18 Kasım 2016 Cuma

Elini taşın altına koy, sevgi ve akılla

Bir süre yazmamaya karar vermiştim.
Az önce duyduklarım, okuduklarım, öğrendiğim haberler karşısında kendimi tutamadım.

Bugün bu yaşananlar, ülkemizde dünyada olan adaletsizlikler, sevgisiz, insanlık dışı işler beni yazmaya iten etkenlerin başında geliyor. 

Sadece birkaç paragraf ile sizlerle sohbet edip kapatacağım.


Olayı analiz edelim, olayın temelinde yitirilmiş olan “insanlık” “sevgi” var. Olay siyasi, devlet, hükümet meselesi değil, olay ondan öte, daha derin, şeytan işi, özellikle kurgulanmış bir oyun.

Doğamızda, yaradılışımızda olan sevgiyi yitirdiğimiz gün başladı tüm bunlar.

Tüm iyileri, insanları, içlerindeki “insanlığı” “sevgiyi” yaymaya, bu enerjiyi yaratıp çoğaltmaya ve yaymaya çağırıyorum.

Geçen gün bir dost diyeyim, bir tanıdık ile diyeyim yazışarak sohbet ettik. Dedi ki; “bu da benim pozitifim” Güzel cümle hoşuma gitti, sevgiyle selamlıyorum kendisini. İçi öfke dolu.
Bir baba, bir anne olan, insan olan herkes evet tepkili olur olmalı. Haklı buldum, anladım kendisini. O da içindeki sevginin verdiği güçlü duyguyla adaletsizliğe, savaşa, haksızlıklara, insanlık dışı işlere tepki gösteriyor, çok haklı.

Bugün diyorum ki; içimizdeki güçlü, inançla, sevginin büyük gücüyle, inananlar, insan olanlar herkes kendi tarzı ile, imkanlarınca ne yapabilirse yapsın madem.

Artık konuyu analiz etmenin, değerlendirmenin vakti geçti, konu net, açık.
Artık herkesin söylenmeyi bırakıp, söyleyip ve konuyla ilgili bir şeyler yapmasının zamanı geldi.
Herkes kendi yöntemiyle...

Ülkeden kaçarak, göçerek değil, sadece söylenerek değil, küferederek değil, aktif, somut bir şeyler yaparak, iyiyi üreterek, yayarak ve gücü kadarıyla becerisi kadarıyla bir şeyler yaparak ve sevgiyle birleşerek.

Göçüp gidilen Avrupası, Amerikası, orası burası bizden medeni, adaletli değil.
“Otu çek köküne bak.” Bak bakalım, iyi bir oku, irdele, analiz et, araştır, onlar nasıl?
Söylüyorum senden medeni, adil değil.

Medeniyet dersi vermeye çalışanların hali belli, oku bak, dünya savaşlarındaki ve geldikleri durum, şimdiki durumları, insan haklarından bahsedip insanlara yaptıkları zulümleri, faşistliklerini oku, öğren. 

Sen başkalarına özenmekten, kendini eleştirip durmaktan, başkalarının iyisiyle meşgul olmaktan kendi iyiliklerini, başarılarını, güzelliklerini, ülkendeki aydınların, değerlerin, üretenlerin başarısını kıskanmaktan ileri gelmeyince, ilgilenmeyince, tüketmeye odaklanınca, üretmeyi bırakınca, üreteni desteklemeyi bırkaınca, sadece ve sadece kendi imajın, cebin, statün için uğraşıp egona yenilince, yıllar içinde uyutulunca başına gelir tabii bunlar. Uyanmak zamanı geldi geçti bile.

Tarzın her ne ise, (bahsettiğim tanıdığın izni ile) pozitifin her ne ise, kendi yolunu bul ve ülken için, evlatların için sevgiyle, akılla, akılcı yöntemlerle çözüm yollarına odaklan. 

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?
Mehmet Akif Ersoy


Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.
Mustafa Kemal Atatürk
Medeniyetin ilk şartı adalettir. Freud
Herkesin, hepimizin, ülkemdeki, dünyadaki tüm insanların kalbine Yüce Allah’ın sevgisi ve ışığı aksın aksın aksın, durmadan aksın ve sevgiyle ışıkla ışıyalım, parlayalım. Amin
Bugün ki duam bu.
Sevgiyle ve ışıkla...
Dilara

9 Ekim 2016 Pazar

Dostlar sağolsun, var olsun.



"Kendi halinde olmak güzeldir. Bu kadar hal bilmezin arasında." Sadi Şirazi. 
Hal bilmezlik, değer bilmezlik, güvensizlik... 

Ne diyor şarkıda; "Hayat öyle bir oyun ki ne rolü var, ne sahnesi..."

Hep diyoruz, diyorum, 2 günlük dünyada, "insan olmak" varken, "insan olmak" aslında çok basitken, biz zoru ve bizi yıpratanı seçiyoruz. Nasıl mı? İlişkilerimizde doğal olmayarak, yüze rahatça fikir ayrılığımızı, can sıkıntımızı, karşı tarafa üzülüp bozulduğumuzu vb negatif duygu ve düşüncelerimizi medeni, tatlı bir dille ifade edebilecekken, arkadan konuşup önce kendimize sonra zamanla karşıdakiyle ilişkiyi yıpratarak, dürüst olmayarak, yalanlar üzerine temeli sağlam olmayan ilişkiler kurarak, maddi hatta belki manevi çıkarlar üzerine ilişkiler kurarak, iletişim kurmayıp karşı taraf hakkında negatif sorgulama ve yargılamalara girerek, kötü niyetli olarak vb vb. Kendi kendimize ve önce kendimizi yıpratan oyunlar oynayıp, kendimize ve karşı tarafa roller biçiyoruz. Ne demiş şarkıda, yukarda yazdım, "Hayat öyle bir oyun ki ne rolü var, ne sahnesi..." Başka bir deyişle, hayat bir oyun ki, 2 günlük ki, illaki rol biçeceksen, önce kendi iç huzurun, mutluluğun, sonra ailen, çevren için iyi niyetli, sevgi temelli roller biç ki, 2 gününü keyifli geçir. Depresyonla, mutsuzlukla, kendini ve başkalarını içten içe üzerek değil. 
Yaşamın, anın keyfini sürmenin en güzel yolu sevgi temelli, gerçek, iyi niyetli ilişkiler kurmaktan geçiyor. 

Eveettt, yeter bu kadar negatif, biz pozitife odaklanalım. "Şükürler olsun." diyelim, hal bilen, söz bilen, değer bilen, dostluk bilen, iyilik bilen, "sevgi, saygı, güven" üçlüsünü karşılıklı yaşadığın "insanların" var olduğu bir yaşamımız, yaşamın varsa. Minimum bir adet gerçek dostun varsa. 
Karşılıklı, koşulsuz, sonsuz, sınırsız sevgi, saygı, güven yaşadığın, üzüntünü neşeni, belki ve bazen ve yıkıcı olmadan içindeki öfkeyi yıkıcı olmadan paylaşabildiğin, hatalarına anlayış gösteren, iyiliklerini başarını içtenlikle alkışlayıp destekleyen, sırdaşın olan, karşısında ve birlikte neşeyle, keyifle, doğalında rahatça davransbildiğin, ağlayabildiğin, gülebildiğin, eğlenebildiğin, iyi niyetli, sag sevgi ve ışık dolu bir ilişki temelinin olduğu en az bir dostun varsa "şükürler olsun" diyelim ve ne kadar şanslı olduğumuzu bilelim.

Gelin hep birlikte "Şükürler olsun" diyelim dostlarımız için ve bu vesile ile sahip olduğumuz tüm fiziksel, duygusal, maddi, manevi vb iyiliklere, güzelliklere... 🙏👼👯👬👫👭🌟🌈🐞🍀🌷💖🌷💖🌷💖 
Bugün ki yazımı söz verdiğim üzere ve bugün doğum günü olan çook sevgili kardeşim, dostum Ebru Büyüksural Hayvacı'ya hediye ediyorum.

Ve aşağıya kendisine doğum günü kutlaması için yazdığım mesajı ekliyorum.

Hepinize, hepimize gerçek ve tatlı dostlukların, ilişkilerin uçuştuğu yaşamlar dileklerimle, sevgiyle...


Kuuuzuuuuu, canım kardeşim, canım dostum, bugün ki (yazmaya vakit ayırmaya çalışacağım) yazımı ki konusu "dostluk", istek üzerine, doğum günün vesilesi ile sana ithafen yazacağım. 😉🙏👼👯👭👩‍❤️‍👩 Çoook mutlu yılların, yıllarımız olsun. Şükürler olsun, fikir ayrılıklarının tatlı tartışarak çözebildiğimiz, genelde fikir birliğimiz olduğu için, doğalında, yüzümüze gerçekleri ve düşündüklerimizi iyisiyle kötüsüyle rahatça söyleyebildiğimiz için, bize göre büyük tartışmalarda yapsak iyi niyeti bilerek sevgiyle sarılabildiğimiz için, birbirimize karşı koşulsuz, sonsuz ve sınırsız sevgi, saygı, güven, anlayış beslediğimiz için, koşulsuz sırdaş olduğumuz için, gerçek bir şekilde birlikte ağlayıp, birlikte gülüp, tarifsiz neşeyle eğlenebildiğimiz için, taaa uzaklardan birbirimizin ne düşündüğümüzü, yaşadığımızı hissettiğimiz için şükürler şükürler olsun. İyi ki doğmuşsun Ebuşum, var ol, sağol, nur ol. 🙏👼🌷💜🌈🌟👯👭👩‍❤️‍👩


#şükürlerolsun #safsevgi #safask #purelove #thankgod #safiliski #purerelationship #doga #nature #an #ol #anıbil #now #degerbil #trust #güven #güvendemekhuzurdemek #hal #dostlarsagolsun #bydk #bydilarakoc #namrun #natural #doğal #naturalrelationship #doğalolmayanolmasın #doğalolanvarolsunsağolsun




22 Eylül 2016 Perşembe




"Leyli" romanımla ilgili, insanlıkla ilgili

Çok değerli Ahmet Niyazi Koç'un "Leyli" romanımla ilgili ve romandan yola çıkarak genel yaşama dair, insanlığa dair yorumlarını ve benim kendisine cevaben yazdığım yazışmaları buradada paylaşmak istedim. 
Buyrun, sevgiyle ve ışıkla.

Amcacım çookça teşekkürler benimle ilgili, yazdıklarımla ilgili tüm güzel değerlendirmeleriniz için. Ne de güzel yazmışsınız, yorumlamışsınız.  Bende çokça arıyorum o insanları, şükürler olsun az çok etrafımda var, daha fazlası ortaya çıksın diye yazıyorum yazıyorum yazıyorum. Hep umut doluyum, aksini hissedip düşünmek çözüm değil bari umut dolu olmaya devam edelim diyorum. Sevgiyle, ışıkla... 🙏👼💜🌷 Ahmet Niyazi Koç iyi ki varsınız, siz de bir "ışıksınız"

Ahmet Niyazi Koç
O GÜZEL İNSANLAR NEREYE GİTTİLER? Günlerdir etrafımda Dilara Koç'un LEYLİ'sindeki insanların benzerlerini arıyorum.Bulamıyorum. Meri,Behri,Zehra ana, ,Kamil Dayı,Rojina ve diğerlerinin nereye gittikleri ile ilgili bir ipucu bulabilirim diye dün gece kitabı yeniden okudum.

Sabaha karşı kitabı bitirdiğimde bu insanların izini bulamamıştım. Ama kafamda yeni bir soru belirdi: Bu güzel insanlar kendileri çekip giderken acaba güzel duygularını geride kalan insanlara mı bırakmışlardı? Bu sorunun peşinde bütün gün etrafımı araştırdım. 
Sordum soruşturdum, yok kalmamıştı. 

O güzel insanlar bu dünyadan çekip giderken o güzel duygularını da beraber götürmüşlerdi."Aşk?" dedim,"bir kaç tanesi kısa bir yaz mevsimine sığan bir masal" dediler. "Sadakat?" dedim "Hep aynı marka ruj kullanmak" dediler."Fedakarlık?" dedim,
"Yaşlılara sorun onlar bilebililr" dediler."Hasret?" dedim, "AVM'ye giderken evde unutulan akıllı tenofonun yokluğunun yarattığı acı" dediler.

Bir tek isimleri kalmış Dilara'nın kitabında. Sağol Dilara. Bu güzel insanların hiç olmasa isimlerini kitabında yaşattığın için teşekkürler.

Bu arada kitabı ilk  okuduğumda bir cümlenin altını çizmişim: yağmur yağarken bahçede çiçekleri sulayan Meri ile dalga geçene     Meri'nin cevabı:"Yağmur ayrı,ben ayrı.O da sulasın ben de." Kitabın en güzel cümlesinin bu olduğunu daha önce söylemiş miıdım?


20 Eylül 2016 Salı


Hayvan sevgisi (canlı sevgisi)


Çok değerli ve çokça sevdiğim bir ablam, dostum, kendisi derin bir hayvan dostu, besleyicisi ve seveni.
Benden hayvanlarla ilgili bir yazı yazmamı istedi. Sohbetimiz doğrultusunda ve kendi eklemelerimle seve seve geçtim klavyenin başına.
(teknoloji nelere kadir, aldım kalemi elime demek çokça gerilerde kaldı J hoş bu sayede daha çok ve hızlı yazıyoruz biz yazanlar, teknolojiyi iyiye kullanıyoruz yani. Bu notuda geçeyim araya. J )
Değerli ve sevgili ablamın çok derinden bildiği bir şey daha var ki; ben tüm hayvanlardan, yavru, büyük, hangi cins olduğunun hiç bir önemi olmaksızın tarifsiz korkarım, yaklaşamam, dokunamam.
Bulundukları yer özellikle kapalı alan ise orada bulunmak istemem, hayvan besleyen evlere bu halim o kişileri rahatsız etmesin diye mümkün mertebe gitmemeyi tercih ederim, beni anlayıp, sevgi ve saygı gösterenlere giderim, onlarda kedicikleri, köpekcikleri oturduğumuz alandan uzakta tutarlar sağolsunlar.
Sevgili ablacığım bunu bilir, bu fobime mi diyelim, elimde olmayan duygumamı diyelim, müthiş sevgi ve saygı gösterir.
Ama iyi bildiği bir şey daha vardır ki, ben hayvanları çok seviyorum, özellikle yavru olanlara karşı aşırı bir sevgim oluyor ya da ne bilim bazıları o kadar tatlı, dost canlısı, şirin ve güzel olur ki onlara bayılırım, ama platonik J uzaktan. Örneğin bazı köpeklerin öyle derin bakışları ve davranış biçimleri vardır ki, şaşkınlık ve hayranlıkla izlerim onları, çoğu insanda var olmayan sevgiyi, olgunluğu, düzgün davranışı izlerim bazılarında.
Takipçilerim bilirler, bizim sıkça yaylaya, dağlara, yüksek tepelere, yörüklerin yerleşim alanlarına, dağlık bölgelere, göller bölgelerine vb alanlara gezilerimiz çokça olur.
Buralarda ve yayla evimizde karşılaştığımız hayvanları bulunduğumuz süre kadarında besleriz, hatta beslerim.
Örneğin, yaz bittiğinde, insanlar, yazlıkçılar yayladan el çektiğinde, evimizin mutad kedi ve köpek ziyaretçi aileleri vardır.
Her yıl istisnasız gittiğimiz zamanlarda gelirler, ben onlara bir ağaç belirledim, o ağacın oraya yiyeceklerini koyarım, ben koyana kadar beklerler ve ben ağaçtan uzaklaşınca ağaca gider ve yemeklerini yerler.
Nasıl? Birçok insanla kuramadığımız empatik, sevgi, saygı ve güven dolu iletişimimiz kulağınıza nasıl geldi? 
Bazen köpek ailesi ile birden karşılaşırız, elimde tabak, karşımda aç hayvanlar, bazısı yavru, ne olur biliyor musunuz?
Anne köpek yavruları durdurur, benim ve kızımın yemekleri ağacın oraya bırakmamızı beklerler ve biz eve doğru yürürken, yollarını uzatarak orada bulunan eşimin atölye binasının arkasından dolaşır öyle ağaca giderler, çünkü kızım küçük ancak yürüyor yavrular onunla oyun oynamak istiyor anne köpek hemen müdahale eder ve yavruları binanın arkasından yemeğe yönlendirir.
Nasıl? Tekrar ediyorum, birçok insanda yok olmuş olan sevgi, saygı, olgun, anlayışlı tavır.
Bizim yayladaki evin bazı yerlerine, kışın kuşlar yuva yapıyor, özellikle elektirik saatinin içine yapanlara çok üzülüyoruz, çünkü elektrikçi geldiğinde vb sebeple kapak açıldığında yavrular düşüyor ölüyorlar vs vs.
Sofadaki florosandaki kırlangıç yuvamız meşhur, her şeyden önce doğa harikası bir inşaa, bence inşaat mühendisleri, mimarlar incelemeli.  İlahi düzenin mi diyeyim, evrenin mi diyeyim, müthiş bir mucizesi, evi inşa ederlerken de sonrasında içindeki yaşamlarını her yıl hayretime engel olamadan izliyorum. 
Evin büyükleri yemleri ağızlarıyla sabırla taşır, yavrular itina ile beslenirler, sonra yavrular büyüdükçe, uçuş eğitimleri vs derken göçerler, bizde yuvayı, boş yuvanın sofaya akması, dökülmesi, temizlik açısından temizleriz, gelecek yıl tekrar. J
Durum böyle olunca, eşim sağolsun, birden fazla kuş yuvası yaptı evin belli yerlerine yerleştirdi ki kışın oralara yuva yapsınlar, çünkü bazen fark etmiyoruz, örneğin sofayı yıkarken tahta arasına yapılmış görmediğimiz yuvalar oluyor suyla akıp gidiyor, yavrular ölebiliyor vs. 
Bu yıl kızımızın, tahta evinin yanındaki ağaca bir yuva yerleştirdik, kızımız kuşların beslenmelerini, uçuş talimlerini vb yaşamlarını inceleme fırsatı yakaladı.
Babasıyla, benim yukarıda bahsettiğim duygularımdan dolayı beceremediğim, köpekleri kedileri sevdirme konusunda kızımızı destekledi.
Bu arada korka korka, büyük kızıma bende zamanında aynını uygulamıştım, yüreğime taş basıp, bunu ancak hisseden yaşayan anlar, çok şükür bayılmadan J büyük kızımda yine çok şükür, kedi besleyebilecek seviyede hayvanlardan korkmuyor ve seviyor.
Eşim bir kümes yaptı, tavuklarımız oldu. Kızımız ve diğer dostlarımızın çocukları bizzat tavukların yumurtlamasını izlemenin ve yumurtaları alıp bize getirmelerinin zevkini yaşadılar.
Gibi gibiii. 
Gelelim şehir hayatına.
Ben dediğim gibi, hem korktuğum, dokunamadığım, hem de itiraf edeyim, lütfen hayvan severler ve evde hayvan besleyenler kızmayın, en azından saygı duyun, titizliğimden, kişiler ne kadar titizde olsa yeterince temizliklerinin yapıldığına inanmadığımdan,  bir de evlerin hayvanların yaşamaları için, doğalarına aykırı bir yaşam biçimi olduğuna inancımdan evde hayvan besleyemiyoruz.
Bahçeli evimiz olsa bir köpek belki isterim, ama bakan, ilgilenen, hatta iyi bakan, ilgilenen olması kaydı ile.
Bir de sokaklarda, apartman bahçelerinde, apartman altlarında beslenen kediler ve köpekler mevzuu var. Bizim apartman görevlimiz Duran Amca kedi ve köpek besliyor. Hemen bizim apartmanın girişinde. Çok memnun oluyorum, neden mi? Benim gibi korkan, panik olan insan neden mi memnun oluyor? 
Çünkü inanın daha bir kere bile kedilerin ve köpeklerin ne kokusuna, ne yemlerinin etrafa yayılmasına, ne tuvaletlerinin etrafa yayılmasına bir kere bile şahit olmadım. Hayvanlarla öyle güzel bir iletişim kurmuş ki, hayvanlar sokak hayvanları olmalarına rağmen, gayet terbiyeli ve titizler ve hiç bir şekilde rahatsız edici değiller. Duran Amca ne de güzel bir hayır işi yapıyor diyorum ve kendisini destekliyorum.
Duran Amca ve O’nun gibilere tepki gösterenlere şaşırıyorum, çünkü ben dediğim gibi korkan, bu işin titizlik hastalığında olan birisi bundan memnun olabiliyorsam,  tepki neden? Tepki yine aynı konuya geleceğim, sevgisizlikten. Kişinin kendi içindeki hırçınlık, hırs, kötü düşünce ve sevgisizliğinden. Hatta belki kendi ile bile barışık olmamasından.
Ben tepkiyi sadece şu durumda gösteriyorum, eğer hayvan benim yaşam alanıma, giriş çıkışıma, asansöre örneğin, sokağa, gezdiğim parkın yürüyüş alanına pislemişse afedersiniz ve sahibi bunu temizlememişse, kediye verdiği yemeği oraya buraya dağıtarak, birçok sayıda kedinin yiyecekleri etrafı pisleterek, benim geçtiğim yola kadar pisliklerin yayılarak sokağı, insanların geçiş alanlarını ve/veya yaşam alanlarını kirleterek bir besleme söz konusu ise, buna hayvan sevgisi diyemiyorum açıkçası. Çünkü bana, insana sevgi, saygı göstermeyip, e ben kedi besliyorum, hayvan sevmiyorsun da tepki gösteriyorsun karşılığını üzülerek kabul edemiyorum ve bu duygu ve düşüncemi medenice ifade ediyorum, ilginç midir bilmiyorum, medenice ifade ettiğimde karşımda hiç anlayışsız bir hayvan besleyen kişiye rastlamadım. Ve sonrasında bazılarını izledim, bu işe çare bulmuş daha bir temiz besliyor sokak kedilerini, köpeklerini.
Burada ki ana konu, insana, hayvana, bitkiye, özetle canlıya, doğaya, yaşam alanlarına, medeniyet, temizlik, sevgi, saygı koşulları altında “sevgi” göstermek.
Ahhh, ah. 
Biz insanlar neler yapıyoruz, yemeklere saldırıyoruz, sıra beklemiyoruz, birbirimizi itip kakıyoruz, yolda yürürken çarpa çarpa yürüyoruz, bir usul adap, olgun, sevgi, saygı, empatik bakış, tavır kaldı mı? Çoookça az. İçimiz, dışımız pislenmiş. Duygu ve düşüncelerimiz kirlenmiş. 
Hep ne deniyor? Aç olmadan yemek yemek isteyen, aç olmamasına rağmen yemek için zarar veren tek varlık insan. 
İşte bunun için yazıyorum. Bazılarının söylediği gibi belki dünyayı değiştiremeyeceğim, ama birçoğunun söyediği ve beni desteklediği gibi Jdeğiştirebileceğim ki değiştirdiğim, dokunabileceğim ki dokunduğum belli sayıda insanı kendime kar sınıyorum. Onlarında değiştirdikleri, dokunduklarını sayarsak, yayılarak ne kadar iyilik artarsa...
Tüm konu, doğamızda olan “sevgi”, bunu bir yakalayabilsek, içimizde dışımızda temiz olur.
İşte o zaman insana, hayvana, bitkiye, doğaya, yaşama tertemiz bakarız, tertemiz tutarız. İçimizi, ruhumuzu, duygumuzu, düşüncemizi ve davranışımızı tertemiz, pırıl pırıl tutarız.
Yukarıya yazdım, her şeyin bir çözümü, yolu, yordamı var, yeterki iyi niyetli ol, sev.
İşte o zaman masal kentlerde, masal evlerde, apartmanlarda, sokaklarda, parklarda, doğada, masal gibi bir dünyada tüm canlılar olarak hep birlikte mutlu mutlu yaşarız.
Bizde, hayvanlarda, bitkilerde, tüm canlılarda huzurla yaşar, masallardaki gibi.
İçinde kötü cadı, büyücü olmayan J, başı ve sonu güzelliklerle dolu, misler gibi çiçeklerle, sevgi dolu hayvan ve insanlarla dolu masallardan olsun dünyamız.
Sevgiyle kalın.
Dilara




17 Eylül 2016 Cumartesi

Koşan Adam

Koşanadam Kemal Özdemir, tanışmamıza vesile olan Fatma Çinçinoğlu. Dünyaya nadir gelen güzellikte insanlar. Bir maraton koşusu, Adana'da. Fatoş Hanım ile haberleştik. Adana'ya misafirler geliyor, e bizde Adanalıyız, ağırlamak gerekli, üstelik geliş nedenleri çok özel, önemli.
Üstelik "Koşanadam Kemal Özdemir" ile tanışacağız. Tanıştık, tanışmasınada, "Koşanadan Kemal Özdemir" in içinde bin tane "koşan adam", "muhteşem bir spor adamı", "muhteşem bir hoca, öğretmen, koç", "muhteşem bir adam" yaşadığını nereden bilebilirdik, bizzat gördük, tanıştık ve yaşadık.

Türkiye için, ülkemiz için bir şans, bir hediye, büyük bir değer. Hareketin, maratonun, koşunun, yüzmenin, özetle sporun sağlık, iyilik, güzellik, insanlık, medeniyet için ne denli önemli olduğunu bizlere öğreten, anlatan, ülkemizi dünyanın çok çeşitli yerlerinde şampiyonluklarıyla ve bu konudaki ve insanlığa dair duruşuyla temsil eden muhteşem bir kişi, rol model, örnek kişi.

Çokçada yardım, bağış konuları için koşuyor, yüzüyor, farklı etkinlikleri oluyor.

Bilenleri, tanıyanları çok, dünya çapında sporcumuz, ben bu yazımı özellikle aşağıya belirteceğim bağış koşusu için yazmak istedim, gözden kaçıranlar olmuştur, bağış yapmak isteyenler olur küçük bir hatırlatma yapmak için.

Şimdide Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği adına bağış toplanması için koşacak.
Ekte koşunun detayları ve bağış yapmak isteyenler için iban no vb bilgiler var.

Hocam, Kemal Hocam, önce sizi yaşamdaki güçlü, neşeli ve tatlı duruşunuz için, sonrasında "insanlığınız", yüksek başarılarınız, topluma büyük büyük büyük katkı, fayda ve yardımlarınız için ayakta alkışlıyorum ve derinden sevgiyle, saygıyla karşısınızda sizi selamlıyorum. Tatlı sohbeti özlemle. 😉🙏🌟💫🌟🏊🚴🏆🍀🌈💜🌷

10 Eylül 2016 Cumartesi

"Deliye" her gün bayram. 😉😊



Bu bayram yazı yazmak istemiyordum. Bazı dostlarım bekliyoruz, olmaz öyle şey diyip üstüne bir de yazılarımı okuyanlarınız bilir 😊😳meşhur Adanalı arkadaşım yine bana tehditler savurup "Bir Adanalı bayram bilir, Adana'nın yazarı olarak bayram yazısı yazmamak yakışır mı? Delirtme, lafı uzatma, yaz." diyince, ödüm kopar ve telefonu elime alır başlarım yazmaya. 

Bayram nedir? 
Sözlük anlamları;

bir olayı anmak ereğiyle yapılan gösteri ve eğlencelerden oluşan tören.

ulusal ya da dinsel yönden önemi olan, kutsal sayılan ve ulusça kutlanan gün

Cümle içinde kullanılan kelimeler; #anma #gösteri #eğlence #tören #ulusal #dinsel #önem #kutsal #kutlama 

Benim ekleyeceğim kelimeler;
#insan #deli #akıllı #birlik #beraberlik #sevgi #saygı #güven #elele #huzur #neşe #aile #dostluk #iyilik #gülmek #sevgiylesarılmak #sevgiyesarılmak #doğa #doğallık #dürüst #saf 
#öz #ol #an #safsevgi #güven #güvenlesarıl

Efendim "Deliye her gün bayram" 😉😊😍
"Deli" den kastım; bugün saf olan, kalbinde saf sevgi barndıran, dürüst olan, açıkça sevgisini dile getiren, dürüstçe fikrini (iyi niyetli olmak koşuluyla) dile getiren, güvenle kendini karşısındakine teslim eden, güvenen, güven veren, seven, sayan, açık olan, net olan (iyi niyetle tekrar edeyim) sevgiyle sarılalım, neşe dolalım diyen, aile/dostluk/sevgi bilen (lafta değil, gerçek, saf ve doğalında)  doğalında olan ve davranan "insan" olan kişiler artık azınlıkta olunca toplumda "deli" midir nedir? oldu bunlar artık. Tuhaf karşılanır oldular.  😉😍 Asıl akıllı olan deli oldu bugün. Hoş, içinde asıl mutluluğu barındıran, huzuru, neşeyi yakalayan, yaşamın, anın değerini bilen ve doya doya yaşayanlar onlar, eski akıllı bugün deli olanlar. 😉😊
İşte bu "insanlara", yaniiii delilere her gün bayraaamm. 👫👭👬👩‍❤️‍💋‍👩👨‍❤️‍👨💏👨‍❤️‍💋‍👨👯💃🏻 
Birde çocuklar var, tüm bu saydıklarımı doğalında bilen, hisseden, davranan, saf sevgi dolu, doğalında, derinden doğalında, derinden açık, net, dürüst, düz/koşulsuz/saf sevgi dolu, güven dolu. 👯🙏👼💜🌈🌟

Dileğim şudur ki; bu yazdığım anlamda dünya ve ülkemiz "delilerle", "çocuk saflığında insanlarla" dolsun taşsın ve her günümüz bayram olsuuunn. 
Mutlu mutlu, deli dolu, çılgınca neşeli , çocuk tatlılığında ve doğallığında bayramlaarr diliyoorummm. 🙏👼🌈🌟🍀💜🌷
Dilara 

1 Eylül 2016 Perşembe

Yaşam 2 gün, kıymetini bil, kıymet bil

Bugün çok enteresan 2 görüşme yaptım. 2 farklı kadının benimle dertleşmesi oldu. Benim için ortak özellikleri 2sinide tanımıyorum, otele geçtim yemek için arkadaşlardan haber beklerken bir kahve içeyim dedim, yer yoktu buyur ettiler masalarına oturdum. Masaya oturduğum anda ki sohbet şu idi, "annem" şarkısını dinleyemiyorum mahvoluyorum dedi birisi. Bana baktılar, sizi de sıkmayalım, baktım gözler buğulu ikisindede. "Vallahi dedim benimde çok hüzünlenip dayanamadığım şarkılar var, "annem" de onlardan biri. Lütfen siz devam edin hiç sıkılmam, kahvemi içip ben sizi rahatsız etmeden kalkacağım."
(Hep neşelendirmekten, neşeyi yaymaktan yanayım, bununla birlikte bugün biraz belki hüzünlendireceğim bazılarınızı ama beraberindede sahip olduklarımızın değerini anlamayı hatırlatmak adına yine belki ve bazılarınıza hatırlatma olacaktır. Tabii bunun için önce "senin söylediğin, yaptıkların, iyi niyetin, anlatmaya çalıştıkların karşı tarafın anladığı kadardır." Biraz içli, derin, içinde gerçek ve doğal sevgiyi barındırmak lazım yazacaklarımı anlamak için.)
Bu 2 kadının ortak özelliği 2 şer evlilik yapmışlar. Bende onlara katıldım. :) Az da olsa güldürdüm kısa süreliğine onları. Birisi 2. Dende ayrılmış, konu aldatma özetle. Benzer özellikleri; birisi çok yakın zamanda annesini, birisi evladını kaybetmiş. Benim şükürler olsun ki hayattalar. Allah hepimizin ailesini, anne, babasını, evladını başında kılsın. 
Tartışma şuydu; her 2 side son 3-4 yıldır bazı sorgulamalar içindeymiş, ben mutlu muyum, eşimden, işimden, bu insan ilişkileri nedir, bu nasıl bir güvensiz hayat, güvensiz insanlar vb vb. Hayattan, insanlardan yorulduk, isyanlar ettik, kavgalar ettik, savaştık vb vb. 
Annesini kaybeden hanımefendi annesini kaybedince, diğer hanımefendide evladını yitirince tüm bu sorgulamaları, savaşı bırakmış. Biri aldatmayı kabullenmiş olan eşinden hemen ayrıldığını, diğeri yuvayı toparlamaya çalışmaya başladım dedi. Şöyle bir düşündüm, evet dünya güvensiz olmuş, insanlık yok olmaya yüz tutmuş, böyle saf, iyi niyet barındıran, gerçek, doğalında duygu düşüncelere sahip insan, ilişki kalmamış. Hala benimde çook katedeceğim yol var "insanlık" "sevgi"
konularında. Hala hatalarım oluyor. 
Yine de hatalarımın içeriğinde hala bir saflık, iyi niyet var. Ama bu 2 kadın, yaşadıkları hisleri anlatınca, öyle bir silkelendim ki. Kendileri de çok yanlışlar yapmışlar bu süreçte, demişler ki madem dünya böyle bizde böyle olacağız. O süreçte hatalar yapmışlar, hatta bu yaşadıkları acıları bu yaptıkları yanlışların cezası diye düşünüyorlar. Ben kendimce teselli etmeye çalıştım ki ben kimim ki, benimde daha katedeceğim o kadar yol var ki. 
Birisi dedi ki "annem"şarkısını niye dinleyemiyorum biliyor musunuz Dilara Hn, girin internete bakın sözlerine şimdi;
Az çok hatırlasamda girdim, okudum.
Sadece 2 paragrafını ekleyeceğim, uzatmamak adına.
Rastlarsan gözleri yaşlı yavruna
Suçuna bağışla sarıl boynuna
Biz bize yaşarken geldik oyuna
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem
Bir yar için seni terkedip gittim
Vicdanıma bir sor ne acı çektim
Kendimi ben sana emanet ettim
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem
Son 3-4 yıldır, bende büyük kızımla ilgili dış etkenlerin etkisi ve benim elimin kolumun bağlı olmasından kaynaklı (hırsıma yenik düşüp, evladım zarar görmesin diye sessiz ve etkisiz davranmak zorunda kaldım) diyerek özet geçeyim, çok acılı günler geçirdim. Ailem içerisinde maddi, manevi, sağlıkla ilgili vb inişler çıkışlar yaşadım. Bende çok şeyi sorguladım. Aileleri, sülaleleri, dostu, düşmanı...Hoş ben savaşmadım, barış sağlamaya çalıştım ve/veya bazı ilişkileri kestim attım. Yitirmediğim tek şey kalbimdeki ve aklımdaki saf, doğal, gerçek, "neyse o" duygu ve düşünceler ve istisnasız iyi niyet içeren duygu ve düşünceler.
Bu 2 kadına şarkının sözlerini okurken başladılar ağlamaya, benide ağlattılar. Düşündümde o an, evet eller kıymet bilmiyor artık bu dünyada, kendini, iyi niyetini, sevgini, kalbini emanet ediyorsun, arkadaşlığını, dostluğunu, yardımını esirgemiyorsun, kavganı bile iyilik için, sevgi için yapıyorsun, eller anlamıyor, o derinlik, incelik, anlayış kalmamış bu dünyada. Dünya fiziksel, maddesel vb olmuş. Duygusal, düşünsel, paylaşımcı, iyilik içeren dünya yok olmaya yüz tutmuş.
Anneliğim beni hep neşelendirir, bugün çookça duygulandırdı ve hüzünlerdirdi, Zeynebimi aradım günlük mutad konuşmamızı yapmak için ağlamıyım karşısında diye zor tuttum kendimi, annem aradı "çok yoruldun son yıllarda, son haftalarda, (bir de arada bir ufak rahatsızlıkda geçirdim.) iyi misin, sağlığın nasıl, dinlen." Dedi.
Bu 2 kadın bugün beni mahvetti, beraberinde gerçek olan, saf olan duyguya sahip ailemde, çevremde kim varsa evlatlarım, eşim, annem, babam, dostlarım, ağabeylerim, ablalarım, yeğenlerim vb değerlerini içimde bin kat arttırdı.
Masadan kalkmadan onlara şarkıdan kopya şiir yazıp hediye ettim.
Rastlarsan gözleri gerçek bakana
Suçunu bağışla sarıl boynuna
Gelsende oyuna sen oynama oyunla
Bırak kadir kıymet bilmeyen eli Sen bil seveni
Vicdanına hep sor sevgiyi bul
Kendini emanet edeceğin yeri doğru bul
Eller kadir kıymet bilmiyorsa da sen kıymet bil sev seveni sever seni
Şart mı dedim dinlemeyin o şarkıyı, Allah kuvvet, sabır versin. Çok dertleştiler, duyguları o kadar derin ki size onları yazarak sıkmayacağım.
Sarıştık ayrıldık.
Yaşam 2 gün, neler var, neler var, kimler neler yaşıyor, Allah bizlere iyilikler güzellikler yaşatsın, iyiliklerle ve iyilerle karşılaştırsın, bence bu 2 kadın bugün benim için ilahi bir karşılaşma idi, onlarda benim için aynı şeyi söylediler, derin bir sohbetti:) bugün ki duam bu 2 güzel kadına huzur, sabır, iyilik, dünyaya saf sevgi, iyilik.
Sevgiyle kalın
Dilara

Doğalında


Bazı takipçilerim, hani nerede yazı, yazı istiyoruz diye arıyorlar, mesajlar atıyorlar. Ümit veriyor bu yaklaşımlar, demek ki hala okuyanlar var aramızda, bir ışık, bir umut var. 
E peki madem, bir iki satır sizlerle azıcık sohbet edelim bugüüünn. 
Ne mi konuşalım? 
Doğadan, doğallıktan, bu doğal doğal diyip duruyorsun, ne dır dır dır "doğal, doğal, doğal" başımızın etini yiyip duruyorsun? diye soranlarınıza öncelikli olmak üzere, bunun önemini derinden bilen kişilerlede konuşalım.

Birkaç bölümde;
Bölüm 1 doğal beslenme; 
Bugün az önce çok sevdiğim bir arkadaşım aradı, tesadüf benim ufaklık dolabın başına geçti, dolapta abur cubur tek tercih çikolata gerisi ev yapımı (şükürler olsun) yemek, çocuk işte çikolatamı yesem derken beraber "sana mis gibi bir tahin pekmez yapim üzerine çikolata ye, ne derdin?" dedim. "Süper fikir, yanınada kıtırık ehmek yap" dedi. Ehmek, ekmek oluyo anladınız sanırım, ekmek diyemiyor henüz. Arkadaşım ne yapıyorsun diyince bunu anlattım, şu an kıtırık ehmek ve tahin pekmez hazırlıyorum, " hayatımda ilk kez tahin pekmez isteyen bir çocuk duydum." dedi. 

Efenim şöyle ben dünyanın en mükemmel annesi değilim, öyle bir iddiam yok, amma velakin çocuğu özellikle belli bir yaşa kadar asitli içecek, özellikle kola, çeşitli abur cuburlarla tanıştırmadan mümkün olduğu kadar alternatif doğal ürünler sunarak yetiştirirsen ki birinci kural sende tüketmeyeceksin hiç olmadı yanında tüketmeyeceksin, çocuğun otomatikman o doğal lezzetlere alışır. Bu beslenme ile ilgili bölümümüzdü kısa kesiyorum çok uzun ama basit uygulanabilir bir hikaye. Mümkün olduğunca, mümkünlüğü kendin çabanla yaratarak.

Bölüm 2 müzik
Ne dinliyoruz? Dikkat edin, ne deriz?
Yabancı, yerli fark etmez. Eski şarkılarda bir başka. Neden? Çünkü doğalında, içli, samimi, aşkla, sevgiyle ve ilk hedef para ve popülarite olmadan yazılmış, bestelenmiş olmaları. Nasıl? Doğru mu düşünüyorum?
Kullanılan enstürmanlar daha bir elektronikten, teknolojiden uzak, büyük kısmı el yapımı. Doğru mu? Biliyor musunuz, müzik, musiki, klasik müzik eskilerde psiko terapilerde kullanılırken, bugün bazı müzik çeşitleri insanda depresyon, stres vb gibi ruhsal defektler oluşturuyor bunu biliyor muydunuz, hatta bazısı şu bazı savaşı, çatışmayı aşılayan çocuk oyunları gibi. Şeytan iş başında. Araştırın. Konumuzu toparlayalım, Şimdilerdede yok mu, haksızlık etmeyeyim var, amma velakin popüleri, daha hızlı tüketileni daha çok seviyoruz. Neden? 

Gelin 3. Bölümde bunun nedenine biraz değinelim. Giyim, kuşam, popüler kültür, marka, para vb
Neden? Çünkü daha kolay, daha hızlı, fast food gibi (bölüm1e katkı), bir de herkes dinliyor, herkes yiyor, herkes giyiniyor, herkes oraya gidiyor, herkes o arabaya biniyor. Bir araştırayım, sorgulayım, anlayayım, bedenime, ruhuma, duyguma, yaşam biçimime, kazancıma, işime uygun mu bir doğalımı gözümü kapatayım dinleyim bakayım uygun mu? Mantıklı mı, duygumu besliyor mu? Sormuyoruz. Sorumuz şu? O ne yapıyor, ne dinliyor, ne giyiniyor, nereye gidiyor vb vb? Popüler kültür! Bizi bizden, doğalımızdan, doğal yaratılmış olan ruh, beden, duygu, düşünce halimizden uzaklaştıran veee günümüzüz depresyon, maddiyatçılık, bencillik, tatminsizlik, mutsuzluk, cahillik, hatta vahşilik, sapıklık, kötülük vb hastalıklarına mahkum eden popüler kültür. Daha doğru deyişle kültürsüzlük, görgüsüzlük, akılsızlık, duygusuzluk, cahillik...
Bölüm çok son 2 bölümü birleştirerek ve kısa özet geçerek yazıma, sohbetimize ara vermek istiyorum. 

Bölüm 4-5;
Doğal ilişkiler, doğala doğaya bakış açısı;
Ben şahsen artık doğal olmayan, içten, samimi olmayan, dürüst olmayan kişileri özel hayatımda direkt bıçak sırtı kesip çıkarıp ışığa gönderiyorum, başka deyişle Allah'a havale... İş hayatında da mümkün olduğunca, becerebildiğimce mesafe koymaya çalışıyorum. Doğal olmayan her şey yorar, bozar, cips kola mideyi yorar bozar, kimyasal içeren sabun cildi bozar yorar, doğal yolla kazanılmayan para ruhu yorar, pisletilmiş deniz, toprak yorar, bozar, üzer, doğal olmayan ilişkide seni beni yorar, bozar. 
Ne gerek var, ne kadar yaşayacaksak şu yaşamda doğalında, doğal beslenelim, doğal müzikalitesi yüksek müzik dinleyelim, temiz toprağa basalım, temiz denize mis gibi bedenimizi bırakalım, ayacıklarımız denizin içinde yürüyüş yapalım, yeşile denize nazır taze çekilmiş kahvemizi limonlu suyumuzla içelim, doğalında dürüst samimi kahkahalarla sohbet edelim ki ki ki bu doğalın pozitif enerjisini dünyaya yayalımda şu şeytana güle güle diyelim. 

Ne diyoruz herkes kendi kapısının önünü temizlerse tüm mahalle, şehir, ülke, dünya yayıla yayıla temizlenir, aydınlanır. Bunu doğayı, doğalı severek ve özen göstererek herkes kendi alanında, yaşamında uygulayarak yaparsa, doğalın, sevginin pozitif enerjinin, iyiliklerin, güzelliklerin bizi bulması mümkün değil mi?
Hayatta neler neler mümkün?
Doğalında sevgiyle ve ışıkla
Dilara

22 Temmuz 2016 Cuma

Bir bakarsın, "Son dediğin an her şey yeniden can bulur."


Bugün sizlere ne yazayım, neler paylaşayım diye hem çok düşündüm, hem hiç düşünmedim. Karışık bir durum anlayacağınız.
Tüm yaşananlar, olanlar aslında kafamda, aklımda, zihnimde, duygumda net ama anlaşılıp anlaşılmama konusunda pek emin değilim. Her şey çok karışık gibi görünsede bence çok açık ve net.

“Bence” ülkemizdeki ve dünyadaki tüm olaylar çok basit, tüm kitaplarımda bir şekilde ifade ettiğim gibi, “insanın” doğası olan “sevgi”yi değil, maddeyi, çıkarı, somutu, tüketmeyi tercih etmesi ve dolayısıyla şeytanla işbirliği yapması.
Benim enerjimi ısrarla düşürmesine izin vermeme eğilimim de, içimde olan günün gelip -ki bir an evvel gelmesi umuduyla- “insanın” gerçek doğası olan “sevgiyi”, maneviyatı, soyutu, üretmeyi tercih edeceği ve dolayısıyla iyilikle, güzellikle, Allah ile, bilimle, ilimle, pozitif enerji ile adına ne derseniz (Ne demiş Einsteinım; Bir kişinin Tanrı dediği şeye, başka birisi fizik kuralı diyebilir.) sonuçta “insanlıkla” işbirliği içinde olacağına dair inancım, umudum. “Koşulsuz sevginin gücü” ile şeytanı alt edeceği günü bekliyorum.

Aahhh ah, boşamı söylüyoruz, okuyun, okutun, anlatın, çalışın, üretin. Bir tüketme, bir madde, bir tembellik, bir bırakma, alışma, koyverme, bir feci tüylerimi ürperten cahillikler, vahşet, sapıklık, sapkınlık, kandırmaca, oyun vb vb daha neleri sayayım?

Biliyor musunuz yaşanan her şey soyut aslında, bilim insanı Nikola Tesla’ya o kadar katılıyorum ki, demiş ki;
“Bilim soyut olguları çalışmaya başladığı gün, on yılda, var olduğu yüzyıllarda yaptığından daha fazla ilerleme yapacak.”
Bunların şeytanın oyunları, cahillik nedir, şeytanın işi, tüm bunlar ne doğuruyor, acı, hüzün, üzüntü, sıkıntı doğurmuyor mu? Bunlar nedir? Soyut sonuçlar değil mi?

Okumak, aydınlanmak, öğrenmek, öğretmek, pek tabii ki iyiyi, sevgiyi, doğruyu, bunları yaymak ne doğurur? Sevgi, neşe, mutlululuk, huzur... Bunlar nedir soyut şeyler değil mi?
Para? Paran var, ne yapacaksın? Adam öldürecek bomba ise aldığın, ürettiğin, ne doğruyorsun? Öfke, korku, acı.. Yine soyut. Ne kazandın? Belki yine para ve daha fazla para. Peki nasılsın? Mutlu mu? Soyut değil mi? Mutlu musun? Acaba?
Şeytan oyunları oynadın, ali cengiz oyunları oynadın, çıkar ilişkilerine girdin, çıkar işleri yaptın, parana para kattın. Ne kazandın? Huzur mu? Acaba?

Sevgi verdin, ışık tuttun, bilimi, ilimi öğrettin, para kazandın mı? Tabii ki kazandın. Ne oldu? Hem paran var, hem huzurun, neşen...

Yine bilim insanı Tesla demiş ki; “Nefretiniz elektriğe dönüştürülebilseydi bütün dünyayı aydınlatırdı.”
Yani dünyayı, dünyanı zaten şeytan ve müritleri mi diyeyim nefretiyle sarmış, üstüne sende nefretini kus ve dünyayı bu nefret+nefret+nefret+.... ile daha da bir karanlığa sürükle.
Gözünüzü seveyim, nefret, küfür vb vb duygu ve düşünce kirlilikleri ile uğraşarak geçireceğiniz zamanı, lütfen her biriniz ben ne yapabilirim? Bunlar için, bu yaşananlardan kurtulmak için ben ne yapabilirim diye düşünmeye harcarsanız belki bir şeyleri değiştirebilir miyiz? Aksini yaptığınızdaki seçeneği denedik, deniyoruz gördük daha da kötüye gidiyor, dolayısıyla denemekten ne çıkar?

Yine ne demiş bilim insanı; “Dünden öğrenin, bugün için yaşayın, yarın için ümit edin.”

"Çalışmadan,yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonrada istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.” Mustafa Kemal Atatürk

Çalış arkadaşım, üret, tüketme, söylenme, söyle, oku, okut, öğren, öğret, akılcı ol, sev... Olay bu kadar açık, net ve sade. Yapacağın şey bu.

“Büyük zaferler güçle değil, azimle kazanılır.” Samuel Johnson

“Başarı,tüm ulusun azim ve inancıyla çabasını birleştirmesi sonucu kazanılabilir.” Mustafa Kemal Atatürk

“Güç fiziki kapasiteden değil, boyun eğmeyen iradeden gelir.” Mahatma Gandhi

Hep diyorum, yine diyeceğim, aksini zaten yaptık, yapıyoruz. Ne yapıyoruz son 10-15 yıldır özellikle? Okumuyoruz, araştırmıyoruz, sorgulamıyoruz, aklı değil toplumun dediğine, dikte edilene kör kütük inanıp uyguluyoruz, değerlendirim, tartayım, araştırayım yok, tüketiyoruz, dinlediğimiz müzikten yediğimiz yemeğe her şeyimiz her şeyimiz tüm yaşam biçimimiz popüler kültür üzerine, madde üzerine maddiyat üzerine kurulu, her şeyi kirletiyoruz, doğayı, çevremizi, ilişkilerimizi, ilişkilerimiz, yediklerimiz, içtiklerimiz, yaşamımız popüler, suni vb vb.

Cebini dolduran doldurdu, doldurdu da o ne kadar güvende? Acaba?

Çıkarı için işbirliği yapan yaptı, yaptı da ne kadar güvende ve huzurda? Acaba?

Doğal tüketim, üretim, doğal ilişkiler, akıl, ilim, bilim, doğa, doğal, insani kalite, insanlık vb doğalımızda olması grekenlerden çok uzağız. İşte o zaman şapkanı önüne al bir düşün bakalım, bu yaşananlarda senin payın ne? Belki de yok, belki de minimumda olsa var. O zaman minimumdan başla, minimum ben ne yapabilirim diye bir düşün?

Her birey, bir aileyi, her aile, bir sülaleyi, her sülale bir mahalleyi, köyü, şehri, her şehir bir bölgeyi, her bölge diğer bölgelerle birleşince bir ülkeyi oluşturuyor. Her bireyin yaptığı, ürettiği akılcı, inançlı, azimli, sevgi ışığı birleşince oluşacak büyük ışığın gücünü umutla bekliyorum.

Şems-i Tebrizi’nin bayıldığım bir sözü vardır.
“Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.”

Hepinize, çok değerli ve sevgili dostlar, hepinize sevgiyle ve ışıkla...

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Hayırla, huzurla, nurla...


Benim büyük kız Ramazan Ayını ilk duyduğunda, daha doğrusu ilk bunu sorguladığında, yaşı 4,5-5 idi. İlk gün, sofra hazırlığı, anacığım ve ben bir telaş sofra hazırlıyoruz, o arada soruyor anlatıyoruz Ramazan ayının önemini, "hımm tamam yarın bende oruç tutacağım." Dedi. Ezan okundu, oruçlar açıldı "Ee hani?" Dedi. "Ne ee?"Dedik. Ramazan abi gelmeden başladık ayıp olmadı mı?" Bizi aldı bir gülme, haydiii yeniden anlattık bu Ramazan mevzuu nedir? Bir benzeri geçen gün "Kadir gecesi"nde benim küçük kızda oldu, yaş kaç? Bu kadar olur 4,5, anlattık kısa öz, anlayabileceği şekilde, tam yatacak geri kalktı bu Kadir yakın arkadaşınız mı, O nun için mi dua ediyorsun anne, iyi biri mi bu Kadir, dus et iyi oldun dedi. Haydiii yeniden anlat.

Önce güzel anlattık, anlattığımızı sanıyoruz. Kur'an'dan anladığımızı vs.
Ama her ikisinede şunu anlattım, büyüğe artık daha derine inerek, küçüğe biraz daha sade öz anlatmaya çalışarak.

Her gün hayırlıdır, (sadece Cuma değil), her günün, her yaşananın bir hayrı vardır. Bir iyiliği, güzelliği vardır.
Kadir gecesinin hayrı bizim inancımıza göre ayrı özeldir, her gecenin ve gündüzün hayrı özel ve başkadır.
Ben en son üniversite 3 teydi galiba oruç tuttum, o vakte kadar aksatmadım, sonrasında tek tük, belli bir yıldır tutmuyorum.

İslam; akıl, insanlık, sevgi demiştik, yine diyelim.
Ramazan ayındaki bedenin dinlenmesi, beden, ruh, duygu, akıl nefsinin terbiyesi öğretisi benim için çok kritik bu konu, önem veriyorum.

Bunun her aya yayılmasını, tüm dünyaya yayılmasını istiyorum. Yani oruç tut tutma, bir fakiri, bir aç insanı, bir hastayı anlayıp, ona duyarlı olup, yardım eli uzatma imkanın varsa uzatabiliyorsan ve sen bunu her ay, her an yapıyorsan, her gerektiğinde yapıyorsan, Ramazanı her ay, her an yaşıyorsun demektir. Bu benim inancım.
Nefs. Kıskançsan, art niyetli isen, ailen açken sen tokluğunun doruklarındaysan, kuzenin akrabanın dedikodusunu yapıyorsan, iyiliğini istemiyorsan, sevgisizsen, güven vermiyorsan, acımasızsan, sapıksan, sokakta dayak yiyen kadına erkeğe yardım edeceğine merakla izliyorsan, kötüysen vb vb nefsini temizlemen şart ki, aç kalmak yeter mi sence bunca nefis kirliliğini temizlemek için?

Gelelim bugüne; anacığımın çokça rahatsızlıkları var, buna rağmen orucunu ay boyu hayırla tuttu, ona yanında oldukça sofralarını kurup orucunu açarken yanında olurken ki huzurum da ayrı, uçtum dünyayı kurtardım sanki, patates salatası yaptım mesela sanırsın dünya mutfağında çığır açtım. Aman ne heyecan ne heyecan.
Bugün şükürler olsun soframızfa bolluk vardı, aile dostlarımız, akrabalarımız sağolsun, bende yine bi telaş iftara yetişsin her şey diye, üstüne kahvesini yaptım gar kahvesini tabııkide:) bu huzur var ya bu huzur maşallah şükürler olsun.

Yani aslında sevgili dostlar, çocuklarıma da bunu anlatmaya çalışıyorum.
İşin özü; neye, kime inanırsan inan, içinde iyilik, iyi niyet, insanlık, saf sevgi, koşulsuz sevgi varsa, sofrandaki az çok aş helal ise, için dışın tertemiz ise, elin hayra gidiyorsa, ne olursan ol "insan ol" "sevgi ol" "ol" İşte o zaman zaten anlayacaksın ki herkes "bir" hepsi "bir" hepimiz "bir" . İşte o zaman o an, o ay, o gün, o gece, Cuma olsun, Ramazan olsun, Kadir Gecesi olsun hayırlı, uğurlu olur, olsun, oldu bile diyelim hep birlikte.

Hiç bir şey bulamadın, çocuk saflığında bak olaya, Ramazan Abi, Kadir arkadaş gibi, çocuk diyor ki her ne ise işin içinde bir sevgi var, iyilik var, iyi niyet var, güzel dualar dilekler var.
Olay çok basit, sade, "sevgi, saygı, güven, akıl, insanlık" "an" "ol" "bir"
Ülkeme, tüm dünyaya, inanan inanmayan her güzel, iyi insana, insanlığa, Ramazan'ın, her ayın huzurunu, hayrını, iyiliğini, paylaşımını, heyecanını, iyi niyet terbiyesini, güvenini, güzelliklerini, helalini tekrar tekrar yaşamasını nasip etsin.

Hayırla, huzurla, nurla...
Dilara Koç

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Hayırlı bayramlar


Yazılarımı okuyanlar bilirler. Hani bir Adanalı yazısı yazmazsam saçımı başımı yolacak fanatik Adanalı bir arkadaşım vardı ya. Bu seferde bana dedi ki "bana bak neşeli bir bayram yazısı yaz, içinde tabii ki Adana geçsin, millet okusun beğensin paylaşsın, hayırlı ay hürmetine iddia ettiğin "şeytanın savaşına" karşı gelmeye devam edelim (edek dedi aslındada ben acık Adana ağzını yumuşatıyorum buna çok kızmıyor) ki bende senin dediğin şu pozitif enerjiyi yayma mevzuuna iyice inanmaya başladım, sevgi, neşe yayalım (yayak) ki ayağına sıkalım (sıkak) şeytanın." Dedi, "Bacım demişin ya dünyayı seven insan kurtaracak, dünyayı senin gibiler kurtaracak, ama bi şey diyim mi sevgi olduğun için değil (deel) Adanalı olduğun için" dedi ve kahkahayı bastı. Benden "dünyayı Adanalı kurtaracak" kitabı yazmamı istiyor, son romanımı çok beğenmiş bir de roman olsun diye talimatta bulundu. "Biraz ağladım romanında Adanalı romanında güldür biraz." Dedi.

Uzatmıyim;
Bayram yazımı yazimde hışmından kurtulim.

Efenim; nerde o eski bayramlar? Lafına kıl kıl kıl oluyorum. Neredeyse bul buluştur yaşa o bayramları. Güne uydur, gelişen, değişen dünyaya uydur ama yaşa. Nasıl mı? Hep demiyor muyum? Basit, sade. Sevgiyle, sofranda az çok ne varsa şükürle, yeni elbise alamıyor musun eskinin temizini giyerek, alabiliyorsan yep yeniyi giyerek, 5tl lik kahve ile en az 10 kişiye kahve pişirirsin, pişir içine kat sevgini, kat ayol, neşeyle karıştır karıştırırken 2 türkü şarkı mırıldan o neşe geçer pişirdiğin kahveye, 2 tatlı sohbet et, sohbetinde onun bunun dedikodusundan değil havadan sudan çiçekten böcekten kitaplardan bahset, benden bahset ayol kitap yazmış koş Kitapsana git al de 😉 Eskiyi yad et, anı yaşa, geleceğe umutla bak. Kat kasedi, CD yi, aç radyoyu 2 dön ohh, onu istemiyo musun sadece sohbet et, ne bilim dua et. Sofrana buyur et, buyur etmediğine 2 tas yemeğinden gönder. Yeni gençlik yapıyor bazen abartı buluyorum ama komik poz ver bak o poza gül. Sabah kalkar kalkmaz "bugün bayram erken kalkın çocuklar" şarkısıyla uyandır ev ahalisini.

Evet çok acı çeken insan var şu an ülkemizde, otur hep birlikte dua et, onlara sabır dile, bir daha olmaması için ben/biz ne yapabiliriz diye sohbetinin bir bölümüne ekle.
1-Her sabah ve akşam ah vah tüh püh de, küfür et
2-Her sabah ve akşam ve bayram seyran her an huzur, neşe dile şeytanı

2. Maddeyi durmadan yaparsan veee
Ne yapabilirime birkaç öneri;
kitap yazarak, okul yaptırıp öğretmenlerini iyi seçerek, öğretmenleride hatta doğru yetişmesini sağlayarak, ihtiyacı olan imkanı olmayan çağdaş medeni çocukları bulup araştırıp okutarak, sağlıklı iyi vb kendine, ailene, ülkene faydası olacak bir şeyleri üreterek, malını mülkünü satarken vatansevere, iyi insana satmaya özen gösteterek, okuyarak, okutarak, aydınlıklara, aydınlık olmaya katkıda bulunmaya çalışarak, çocuğuna, çevrene müzikalitesi yüksek müzik dinlemeyi (tüm dünya müziğini kasdediyorum) kitap okumayı, doğayı, üretmeyi, ihtiyacı kadarını tüketmeyi öğreterek vb vb şeytanı alt etmeye destek olursun. Gücü daha büyük olanlarda zaten yapmaları gerekenleri tabii ki benden daha iyi biliyorlar, heyecanla o günleri bekliyorum. Pek az sabrım kaldı.

Bayram👯 Bizim kültürümüzde, görgümüzde her gün misafir ağırlama, hüzün neşe paylaşma, imece, duygu paylaşımları, sofra kültürü, müzik (Türkülerimiz, musikimiz vb), halayımız, neşemiz, doğayı sevme halimiz var. Bunları kirleten, yok eden, etmeye çalışan, cahilliğin, sapıklığın çoğalmasını isteyen şeytana, acı çeken vatan dostlarımıza sabır duanı göndererek, bir daha yaşanmaması için artık yetti demek için, Türkülerinle, musikinle, klasik müzikle, kitaplarla, okumanla, okutmanla, sofranı, aşını paylaşmanla, içini dışını temiz tutmanla, duygu ve düşüncelerini iyileştirip güzelleştirmenle, hayır yapmanla, sevgi, saygı, güvenin önemini önce kendi duruşunla yansıtmanla vb vb çoğaltılacak araçlarla yapmaya başla bakalım. Söylenme, söyle ve yap, yılmadan ısrarla. Herkes kendi kapısının önünü temizlerse tüm mahalle temizlenir. Hep demez miyiz? Hadi bir başla, kendinden başla.
Bak bakalım o vakit nasıl bayramlar kutlayacağız, şeytanın elinin değdiği canımızın acıdığı günlere son vermeye, sen önce kendine düşeni yaparak yapmaya başla, bunu yapmayanı, duyarlı olmayanı dışla bak bakalım zaman içinde ne olacak duruşunu göster bu kısım uzun konu sonra yine yazışırız.

Bayramda ve her gün en az bir iyilik yap, iyi bir şey dile, iyi bir şey düşün.
Tüm bunları Adanalı isen 5 katı kadar yap, sana yakışan budur. 😉😀 Gaza geldim arkadaşımın Adana olayını unuttum sonuna sıkıştırim dedim.

Adanalı olarak bir bayram mesajı veriyorum
"2 dakka akıllı ol, adam ol, insan ol!"
Bayramda ve her gün, tüm dünyanın ve ülkemin, sadece 2 dakika değil, her an "insan, adam, akıllı ve sevgi dolu" olan kişilerle dolup taşmasını diliyorum.

Hayırlı, neşeli, keyif dolu, mutlu bayramlar diliyorum.
Dilara Koç

1 Temmuz 2016 Cuma

Kadir Gecesi (her günümüz, gecemiz hayırlı ve kutsal olsun)


Hep söylüyorum, ömrüm sürdükçe söylemeye devam edeceğim.

İlim, bilim, felsefe, tasavvuf, her dinin kutsal kitabı, tüm öğretiler, tüm dinlerin hepsi hepsi hepsi "İslam" ı anlatır. Doğamızın saf sevgi olduğunu, "insanlığı", "koşulsuz, saf sevgi temelli insani değerleri" anlatır. İstediğin dine mensup ol, istersen ateist ol "İslam" demek sevgi, insanlık demektir, gerisi teferruattır.
Ben İslam inancına sahip biriyim, Allah'a inanıyorum, bir Yaradanın olduğuna inanıyorum, bu inanç beni huzurlu, güçlü hatta neşeli kılıyor. "İnsan" olan, "sevgi" olan her şeyi, herkesi neye, kime inanırsa inansın, inanmasın yeter ki "insan" olsun, "sevgi" olsun yaşamıma kabul ediyorum, aksi olanı yaşamıma almıyorum. Akla inanıyorum. Akılsızca, sevgisizce olanı yaşamımda istemiyorum. İbadet şekilleri vb vb diğer her şey benim için teferruat, herkesin ibadet şeklini, ibadet etmeme şeklini, yaşam biçimini sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. "Güven" şart, "güven" olmayanıda yaşamımda istemiyorum. İşte İslam bu, fikirlerime Kur'an-ı Kerim'i, İncil'i, Tevrat'ı, Mesnevi'yi, birçok bilim kitabını, birçok kaynağı okuyarak, birçok tasavvuf eri, ilahiyatçı, ateist, budist, Hıristiyan, Müslüman, Yahudi vb vb kişileri dinleyerek ve kendimce birçok araştırma, sorgulama vb çalışmalar yaparak ulaştım. Bugün düşünüyorum da konu çok basit ve sade, "insanlık" "sevgi"

Aksini düşünenler, yaşayanlar illaki bir yerlere gidince:) maddiyatı, çıkarı, statüyü, kötülüğü birlikte alıp götürdüler mi? Bunlarla mutlularmıydı gerçekten acaba, bence buradada kendi cehennemlerindelerdi, gittikleri neresi ise oradada.
Cennet? İçimizde:) "İslam" "insanlık" "sevgi"
Olay bu.

Şeytan savaşa devam ediyor. Kadir gecesi vesilesiyle hem bu gecenin kutsallığına inanların kandili, gecesi, gündüzü mübarek olsun diyeyim hem de bende Allah'ın her gününün özel, hayırlı, kutsal olduğuna inanan biri olarak ""tüm dünya, ülkem, ailelerimiz için her günümüze "insanlığın" aktığını, "sevginin huzurunun, neşesinin" doya doya yaşamımıza aktığını hissettiğimiz muhteşem günlere, gecelere kavuşalım diliyorum.

Bu gündüz ve gece, her gündüz ve gece duygularımız, düşüncelerimiz güzelleşsin, akılla, sevgiyle birleşelim, bunların gücüyle enerjimize güç katalım yayalım, şu şeytanı yenelim diliyorum. İnanalım, aklın, sevginin, inancın gücünü çoğaltalım diliyorum.

" Bugün ki en önemli duam; her birey kendine ne düşüyorsa, gücü neye yetiyorsa bunları kullansın, aklını gücünü dünya, ülke, insanlık için kullansın, söylenmesşn söylesin ve yapsın diliyorum."
Bakın bilim, ilim, devlet adamları da neler demiş ekteki resimlerdeki yazıları aklınıza, duygunuza, düşüncelerinize sunuyorum.

Son 2 kitabımdan da (Adım Dilara Soyadım İnsan Göbek Adım Koşulsuz Sevgi; Leyli romanım) birer küçük bölüm paylaşıyorum.
İnsanca, sevgiyle, huzurla, neşeyle...
Dilara Koç

28 Haziran 2016 Salı

Anlaşılamamak acı, anlaşılmak tatlı


Bundan 3-5 yıl öncesine kadar “yanlış anlaşılmaktan” korkuyordum. Daha doğru bir deyişle; iyi niyetlisin, kalbin temiz neden yanlış anlaşılasın ki, tatlı tatlı anlaşmak varken duygusu ağır basıyordu ve bunun için karşı tarafa “kendimi, iyi niyetli olduğumu, iyi niyetle konu ne ise heyecan mı, telaş mı, karşı tarafı korumamı, karşı tarafın iyiliğini istememi vb vb her ne ise açıklama yapmaya çalıştıkça karşı taraf daha da kitleniyor, benimde üzüntü ve sıkıntı kat sayım artıyordu, hatta bu anlamsız bir tartışma haline geliyordu vb vb.

Bu konuda nereden çıktı diyeceksiniz? Bu aralar, insan kaynakları konusunda çalışmam ile alakalı çokça bu tarz sıkıntılarla arkadaşlar gelip benimle dertleşirken bende aynı dertten muzdarip oldum mu, iyi mi? Hiç iyi değil tabii ki. 

Aslında konunun özeti; iyi niyetliyizdir ama eksikler vardır. İfade gücümüz, şeklimiz yetmiyordur, karşı taraf başka bir düşünce, duygu yapısındadır, sizinde karşı tarafında o an ki fiziksel, duygusal, akılsal, vizyonsal, düşünsel halleri bambaşka olabilir ve her iki tarafta buna vakıf değildir, farkında değildir.

Ama en acısı; en azından benim duygumda olan insanlar gibi insanlar için en acısı, niyetiniz iyi iken kötü görünmek, severken nefret ediyor sanılmak, öfkeyle alakanız yok iken karşı tarafın sizi öfkeli sanması, çokça nazik ve ince olmaya çalışırken kırıldığınızı ifade şeklinizi hakaret olarak değerlendirmesi, aslında konunun zamanla şiddeti ve önemi kalmamıştır ama sanki bunu kin yapmışsınız hala aynı duygudasınız gibi değerlendirmesi, sizi hepten yanlış anlaması gibi gibi sözün özü anlatamamak, anlaşılmamaktır.

Bugün geldiğim noktada;
Artık yanlış anlaşılmaktan korkmuyorum, çünkü zaten siz ne söylerseniz söyleyin insanlar istediği şekilde anlamıyor mu lafı, sözü. Anlıyorsa ve siz de iyi niyetli iseniz daha ne olsun, hassanız belki üzülüyorsunuz ama ona da gerek yok, çünkü içinizi ferah tutacak kadar iyi niyetlisiniz.

Ne güzel bir laf vardır “senin anlattığın karşı tarafın anladığı kadardır” diye.
Anlatmaya çalışmak kadar, anlamaya çalışmakda iletişimin bir parçası değil midir? Madem sen ben anlatmaya çalışıyor isek ki bu karşı tarafa verilen değeri anlatır, karşı tarafta anlamaya çalışsa, anladığı şey negatif ise, sözleriniz kendinde öfke, üzüntü vb negatif duygular uyandırıyorsa keşke sorsa da karşı tarafta kendini anlatmaya çalışsa, karşılıklı anlaşılmaya çalışılsa, asıl iletişim o zaman gerçekleşmez mi? Ama pek tabii, size o değeri ve önemi veriyorsa, vermiyorsa zaten bunları tartışmanın hiç bir önemi yok. Biz karşılıklı birbirine önem verilen, birbirinin yaşamında olsa tatlı bir arkadaşlık, dostluk, kardeşlik vb güzel paylaşımlar olabilecek ilişkiler için konuşuyoruz şu an.

Einstein bile ne demiş “bu dünyada beni birkaç kişi anladı, onlarda yanlış anladı” Bunu yaşayacaksak karşılıklı uğraşıya, zaman ve güç harcamaya hiç gerek yok öyle değil mi? Kimse kimsesiz yaşayamaz, olmaz diye bir şey yok ki, ama tatlı tatlı anlaşılan, biribirine iyilik, güzellik kazandıran güzel dostluklar, arkadaşlıklar vb ilişkiler olsa iyi olmaz mı?
Ben bu tarz durumlarda, bir döner kendime bakarım, düşünürüm, hatta bu tarz bir şeyler yaşadığım kişilere sorarım ne yaptım, nedir bendeki sıkıntı söyle düzeltmeye çalışayım vb ki son yıllarda bu ya hiç olmuyor ya da çook tek tük, şükürler olsun.

Kendime derim ki nerede yanlış yaptım, yapıyorum. Neyi farklı yapsam daha iyi olurdu, kendi kendime bir değerlendirme yaparım. Sonra Mevlana’nın sözü gelir aklıma, bugün de geldi.
“İnsanlar seni yanlış anladığında dert etme, duydukları senin sesin, fakat aklından geçirdikleri kendi düşünceleridir.”
Günümüzde, iyi niyetli, iyi düşünceli, dürüst, açık olmak bazen yanlış anlaşılıyor, hatta çokça yanlış anlaşılıyor, çünkü bu tarz insanlar artık çok az, o kadar az ki, karşı taraf gerçekliğinden şüpheleniyor o derece. Bu tabii günümüzün çok talihsiz bir durumu.

Bu ve bu gibi konulardan dolayı kitaplar yazıyorum. Köprü kurmayı tercih etmek lazım, duvar örmeyi değil, ama dediğim gibi “koşulsuz sevgiyle, saygıyla, güvenle”

Gerginlik, stres niye? Sakinlik, dinginlik, neşe, tatlılık, iyilik, güzellik dururken. Bunlara gerek var mı? Etkin iletişimin en temel kuralı, açık, net, somut, samimi olmak. Anlık, acil hallerde daha çok stres yaşanır, yine aynı öneride bulunacağım, bu sefer açık, net, somut, samimiyete kısa açıklamaları ekleyeceğim. Açıklama, bilgilendirme de çok önemli, karşılıklı farkındalığı sağlar ve iletişimi, ilişkiyi rahatlatır.

Bir ekleme daha, karşılıklı eleştiriye, ama yapıcı, sevgiyle, güvenle, iyileştirici eleştiriye açık olma, bu maddede aslında açık, samimi olma iletişim sıfatlarına giriyor.

Tekrar etmem gereken ve üzerine basmam gereken konu; karşılıklı iletişim, ilişki kurmak için, temel kurallar; istek, sevgi, saygı, güven olması gereği, anlayış, empati, iyi niyet...

Bunlar yok ise, durum şu oluyor, Montaigne ciğim söylemiş; bazen “İnsanlar seni hayal kırıklığına uğratmıyor, sadece sen yanlış insanlar üzerine hayal kuruyorsun.”

İyi niyetli ve sevgi dolusun ya, sevgi, güven insanda heyecan ve istek uyandırıyor, e karşı tarafta bu yok ise olay o kişide stres ve gerginlik yaratıyor, sende kırlıyorsun, anlaşılmamanın ve sevginin karşılığını almamanın verdiği acıyı çekiyorsun.

Ne güzel söylemiş Yunus Emre
“Biz gelmedik dava için
Bizim işimiz sevda için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldik”

Gönüller bir ise iletişim, ilişki tatlı olur, koşulsuz sevgi olur, anlayış olur, karşılıklı anlama, anlayış olur.
Duygu ve düşüncede uyumlu değil isen, fedakarlıkta, hoşgörüde, paylaşımda ortak noktada değil isen zorlamanın bir anlamı yok, öyle değil mi?

İnsan içinde yaşadığı, arzu ve istekleri, sevgiyi, saygıyı,güveni paylaşımı içinden geldiği gibi aktaramaz ise, kendisini yormasına ne gerek var, öyle değil mi?

Bence içinde iyilikler barındıran her insan değerlidir. Bununla birlikte farklıdır, yaşama bakışı, olayları algılayışı, yaradılışı, hayattan ve ilişkilerden beklentileri farklıdır. İllaki birlikte olunacak, ilişki kurulacak diye bir kural yoktur ki. Doğada yok ki böyle bir şey.

Ben insanları seviyorum, “insanları” seviyorum, “sevgiyi” seviyorum, “iyi niyet barındıran her insanı seviyorum” ama illaki ilişkide olacaksın diye bir kaide yok. Sosyal toplumda yaşıyor isek sevgiyle, saygıyla, güvenle yaşayalım arzum var. Ama işsel de özel de ilişkilerde “iyi niyet “ olmalı kuralım var, “saygı ve güven “ olmalı kuralım var.

Konumuza döner isek;
karşılıklı anlayış, anlaşılmak güzel.
Hep şunu düşünürüm yeter ki empati kurmak iste, bir şekilde kurarsın, en az bir adet empati kuracak özelliğini bulursun karşı tarafın. Yeter ki istek ve iyi niyet olsun. Karşı tarafın gözüyle görür, kulağıyla duyar, kalbiyle hissedersen ilişki akar gider.
Bana bu yazıyı yazmamı rica eden arkadaşlarım adına (onlara söz verdim, yazımı sıkıntı yaşadıkları kişilerle paylaşacaklarmış) ve kendi adıma da, bilmeden sürçi lisan edildiyse, birileri kırıldıysa, kızdırıldıysa affola diyoruz, beraberinde de kendilerinden de bu bakış açılarıyla kişilere, olaylara bakmalarını diliyoruz.

Sevgili dostlar;
Diyorum ki 2 günlük dünya ve bir oyundayız, kalp kırmayalım, kırılmayalım, sevgiyi paylaşmak isteyene buyur edelim, istemeyeni yolcu edelim, suya bırakalım gitsin, pek tabii ki sevgiyle...

3. Kitabımda yazdığım ve çokça da inandığım gibi, 4. Kitabım olan “Leyli” romanımdaki gerçek hikayenin içinde gizli var olan mesajdaki gibi;

“Dünyayı, insan olan, seven insan kurtaracak, “koşulsuz sevgi” kurtaracak.

Çünkü doğamız, yaradılışımız “sevgi”.

İçinizde, dışınızda tatlı tatlı gülümsesin dileklerimle...
Dilara Koç