28 Haziran 2016 Salı

Anlaşılamamak acı, anlaşılmak tatlı


Bundan 3-5 yıl öncesine kadar “yanlış anlaşılmaktan” korkuyordum. Daha doğru bir deyişle; iyi niyetlisin, kalbin temiz neden yanlış anlaşılasın ki, tatlı tatlı anlaşmak varken duygusu ağır basıyordu ve bunun için karşı tarafa “kendimi, iyi niyetli olduğumu, iyi niyetle konu ne ise heyecan mı, telaş mı, karşı tarafı korumamı, karşı tarafın iyiliğini istememi vb vb her ne ise açıklama yapmaya çalıştıkça karşı taraf daha da kitleniyor, benimde üzüntü ve sıkıntı kat sayım artıyordu, hatta bu anlamsız bir tartışma haline geliyordu vb vb.

Bu konuda nereden çıktı diyeceksiniz? Bu aralar, insan kaynakları konusunda çalışmam ile alakalı çokça bu tarz sıkıntılarla arkadaşlar gelip benimle dertleşirken bende aynı dertten muzdarip oldum mu, iyi mi? Hiç iyi değil tabii ki. 

Aslında konunun özeti; iyi niyetliyizdir ama eksikler vardır. İfade gücümüz, şeklimiz yetmiyordur, karşı taraf başka bir düşünce, duygu yapısındadır, sizinde karşı tarafında o an ki fiziksel, duygusal, akılsal, vizyonsal, düşünsel halleri bambaşka olabilir ve her iki tarafta buna vakıf değildir, farkında değildir.

Ama en acısı; en azından benim duygumda olan insanlar gibi insanlar için en acısı, niyetiniz iyi iken kötü görünmek, severken nefret ediyor sanılmak, öfkeyle alakanız yok iken karşı tarafın sizi öfkeli sanması, çokça nazik ve ince olmaya çalışırken kırıldığınızı ifade şeklinizi hakaret olarak değerlendirmesi, aslında konunun zamanla şiddeti ve önemi kalmamıştır ama sanki bunu kin yapmışsınız hala aynı duygudasınız gibi değerlendirmesi, sizi hepten yanlış anlaması gibi gibi sözün özü anlatamamak, anlaşılmamaktır.

Bugün geldiğim noktada;
Artık yanlış anlaşılmaktan korkmuyorum, çünkü zaten siz ne söylerseniz söyleyin insanlar istediği şekilde anlamıyor mu lafı, sözü. Anlıyorsa ve siz de iyi niyetli iseniz daha ne olsun, hassanız belki üzülüyorsunuz ama ona da gerek yok, çünkü içinizi ferah tutacak kadar iyi niyetlisiniz.

Ne güzel bir laf vardır “senin anlattığın karşı tarafın anladığı kadardır” diye.
Anlatmaya çalışmak kadar, anlamaya çalışmakda iletişimin bir parçası değil midir? Madem sen ben anlatmaya çalışıyor isek ki bu karşı tarafa verilen değeri anlatır, karşı tarafta anlamaya çalışsa, anladığı şey negatif ise, sözleriniz kendinde öfke, üzüntü vb negatif duygular uyandırıyorsa keşke sorsa da karşı tarafta kendini anlatmaya çalışsa, karşılıklı anlaşılmaya çalışılsa, asıl iletişim o zaman gerçekleşmez mi? Ama pek tabii, size o değeri ve önemi veriyorsa, vermiyorsa zaten bunları tartışmanın hiç bir önemi yok. Biz karşılıklı birbirine önem verilen, birbirinin yaşamında olsa tatlı bir arkadaşlık, dostluk, kardeşlik vb güzel paylaşımlar olabilecek ilişkiler için konuşuyoruz şu an.

Einstein bile ne demiş “bu dünyada beni birkaç kişi anladı, onlarda yanlış anladı” Bunu yaşayacaksak karşılıklı uğraşıya, zaman ve güç harcamaya hiç gerek yok öyle değil mi? Kimse kimsesiz yaşayamaz, olmaz diye bir şey yok ki, ama tatlı tatlı anlaşılan, biribirine iyilik, güzellik kazandıran güzel dostluklar, arkadaşlıklar vb ilişkiler olsa iyi olmaz mı?
Ben bu tarz durumlarda, bir döner kendime bakarım, düşünürüm, hatta bu tarz bir şeyler yaşadığım kişilere sorarım ne yaptım, nedir bendeki sıkıntı söyle düzeltmeye çalışayım vb ki son yıllarda bu ya hiç olmuyor ya da çook tek tük, şükürler olsun.

Kendime derim ki nerede yanlış yaptım, yapıyorum. Neyi farklı yapsam daha iyi olurdu, kendi kendime bir değerlendirme yaparım. Sonra Mevlana’nın sözü gelir aklıma, bugün de geldi.
“İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin, fakat aklından geçirdikleri kendi düşünceleridir.”
Günümüzde, iyi niyetli, iyi düşünceli, dürüst, açık olmak bazen yanlış anlaşılıyor, hatta çokça yanlış anlaşılıyor, çünkü bu tarz insanlar artık çok az, o kadar az ki, karşı taraf gerçekliğinden şüpheleniyor o derece. Bu tabii günümüzün çok talihsiz bir durumu.

Bu ve bu gibi konulardan dolayı kitaplar yazıyorum. Köprü kurmayı tercih etmek lazım, duvar örmeyi değil, ama dediğim gibi “koşulsuz sevgiyle, saygıyla, güvenle”

Gerginlik, stres niye? Sakinlik, dinginlik, neşe, tatlılık, iyilik, güzellik dururken. Bunlara gerek var mı? Etkin iletişimin en temel kuralı, açık, net, somut, samimi olmak. Anlık, acil hallerde daha çok stres yaşanır, yine aynı öneride bulunacağım, bu sefer açık, net, somut, samimiyete kısa açıklamaları ekleyeceğim. Açıklama, bilgilendirme de çok önemli, karşılıklı farkındalığı sağlar ve iletişimi, ilişkiyi rahatlatır.

Bir ekleme daha, karşılıklı eleştiriye, ama yapıcı, sevgiyle, güvenle, iyileştirici eleştiriye açık olma, bu maddede aslında açık, samimi olma iletişim sıfatlarına giriyor.

Tekrar etmem gereken ve üzerine basmam gereken konu; karşılıklı iletişim, ilişki kurmak için, temel kurallar; istek, sevgi, saygı, güven olması gereği, anlayış, empati, iyi niyet...

Bunlar yok ise, durum şu oluyor, Montaigne ciğim söylemiş; bazen “İnsanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor, sadece sen yanlış insanlar üzerine hayal kuruyorsun.”

İyi niyetli ve sevgi dolusun ya, sevgi, güven insanda heyecan ve istek uyandırıyor, e karşı tarafta bu yok ise olay o kişide stres ve gerginlik yaratıyor, sende kırlıyorsun, anlaşılmamanın ve sevginin karşılığını almamanın verdiği acıyı çekiyorsun.

Ne güzel söylemiş Yunus Emre
“Biz gelmedik dava için
Bizim işimiz sevda için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldik”

Gönüller bir ise iletişim, ilişki tatlı olur, koşulsuz sevgi olur, anlayış olur, karşılıklı anlama, anlayış olur.
Duygu ve düşüncede uyumlu değil isen, fedakarlıkta, hoşgörüde, paylaşımda ortak noktada değil isen zorlamanın bir anlamı yok, öyle değil mi?

İnsan içinde yaşadığı, arzu ve istekleri, sevgiyi, saygıyı,güveni paylaşımı içinden geldiği gibi aktaramaz ise, kendisini yormasına ne gerek var, öyle değil mi?

Bence içinde iyilikler barındıran her insan değerlidir. Bununla birlikte farklıdır, yaşama bakışı, olayları algılayışı, yaradılışı, hayattan ve ilişkilerden beklentileri farklıdır. İllaki birlikte olunacak, ilişki kurulacak diye bir kural yoktur ki. Doğada yok ki böyle bir şey.

Ben insanları seviyorum, “insanları” seviyorum, “sevgiyi” seviyorum, “iyi niyet barındıran her insanı seviyorum” ama illaki ilişkide olacaksın diye bir kaide yok. Sosyal toplumda yaşıyor isek sevgiyle, saygıyla, güvenle yaşayalım arzum var. Ama işsel de özel de ilişkilerde “iyi niyet “ olmalı kuralım var, “saygı ve güven “ olmalı kuralım var.

Konumuza döner isek;
karşılıklı anlayış, anlaşılmak güzel.
Hep şunu düşünürüm yeter ki empati kurmak iste, bir şekilde kurarsın, en az bir adet empati kuracak özelliğini bulursun karşı tarafın. Yeter ki istek ve iyi niyet olsun. Karşı tarafın gözüyle görür, kulağıyla duyar, kalbiyle hissedersen ilişki akar gider.
Bana bu yazıyı yazmamı rica eden arkadaşlarım adına (onlara söz verdim, yazımı sıkıntı yaşadıkları kişilerle paylaşacaklarmış) ve kendi adıma da, bilmeden sürçi lisan edildiyse, birileri kırıldıysa, kızdırıldıysa affola diyoruz, beraberinde de kendilerinden de bu bakış açılarıyla kişilere, olaylara bakmalarını diliyoruz.

Sevgili dostlar;
Diyorum ki 2 günlük dünya ve bir oyundayız, kalp kırmayalım, kırılmayalım, sevgiyi paylaşmak isteyene buyur edelim, istemeyeni yolcu edelim, suya bırakalım gitsin, pek tabii ki sevgiyle...

3. Kitabımda yazdığım ve çokça da inandığım gibi, 4. Kitabım olan “Leyli” romanımdaki gerçek hikayenin içinde gizli var olan mesajdaki gibi;

“Dünyayı, insan olan, seven insan kurtaracak, “koşulsuz sevgi” kurtaracak.

Çünkü doğamız, yaradılışımız “sevgi”.

İçinizde, dışınızda tatlı tatlı gülümsesin dileklerimle...
Dilara Koç

4 Haziran 2016 Cumartesi

Hayırlı Ramazanlar, hayırlı aylar, yıllar, yaşamlar

*Top sesi ya da top sesine benzer sesler duyunca ürküp, korkmak yerine, iftar saatinin geldiğini ve Allah'a şükredildiğini gördüğümüz ve yaşadığımız

*Kültür, görgü, bilgi seviyesinin daha da arrtırılması için okulların yapıldığını

*Okulların içini; güçlü müfredatlarla, yüksek kültür ve görgü seviyesinde yetiştirilmiş, her şeyden önemlisi vahşi, sapık, bilgisiz, cahil değil insan olan, insanlığa dair rol model olan, çocuklarımızı sevgiyle, güvenle saran, sarmalayan öğretmenlerle doldurulduğunu

*İllaki camii yapılacak ise, ihtiyaç ise, Japon mühendislerin şok şok şoka girdikleri şekilde, akıl almaz, matematik, fizik, mühendislik ötesi sırlarla inşa edilen Selimiyeler gibi camiilerin inşa edildiğinin, içine girdiğinizde huşu içinde olacağınız, huzur dolacağınız, kendi inancınıza göre dualar edeceğiniz camiilerinin inşa edildiğini gördüğümüz

*Gösteriş için değil, başkalarına yaranmak için değil, siyasetle, maddi konularla ilişkilendirilmiş değil, alet edilmiş şekilde değil, kendi özgür irademizle, isteğimizle, kendi inancımıza göre ibadet ettiğimiz, Ramazan ayında ve her ayda aşkla kendi inancımıza göre ibadetimizi yaptığımız, hayır işlerimizi yaptığımız

*Evlerimizde, sokaklarımızda, caddelerimizde, parklarımızda 7/24 güvenle dolaşabildiğimiz

*Başka inanca sahip olan kişileri Ramazan'da su içiyor yemek yiyor diye dövmediğimiz, İslam'ın özünde olan "hoşgörü"nün, aklın, bilginin, medeniyetin damarlarımıza işlediğini gördüğümüz

*Her ırk, din, dil sahibi kişileriyle huzurla, insanca yaşamı paylaştığımız

*Aşımızın helal olduğu, helal aşımızın yanına huzurla demlediğimiz çaylarımızı huzurla yudumladığımız
*İç ve dış temizliğinin,
*İyiliğin, güzelliğin, medeniyetin, kültürün
*Doğanın
*Sevginin
*Neşenin kol gezdiği

*Tüm bunlara sahip olduğumuz için Allah'a binlerce şükrettiğimiz, bundan dolayı mutluluk ve huzurdan duygulanıp ağladığımız ve aynı andada güldüğümüz o tatlı duyguyu doya doya yaşadığımız nice nice hayırlı Ramazan ayları ve aylar, yıllar, yaşam yaşayalım diliyorum Yarabbim. Amin.

Hayırlı Ramazanlar Türkiye
Sevgiyle, saygıyla, güvenle...
Dilara Koç