4 Kasım 2015 Çarşamba

Fikriye Atıcı Hanımefendi (teyzem) (bir dram, örnek bir yaşama tutunma hikayesi, güç ve iyilik timsali)


1935 doğumlu
Hikayesi 3 yaşında iken başlıyor.
3 yaşlarında iken, babası erkek kardeşiyle kendisini trene bindirmiş ve bir aileye götürüp vermiş.
Cabbar Ağalar denilen bir aileye vermiş.
Bu 2 güzel çocuğun, acılı hikayesi burada başlamış. Aile çocukları dışarıda yatırıyormuş, doğru dürüst yemek vermiyormuş, dövüyorlarmış, üstüne bir de abisine küçük Fikriye’yi dövdürmeye çalışıyorlarmış.
Bir gün ağabeyini tehdit etmişler, Fikriye’yi döveceksin diye, abiside bir gün Fikriye’yi dövmüş ve bu durumun psikolojisine dayanamayarak evden kaçmış, şekerci Nihat lar denilen bir ailenin yanına gitmiş, orada sanat öğrenmiş ve hayatı çok daha iyi olmuş.


Fikriye Hanımefendi, 09-10 yaşlarına kadar Cabbar Ağalarda kalmış, eziyetini çekmiş.
Anlatıyor; bir gün ekmek almaya göndermişler, yolda 2 yılan görmüş, “Yılanları görünce ekmeği atıp kaçmışım, ekmeği düşürdü diye kadın beni çok kötü dövdü, kan revan içinde kalmışım, gelinleri geldi durdurdu. O gün artık dayanamadım, kendi kendime düşünüyorum ne yapabilirim, küçüğüm çocuğum, bizim köyden bir bekçi vardı orada, aşağı indim bekçiye dedim ki, Şıhlı Köyü’nde Mehmet Hoca derler babama bana yardım et, beni O’na götür. Beni Şaziye Hanımın kız kardeşine götürdü, teslim etti, yürüyecek halim yok, eşeğe bineceğim her yerim yara, ağrıyor, akşam ezanı okunacak köyün hocası absdest almak üzere, kim mi? babam, Mehmet Hoca, Mehmet Emmi diye seslendi kadıncağız, bak şu çocuğa dedi.” Babası, Mehmet Hoca, Fikriye Hanımefendi’yi görünce elinden ibriği düşürmüş. “Elimi yüzümü yıkadık, ufak taht gibi bir yer vardı, oraya çıkardı, oturduk, analık öyle kötü kötü bakıyor. 1 hafta o köşede aç uyudum. Atike Ablam dedi ki, baba ben Fikriye’yi Kasımlıya götüreyim, bahçeyi sulamaya götüreyim, yürüyecek taakatim yok, 1 haftadır açım, oturturdu beni ekmek sulamıştı, domates yeni çıkıyordu, domatesi doğradı, ekmeğin hala kokusu geliyor gibi şu an bana, sokum etti yedim. Allah bin kere razı olsun, analık beni istemiyor, büyük ablamda ilgilenmiyor. Atike Ablamda çok yokluktaydı, ilgilenemedi. Bir gün bir adam geldi, “hoca emmi bu çocuğu bir İsmet Uslu lar var, çok iyi insanlar derler, hanımı var, çocukları var 2 tane, kız çocuğu istiyorlar kızlarıyla birlikte büyüyecek.” Babam vermeyeceğim dedi, ben ısrarla gidecem ama yemek yerine döveceklerse ben gitmiyim dedim. Cabbar Ağalarda dayaktan başka bir şey bilmiyorum dedim.” “Cabbar Ağa ölünce kızı da çok merhametsizdi, eziyet eden asıl kızı idi.” “O adam, “yok kızım öyle bir aile değil, öyle şey olmaz” dedi, gitti. “


Gitmişler, kapıyı çalmışlar, evin rahmetli Fatma Nenesi açmış kapıyı, bakmışlar ki, yorgun, bitkin, üst baş yok. Hemen sırt baş almışlar, Mesude Hanım “hemen banyoyu yakın, yıkayın, karnını doyurun.” demiş. Yıkanmış, yemek yemiş, uzun zamandır ilk kez sıcacık yatmış.

“Allah razı olsun, orada insan olduğumu anladım” diyor. Oraya 9 yaşlarında gitmiş 4 sene kalmış.
Bir tanıdıkları; “çok iyi bir çocuk var, bu öksüzleri evlendirelim.” demiş Mesude Hn “kızımız çok küçük” demiş “olmazsa bir nişan takarız, bir sene daha geçsin, bu çocuğu biz aldık iyi olsun diye. Şimdi küçük yaşta evlendirmeyelim.” demiş. 1 sene geçmiş, anlamışlar ki damat adayı çok iyi insan, o zamanın en iyi düğün salonunda, çiftçi birliğinde düğün yapmışlar. Düğün hazırlıkları sırasında; İsmet Beyefendi “Kızımın güzelliği kendine yeter çok makyaj yapmayın” demiş, Fikriye Hanımefendi gözleri yarı dolu, yarı ışıldayarak söylüyor İsmet Bey’in bu lafını. Bu cümlesi hiç aklımdan çıkmaz diyor. Düğün öncesi İsmet Beyefendi, “herkese davetiye verilecek, kızımın düğününe gelmeyen bir daha evime gelmesin.” demiş. Salon kalabalık dolup taşmış. Çok özel ve güzel bir düğün olmuş. Fikriye Hanımefendi Cumali Beyefendi ile evlenmiş.


Cumali Beyefendi, çok iyi bir insanmış, melek gibi bir insanmış. Bir ikiz çocukları vefat etmiş. Sonrasında 3 çocukları olmuş, 1 erkek 2 kız. Tedaş da çalışıyormuş. İşide iyiymiş. Kızlar 4 aylıkken elektrik direğinden düşüp vefat etmiş. Fikriye Hanımefendi yayladaymış bebeklerle, açıklamadan Adana’ya getirmişler. Fikriye Hanımefendi’nin eşinin ölümüne üzüntüden sütü çekilmiş. Bebeklerle ilgilenmek gerek, bir yandan acı. Fikriye Hanımefendi ve çocuklarıyla, Bahriye Hanımefendi (Mesude Hanımefendi’nin dayısının hanımı) çok ilgilenmiş. “Bahriye nene bırakmadı bizi sağolsun, sonra rahmetli Cumali’nin iki gözü mazur amcası ile 14 sene yaşadık, sabaha kadar iş işleyip, sabahlarıda fabrikada çalıştım, 14 yıl. Fabrikada biri peşine takılınca fabrikadan çıkmak zorunda kaldım. Başka işler bulmaya çalıştım, ütü yapmaya gittim, yemek yapmaya, ev işlerine.” “İsmet Ağabeylerde, Fatma Neneyi izleyerek yemek yapmayı öğrenmiştim.”


Sonrasında ilk eşinin akrabası Salih Bey ile evlenmiş. Salih Bey, o dönem için kolay olmayan bir karar olarak, 3 çocuğuyla Fikriye Hanımefendi ile evlenmek istemiş. Salih amcadan 11 yaş büyükmüş Fikriye Hanımefendi. “Ben genç görünüyordum, Salih de çok iyi adamdı, beni 3 çocuğumla kabul etti, bir de 11 yaşta büyük olmama rağmen, senin için güzel dışın güzel bana ne yaşından derdi.” Diye de ekliyor.


2 yıl sonra kızı Sultan Hanımefendi doğmuş. 20 yıl evli kalmış. Salih Bey de çok iyiymiş dedik, demesine ama bakalım neler olacak? Film gibi derler ya. Film olsa çok abartmışlar deriz değil mi?
Ne diyorduk? Salih Beyefendi’nin Konya da şeker imalathanesi varmış, Salih Bey oraya çalışmaya gitmiş, Fikriye Hanımefendi’de desteğe gitmiş. “Tüm çalışanların yemeklerini yapıyordum, bulaşıkları hallediyordum. Bu gibi işlerle destek oluyordum Salih’e.” Gel zaman git zaman Salih Bey, başka bir bayanla birlikte olmuş, ilişki yaşamış ve işi batırmış, iflas etmiş. Fikriye Hanımefendi bunu duyunca, işi batırdığını değil, başka bir kadınla olduğunu duyunca, Salih Beyefendi ile devam etmek istememiş. “Hepimizin kocası yaptı, ne ortaya çıktın ayrılmışsın” demişler. “sen sensin, ben Fikriyeyim.” demiş hepsine. “Ben O’nunla doğruluğuyla, dürüstlüğüyle evlendim, eğrildi büküldü, doğruluğu dürüstlüğü kalmadı, istemem.” Diye de bana açıklama yapıyor.


Adana ya dönmüş. Bir küçük ev tutmuş oturmuş 3 ay evi yerleştirememiş, çok üzülmüş sıkılmış. Geriye dönük anlatıyor, “Konya’da 13 sene kaldık, dükkanın yemeklerini yapardım, bulaşıklarını yıkardım dediğim gibi.” “Ha bir de şu var, ayrılık sürecinde 3 çocuğum “Salih Abi’nin hakkını ödeyemeyiz.” diyerek konuştular, hala da öyle..” Kendi kızı, Sultan Hanımefendi, 6 yıl konuşmamış Salih Beyefendi ile. Fikriye Hanımefendi, yinede Salih Bey’i 5 yıl beklemiş acaba bayanı bırakırda geri gelir mi diye, ama Salih Bey dönmemiş. Görüşmemişler, irtibatı kesmişler. Kızı nişanlandığında nişanlısını bulmuş Salih Beyefendi, 3 ay rica etmiş kızıyla barışmasına destek olması için, o zaman ki nişanlısı şimdiki eşi Ali Beyefendi’nin sayesinde barışmışlar baba kız.


Fikriye Hanımefendi’nin, oğlu polis olmuş, evlenmiş. Kızları evlenmiş. 14 tane torunu olmuş. Şimdilerde kızı Sultan da yaşıyor. Mesude Hanımefendi ve ailesiyle yıllar içinde görüşmeleri devam etmiş. E bende Mesude Hanımefendi’nin torunuyum, dolayısıyla Fikriye Hanımefendi teyzem oluyor.


Salih Beyefendi şimdilerde Fikriye Hanımefendi’yi görmek isteyip, görüşmek istiyormuş, barışmak istiyormuş, kendisi yanaşmıyor. “Bu saatten sonra ne edim, ne gerek var.” Yinede Salih Beyefendi’nin sağlık sorunlarıyla kızının ilgilenmesi için teşvikte bulunuyor.


Bu trajedide, dramda, Fikriye Hanımefendi’nin bugün ki güçlü durumunu görseniz, saygıyla eğilmemek için zor tutarsınız kendinizi. Yaşama, Allah’a inancı o kadar kuvvetli ki, bu kendisini güçlü kılıyor diye düşünüyorum. Aklıyla, fikriyle, duygusuyla o kadar iyi anlıyor ki kötülük ve iyiliğin farkını, belki birçok insandan daha fazla. Yaşanmışlıklarında yatıyor, bu bilgi, bu deneyim. Tekamül sürecini hiç de kolay geçirmemiş öyle değil mi? Buna rağmen, iyiliği seçmiş, iyi niyeti, iç güzelliğini seçmiş. Bence kazanan O olmuş. İçinde kendi cennetini yaratmış, cennetini, huzurunu yaşıyor, ibadetini yapıyor içinin temizliğinin O’na verdiği huzurla.

Bende emeği var, büyük kızımda emeği var. Benim yaşama bakışımın, inancımın, gücümün gelişmesinde emeği var. Yaşam öğretmeni Fikriye Teyzem, yaptıklarıyla, duruşuyla, söylemleriyle... Her şeye rağmen iyiliğin, insanlığın ne demek olduğunu ve olmadığını acılı bir süreçle öğrenmesine rağmen, tarifsiz güçlü bir kadın, güçlü bir insan örneği.



Kendisi gibi bir teyzem olduğu için çook şanslıyım.

Gücünün, insanlığının, teyzeliğinin karşısında koşulsuz ve sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyorum.

Sevgiyle, huzurla ve ışıkla Fikriye Hanımefendi, teyzeciğim.


Bu Dünyayı Kuran Mimar

Bu dünyayı kuran mimar
Ne hoş sağlam temel atmış
İnsanlığa ibret için
Kısım kısım kul yaratmış


Kimi yaya kimi atlı
Kimi uçar çift kanatlı
Dünya şirin baldan tatlı
Eyvah balı tuza katmış


Kazması yok küreği yok
Ustası var çırağı yok
Gök kubbenin direği yok
Muallakta bina çatmış


Bu çark böyle döner durmaz
Ehli aşklar yanar durmaz
Aşk meyinden kanar durmaz
Sevgi muhabbet yaratmış


Hep biliriz dünya fani
Oyalıyor seni beni
Adem atadan bu yana
Nice insan gelmiş gitmiş


Bu dünyaya gelen gülmez
Bir yol var ki giden gelmez
Bu hikmeti kimse bilmez
Ona sır demiş kapatmış


Bu nizamı böyle kurmuş
Kendi çekilmiş oturmuş
Veysel'e türlü dert vermiş
Durmadan derman aratmış


Aşık Veysel


İki büklüm oldum gecede, günde
Gördüğüm, işittiğim acıda, kör karanlıkta
Bulanmış her yerime, ağrılar, yaralar içimde
Çocuğum küçüğüm
Nerede esen rüzgar, nerede ısıtan güneş
Üşüyorum için için
Bir boşluktayım, yalnızım,
Bebeğim küçüğüm
Nasıl bıraktın, kıydın baba
İnanında neye inandın baba
Namazını kıldın, tesbihini çektinde
Kızını ne ettin
Süt çocuğuyken attın uzağa
Eğildim, büküldüm
Süt uzakta, yuva uzakta
Kelebek olsam, ömrüm kısa
İnsanlığım belli olsa
Bebektim çabuk büyüdüm
Yeniden dirildim, güçlendim
Anladım ki insanım
Sulara bıraktım acıları, büyüdüm de büyüdüm
İnandım, sevdim, sevildim
Günü görmeye başladım
Güneşi gördüm, ışığı gördüm
Isındı kemiklerim
Güçlendim,
İnsanlığımla buluştum
Vardım tadına suyun, aşın
Demledim sevgi çayımı yuvamda
İçtim kana kana
Cennetimi buldum, yarattım
Gam yemem artık hayatta
İçim güler, cennetimde yaşarım
Yaşam dediğin oyunda


Dilara Koç
Kasım 2015