatif gerçekleri bil. 
Bununla birlikte, konuştuğun, düşündüğün pozitif olsun ki, yarattığın, çoğalttığın, yaydığın pozitif olsun.

Evet, neşe ve umut çook önemli.
Veee çok güçlü. 

Buyrun enerji, neşe ve umutla ilgili neler söylenmiş. 

Azim paha biçilmezdir, çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum.
Einstein

Evrenin gizemini anlamak istiyorsanız enerji, frekans ve titreşim cinsinden düşünün. 
Nikola Tesla

İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiç bir şeye ulaşamaz. Einstein

Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey bir anda can bulur. Şems-i Tebrizi

Neşenin ve umudun gücüyle...🙏👼💜🌟☀️🍀🐞👯
Dilara Koç

20 Mart 2017 Pazartesi

*Sır😎😌 *Neşe içinde hüzün🙏👼💃🏻❤️ *Ve neden?


*Sır😎😌
*Neşe içinde hüzün🙏👼💃🏻❤️
*Ve neden?

Bu yazımın 3 ana başlığı var. 
1- Sizinle birkaç sırrımı paylaşacağım.
2- Neşe şart, hüzünleneceksek de...
3-İyi varken, neden kötü?

Buyrun muhabbetle;

Çok ilginç bir tesadüf yaşadım. Geçen aylarda bir arkadaşım bana "düşünce liderisin" demişti. Ne yalan söyliyim duygularım okşanmıştı, konu öyle orada kalmıştı. Aynı sıfatı bugün başka bir arkadaşım daha dile getirdi. Duygularım bu sefer katlanarak okşandı, aynı düşünceyi 2 kişiden duymak... Aynı zamanda da büyük bir sorumluluk tabii bu sıfatı taşıyabilmek.
Bugün ki arkadaşımın cümlesi; 
"Sen bir düşünce liderisin, lütfen bu hafta bir yazı yaz, bu sorumluluğu üstlen ve yaşam biçiminden, yaptığın ibadetten, yaşama bakışından biraz bahset, özelde olsa bunları anlatmalısın, madem ışık tutmak istiyorsun bunu yap. İnsanlar aynı anda inancını,  çağdaş yaşamı ve neşeyi nasıl hayatlarında yaşarlar ve doğrusu bu bir düşünsünler...."
Uzunca konuştu, konuştuklarımızın bu kısmı yeterli, çok zamanınızı almayayım.

Efendim ben Allah'a inanıyorum. Kimi enerji, kimi doğa, kimi Tanrı diyor. Ben Allah diyorum. Hayatımda çok çok az kişinin bildiği bir ibadet halim vardır. 
Öncelikle ibadet şeklime ışık tutan okuduğum kaynaklardan bahsetmek istiyorum. 
İncil'i ve Tevrat'ı 2 şer kere, Kur'an-ı Kerim'i ilk okuduğumda henüz ortaokulda idim. Kur'an-ı Kerim'i ilk okuduğumda yeterince anlamamıştım, şimdi 9. defa okumayı geçtiğimiz hafta bitirdim ve çok farklı bir anlayış noktasındayım.
Mesnevi'yi 4. defa okuduğumda ancak anladım, anladığımı sanıyorum, belki bir kere daha okusam farklı şeyler anlayıp, özümseyeceğim, bilmiyorum.
"Bildiğim tek şey, hiç bir şey bilmediğimdir."
Sokrates 
Felsefe, tasavvufla ilgili birçok kaynak okudum, okuyorum. 
Tüm bu kaynakların, biraz ailemin, biraz yaşamın bana öğrettiklerinden kendime, iş ve özel yaşamıma uygun olduğunu düşündüğüm ve bana çok iyi gelen bir ibadet şekli oluştu zaman içinde.
Son 11 yıldır her sabah sabah namazı kılıyorum. 42 yaşındayım, 15 yaşından beri her sabah ve yatmadan Kur'an ve bazı duaları okuyorum, okumadan evden çıkmamaya, güne başlamamaya ve okumadan yatmamaya çalışıyorum. 
Diğer hayır yapmak vs gibi ibadet şekilleri de var herkesin hayatında irili ufaklı, yukarıdaki detaylar size yeterli bir fikir vermiştir diye düşünüyorum.

Evet, bu yaşamımın bana özel kısmı idi, artık bana özel olmaktan çıktı. Çokça farklı detaylarımda var, bu kadarı yeterli. Arkadaşımı dinledim bakalım, hayırlısı. 
Yeter ki paylaşımım bir ışık tutsun. 🙏👼🌟💜

Gelelim, sosyal yaşamıma, efendim şükürler olsun, içimde bir çocuk mu dersiniz, genç mi dersiniz, bir kıpır kıpır, neşe var ki; örneğin öğlen arkadaşlarla yemeğe mi gidilecek tatlı heyecan, hafta sonu düğün mü var, çocukları tiyatroyamı götüreceğiz, meyhaneye mi gideceğiz ooff ne tatlı, bal tatlı heyecan, arkadaşım kahveye uğrayacak ayy şeker gibi bir heyecan... Böyle bir tipim. 
Bir taraftan da; herkesin bir hikayesi var, benimde var. İnişler, çıkışlar, dolayısıyla arada hüzünlenirimde, çok neşelide olsam

Bir
Aldırma Gönül 


Bir
Sessiz Gemi


Bir
Kırık Kalpler


Gibi parçalar çaldı mı? Tutamam kendimiii.
O neşenin içinde kısa süreli bir hüzün geliiir geçeerr, giderrr. 

Bir araya açıklama gireyim, tahminen 🤔 ailemin bir tarafında zamanın ulemaları denilen kişiler, din, ilim ve bilim adamları dolu, bir tarafımdanda köy ağası torunu kızıyım. Sanırım bu 2 çeşit kan birleşince benim gibi bir şey çıkmış. (Kitaplarımda acık bahsediyorum ailemden.😉😎😌)
Evet, ne diyordum, böyle bir tipim. 
Hoş aileye vs gerek yok, bunlar gayet "insani", "insan için", "insana has" konular, normal aslında.
Her insanın kendine özel inancı, yaşam biçimi, duygu, düşünce hali vardır. Benimkisi bir kısmıyla böyle.

Ve ve ve yaşamımdaki, ruhumdaki, duygumdaki, düşüncemdeki en en en önemli ibadetin "hiç bir koşulda hiç bir kimse için kötü düşünmeme halim", bana kötülük mü yaptı? Kısa sürede konuyu aşıp, kendimi korumam ve/veya uzaklaşmam gerekiyorsa yapılması gerekeni insani kalite sınırları içinde yapıp, nötr olurum. Ya da insanları severim. Yani ya nötr ya sevgi. Ve bunu da akılla, akılcı... Ya Allah'a havale, ya sevgi. Tekrar söyleme ihtiyacı duyuyorum akılla ve akılcı. Bence yaşamda diğer ibadet şekilleri tartışılır ama sevgi ve nötr olma hali her insanın olması gereken hal diye düşünüyorum. İçsel ibadet, ruhun terbiyesi diyelim. 

Ve dostlar söylemek istediğim özet bir ergen cümlesi ile; "Neyin kafasında bu dünya, neyi tartışıyor, neyin kavgasını veriyor?" 
Kıyafet, din, dil, ırk, cinsiyet, yaşam biçimi ne olursa olsun, "sevgi, saygı, güven" üçlüsü ile ve aklı da kullanarak yaşamımız neşe ile dolmaz mı? Herkes kendi tarzıyla neşesini yaşamaz mı? 
Ve bugün dünyada yaşanan, kötülüklerden, kötülerden, ayrıştırılmalardan, maddiyatın, çıkarın peşinde koşmaktan kaynaklanan üzüntünün, hüznün yerini illaki yaşanacaksa, hayata dair ise "neşenin içinde kısa süreli geliip, geçiipp, gideen tatlı hüzün" alsa iyi olmaz mı? 

Dostlar okuyun, araştırın, bakın, gören gözlerle bakın, sorgulayın. 
Yaşam 2 günlük, bu 2 günü kavga ile, savaş ile, kötülük ile geçirmek mi?
Huzur, neşe, iyilik ile kaliteli geçirmek mi? 

Sevgi dolu/nötr olabilmemin gücüyle ve akılla...
Dilara Koç