10 Mayıs 2016 Salı

“Derdi dünya oIanın, dünya kadar derdi vardır.”


Bugün ki mektubuma :) Yunus Emre’nin bir sözü ile başlamak istiyorum.
“Derdi dünya oIanın, dünya kadar derdi vardır.”

Ne güzel özetlemiş mevzuyu. “İlaki ben” diyorsan, “para para para” diyorsan, “ünvan” diyorsan, “ev, yat, kat” diyorsan, “markada marka” diyorsan, off yazarken bile yoruluyorum, ne çok derdin var. Zor.

“İllaki ben” ile başlayalım. “İllaki sen” ise konu, en önce sana zarar verir. Çok kısa bir anlatımla; yaşamda, en az bir kişi olacaktır ki ve/veya en az bir olay gerçekleşecektir ki “seni” umursamayan, “senin” hiç önemli olmadığın, “senin” hiç konu olmadığın...”Egon” ve “sen” baş başa kaldığınız o an. Kabul görmediğin, reddedildiğin, sevilmediğin, beğenilmediğin, saygı görmediğin, eleştirildiğin en az bir olay, bunlardan en az birini yapan en az bir kişi.

Kendine güven, özgüven, kendiyle barışık olmaktan bahsetmiyorum. Kibirle karışık, “ego” olan, “en büyük, en iyi, en güzel, en bilen, tek bilen vb hepsi ben”den bahsediyorum.

Para, yat, kat gibi maddi maddelere gelince; yaşam standardı önemli, maddi şartların iyi olması, refah içinde yaşamak tercih edilir. Bahsettiğim; yaşamın tek amacı ve tek odak noktasının maddi olması.

Sevdiğin birine hediye alacaksın illaki marka olmalı diye bir düşünce tarzın varsa vay haline, yaşam çekilmez, karşı tarafta bu marka değil, o yüzden beğenmedim düşünce tarzında ise O’nun da vay haline. Kısa, orta vadede ruhsal bunalımlar ziyarete gelir. İmkanın varsa al tabii, yat al, kat al, araba al sevdiğine, en iyi markadan, ama bu yaşam amacın, yaşamın odak noktası olursa sıkıntı, sevgiden oldukça uzaklaşmış bir durum, tamamen maddeye bağlı bir durum, dolayısıyla doğaldan, doğandan uzaklaşmış oluyorsun, yani “sevgiden” ve dolayısıyla antidepresanlara hoşgeldiniz demeye başlıyorsun.

Bir küçük günaydın öpücüğü, bir tek tane papatya ile de mutlu olup sevgin pekişiyorsa, için ışıldıyorsa ne ala. Eşin ev hediye etti, uçtun, uç, ama aynı eşin yukarıdaki papatyadan verdi yine uçuyorsan sıkıntı yok. Değil ise sıkıntı.

Bilmiyorum anlatabiliyor muyum? Koşullar ne olursa olsun, paran olduğunda da olmadığında da sevgi halin, duygun sevgi dolu ise sıkıntı yok, aksi halde koşullara bağlı bir yaşam ve koşullara bağlı ilişkiler yaşamını sarar ve sen kişilere ve kişilerin koşullarına, hatta kendi koşullarına mahkum hapis bir yaşama kendini kitlersin. Karşıdakine imkanın doğrultusunda özenli hediyeler sunmak önemli, bu da bir saygı, sevgi göstergesi, ama bunlara odaklı, yaşam odağının bunlar olması sıkıntı.
Ünvan. Burada ünvan derken, müdür, direktör gibi ünvanlar olmasının yanısıra, paranın getirdiği statüden de bahsediyorum. “Para para para” dedikçe, ünvanım, statüm dedikçe, eşini, dostunu, ailesini hatta kendini bir kenara atmış olan çok kişi var, öyle değil mi? Seni, senin olan birçok kişiyi ve şeyi unutur, senin eşini, çocuğunu kaale almaz, senin olan şeylerin O’nun için bir önemi yoktur, isimlerinizi unutur, tanımamazlıktan gelir, egosuyla takılır, en iyi bilen kendi, kendi eşi, kendi çocukları, en iyiyi yapan yine kendi, kendi eşi, kendi çocukları vb modlardadır, kibirli bir bakışı vardır dünyaya karşı. Büyüğünü küçüğünü tanımaz, çünkü en büyük kendidir ki. Madde dünyasında hapis bir yaşam sürer, mutludur, mutlu mudur? Bu durum ciddi bir soru işareti. Mutlu mudur gerçekten?

Evet bunlara kişiyi yenik düşüren altı donanımdan yoksun, deneyimden yoksun, sevgiden yoksun, bilgiden yoksun “Ego” dur.
En kötüsüde bunun farkında olmamasıdır.

..........Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.(Yunus Emre)

Sevgiyle bürülü, beraberinde maddi manevi refah ve ferahlık içinde bir yaşam her iyi, güzel insanın hakkı, herkese nasip olsun dileklerimle.

Sevgiyle...

Bkz. Kitap; Adım Dilara Soyadım İnsan Göbekadım Koşulsuz Sevgi Yazar Dilara Koç