29 Eylül 2015 Salı

Saygıdeğer, sevgideğer Hacı Ahmet Koç Beyefendi (hoşgörü timsali, birçok konuda örnek, çok değerli insan)

Hacı Ahmet Koç Beyefendi, 1926, Mersin, Tarsus, Sarıkavak doğumlu
Ailesi; Antalya Karatekeli yörüklerinden, Çukurova’ya göç etmişler, Çukurova’dan da Tarsus Sarıkavak Canderesi mevkiine gelmişler. Canderesi yörükleri olarak tanınıp biliniyorlar.
İlkokul üçüncü sınıfa kadar Tarsus, Çamlıyayla, Sarıkavak Köyü’nde okumuş. Köyde üçüncü sınıftan sonra okul olmadığı için Kaleburcu Köyü’ne gelmiş akrabalarının yanında beşinci sınıfı bitirmiş. O köyde de ortaokul yok, Kaleburcu köyünden 7 km uzaklıktaki Bağlarbaşı Köyü’ndeki ortaokula, her gün yürüyerek gitmiş gelmiş. O dönemde ayakkabı yok, çarık var. Çarıklarıyla gitmiş gelmiş, okumuş.
Ortaokuldan sonra sınava girmiş ve Adana Köprüköyü’ndeki Ziraat Lisesi’ne gitmiş. Burada liseyi bitirmiş ve Ziraat Teknisyeni olmuş. Arkadaşlarının çoğu ziraat teknisyeni olmuşlar ve okumayı bırakmışlar, Ahmet Beyefendi bununla yetinmeyip, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü’nü kazanmış ve 1947 de mezun olmuş.Üniversite yıllarında, yazları, köyüne dönmeyip Kırşehir Malya Devlet Üretme Çiftliği’nde işçi olarak çalışmış ve kışın harcayacağı parayı kazanmış ve o parayla okumuş. Mezun olduktan sonra, aynı çiftlikte idari görev alarak çalışmış.
Türkiye’nin makineli tarıma geçişinde, tarım makinaları kullanımını çiftçiye öğretmekte önderlik etmiş. O dönem, biçerdöverle, traktörle yeni tanışılan dönem. Sonrasında Mersin’de İl Teknik Ziraat Müdürlüğü’nde, şimdiki Tarım İl Müdürlüğü, ziraat mühendisi olarak çalışmaya başlamış.

Tarım teşkilatının Anamur ile Gaziantep arasındaki tüm mücadele programlarına katılmış, fıstık zeytin üretimi gibi, zirai mücadele programlarına katılmış. Sonrasında narenciye konusunda uzmanlaşmış. Özellikle Erdemli, Tömük, Çeşmeli, Tece, Huzurkent ve Adanalıoğlu Köyü’ndeki birçok bahçenin tesisi ve sonrasındaki danışmanlık hizmetlerini gerçekleştirmiş. 1968 lerde Adanalıoğlu Köyü’ndeki ailelerin çoğunun narenciye bahçelerinin tesisini kurmuş, sonrasında da danışmanlık vererek bakımını gerçekleştirmiş. Uzun yıllar bu kişilere ve büyük tesislere narenciye baş danışmanlığı yapmış. Hem bahçe tesisi, hem ihracata gidecek malın üretim sorumlusu olarak görev yapmış. 1950 de amcasının kızı Hikmet Koç Hanımefendi ile evlenmiş. Talipleri çokmuş, o dönemde üniversite mezunu, okumuş, kariyeri olan kişi çok özelmiş ve nadir bulunurmuş. Öyle ki; kolejde okuyan çocuklarının İngilizce ödevini yaptıracak kadar da üniveriste yıllarında İngilizce öğrenmiş bir üniversite mezunu, Hacı Ahmet Koç. O dönemde yabancı dil bilinmesi, çok özel ve nadir görülen bir durum imiş.

Ama Ahmet Beyefendi’nin gözü amca kızı Hikmet’ten başkasını görmemiş. Evlenmişler. 1952 yılında Turgut isimli oğulları dünyaya gelmiş, sonrasında sırasıyla Ümit, Hülya, Yusuf isimli evlatları doğmuş. O dönemin nadir bulunan, üniversite okumuş, dil bilen, altı çokça dolu deneyimi olan kişisi olarak, hiç bir zaman böbürlenmemiş. Aksine mütevazılıkla özgüven dengesini çok yerinde ve doğru kuran bir kişi olarak bilinirmiş. Gizli bir otoritesi olurmuş, kimseyi kırmadan, üzmeden, sözünü dinleten. Hoşgörü ve sabır konusunda rol model bir kişiymiş. 1963 yılında Çeşmeli Kasabasında ilk zirai ilaç bayiiliğini açmış. Oğlunuda yetiştiriyor, yazın bahçelerde çalışması için teşvik ediyormuş. İlaçlama prüverizatörü almışlar, kiraya veriyorlarmış. Oğlu Turgut, 12 yaşında, Ahmet Beyefendi ile ilaçlama yapan tarla sahiplerine yardımcı oluyormuş. Turgut 4 TL yevmiye ile çalışıyormuş, o zamanlar traktör yok, eşşekle iş yapıyorlarmış. Eşşekin yevmiyesi 5 TL imiş. Ahmet Beyefendi oğlu yetişsin, öğrensin, çalışsın istiyor ve bu konulara hiç karışmıyormuş. Turgut bir gün itiraz etmiş, “ben ziraatçinin oğluyum, eşşekten yevmiyem az, çalışmıyorum”. Peki demişler, gel sana 6 TL verelim. Turgut eşşekten fazla maaşı duyunca çalışmaya devam etmiş. O zamanın tatlı anektodları.

Velhasıl, ilaç bayiiliğini 1966 yılında, Mersin’e taşımış. narenciye bahçelerinde teknik danışman olarak görevine devam etmiş, yıllarca. Ahmet Beyefendi ile ilgili anlatılan hikayelerden birisi; o dönemde üniversite mezunları kartvizit yaptırırlarmış, modaymış, ve kartvizite “üniversite mezunu” notunu özellikle yazdırırlarmış.
Ahmet Beyefendi, hem mütevazı hem de nüktedan karakteriyle, kartvizitine üniversite mezunu olmasına rağmen “amele çavuşu” yazdırmış. 70li yıllarda senatörler var, senatörlere kartvizitini veriyor, “Ahmet Bey sen üniversite mezunusun nedir bu kartta yazan?” diyorlar. Ahmet Beyefendi gülerek, “Sen ona bakma yaptığım işe bak.” diye cevap veriyor. O kartıda yıllarca kullanmış. Herkese, içinde bulunduğu topluluğa, neşe katarak yapıcı, öğretici mesajlar veren hareketleriyle meşhurmuş Ahmet Koç beyefendi.

Kendisi zaten bilinen, tanınan, danışılan deneyim sahibi biri olduğu için bu olay çok hoş ve gülümseyerek karşılanmış. Aynı zamanda da mütevazılığın, pazarlamadan daha çok, kartvizitte yazandan daha çok, yaptığın işle, yaşamda duruşunla kendini tanıtmanın önemi konusunda bir öğreti olarak, çevrelerinde bu olayın sohbeti yıllarca edilmiş.

Her sabah namaz sonrası evden çıkar çalışmaya koyulurmuş. Haftasonları, Pazar günleri de çocuklarıyla vakit geçirirmiş. “Haftasonu evde durulmaz” dermiş, çocuklarını pikaba doldurur gezdirirmiş. Temiz havaya doğaya çıkacaksınız dermiş, çok çalışan birisi olmasına ve çok yorulmasına rağmen çocuklarını ihmal etmezmiş. Ahmet Beyefendi’nin bölümünü 2014 yılında yazdım, 89 yaşında idi, çok rahatsızdı, kızı Hülya Hanımefendi’de kalıyordu, ziyarete gittim ve Hülya Hanımefendi ile oğlu Turgut Beyefendi’nin yardımlarıyla, kendisi ile ilgili yazıyı yazmaya başladım.

84 yaşına kadar danışmanlığı devam etmiş taki rahatsızlanana kadar. Uzun yıllar güneşe maruz kalmaktan dolayı, cilt kanseri olmuştu. Çukurova’da yaşayan insanların illaki güneş koruyucu kullanması şartmış doktorların önerisi, Ahmet Beyefendi buna hiç dikkat etmeden uzun yıllar çalışmış. Biraz ülkeye, topluma katkılarından bahsetmek, bazı konuların tekrar üzerinden geçmek istiyorum. Bu denli büyük bir başarı hikayesini, çok önemli rol modelinin yaptıklarını, nasıl iki satıra sığdırabileceğiz bilmiyorum. Sığdıramayacağız, ama olabildiğince aktarmaya çalışacağım.
Anamur ile Hatay arasındaki teknik ziraat teşkilatının mücadele programlarına liderlik etmiş. Anamur da yer fıstığı, Ceyhan da buğday da süne mücadelesi gibi konusunda birçok projeye liderlik etmiş. Çukurova yöresinde, bakımını üstlendiği tüm bahçelerde yörenin kendi köylüsüne eğitim verip, o kişilerin çalışmasını sağlamış, iş gücü istihdamı sağlamış.
Çamlıyayla (Namrun) Sarıkavak Köyü’nün ikliminin uygun olduğundan dolayı, şeftali, üzüm ve elma konusunda yeni çeşitler dikerek onların, köylülerin geçim kaynağı olmasını sağlayan kişi olmuş. Bugün Sarıkavak’tan alarak afiyetle yediğimiz şeftalilerin babası diyebilir miyiz Ahmet Koç’a, diyebiliriz, kesinlikle diyebiliriz. Hatta bunu Türkiye’nin ekonomosine katkısı olarak değerlendirebilir miyiz? Değerlendirebiliriz, kesinlikle değerlendirebiliriz. Öyle bir çalışma hali ki, Anamur da eşi ile çadırda kalmışlar, eşi hamile imiş hava şartları zorlu olunca doğuma yakın Sarıkavak’a dönmüşler, 1 hafta sonra oğulları Turgut doğmuş. Ziraatçi, yüksek makina uzmanı. 1947’de lise mezunu bile az iken, o üniversiteden mezun olmuş. Eğitime, öğretime verdiği önem, gelişime ve gelişim için çalışmanın hep devam etmesi gerektiğine verdiği önemi izliyoruz burada. Kolay olmayan imkanlarda öğretimine, gelişimine hep devam etmiş. Mersin’deki limonların donma zamanında, köylerde mikro klima bölgelerini, iklimi uygun olan bölgeleri değerlendirerek meyve üretimini cazip hale getirmiş. Burada da Türkiye ekonomisine katkısından bahsedebilir miyiz dersiniz? 1973 yılında, Gaziantep Nizip’e giderek, aşılı antep fıstığı fidanları getirmiş, yarısını kendi ekmiş, yarısını köylüye dağıtmış. Köylü antep fıstığını öğrensin istemiş. Hem kendisine hem topluma fayda getirmenin ne güzel bir örneği değil mi?
Paylaşmanın, bilgiyi, maddeyi paylaşmanın ne güzel bir örneği değil mi? Yöre bitki örtüsünde mennengiç bitkisi yer aldığı ve yaygın olduğu için, onları antep fıstığı bitkisinin anacı olarak kullanmış ve başarılı olmuş. Kökü mennengiç, üstü antep fıstığı. Bunu bölge halkına yaygınlaştırmak için tarım teşkilatı ile işbirliği yapıp, aşı gözü vererek diğer köylerdede fidan üretip yaygınlaşmasını sağlamış. Bilgiyi, deneyimi fayda katkı için paylaşmaya devam.
Sarıkavak ekonomisine ve Türkiye’nin kalkınmasına etki eden büyük işler, çok büyük işler. Dahasıda var; daha önce kısa üzerinden geçtik, 1967 de Mersin’deki evinden, Sarıkavak’a şeftali aşısı gönderiyor, Sarıkavak ve civar köylerinde geniş dikim alanları buluyor ve ekimini dikimini sağlıyor. Sadece fidanı vermiyor, onun doğru bakımını, doğru üretimini de öğretiyor Şu an Sarıkavak Köyü ağırlıklı olarak şeftali üretiminden geçiniyor. Bir köyün geçim kaynağına olan katkının, faydanın büyüklüğünü düşünebiliyor musunuz? Turgut Beyefendi anlatıyor; “Sarıkavak’ta, kendi evinin önünde her türlü meyve fidanı olmasına karşın tüm fidanların yapısı bozuktur. Her gelen köylü, kişi, eş dost, aşı gözü almak için ağaçların değişik yerlerinden dallar kestiği için ağaçlar kendi şekil yapısından farklı görünür. Çoğalsın öğrenilsin diye babam buna sesini çıkarmadığı gibi, çok da memnun olurdu. Bahçede narenciye hariç her türlü meyve var. Ceviz, antep fıstığı, küpeli kiraz, kızılcık kirazı, vişne, elma, armut, erik, kayısı, ayva, üzüm, ahududu, böğürtlen, frenk üzümü, hinnap, muşmula, urum dudu, nektarin, incir, hurma, yer elması, kivi, çiçekler, defne ağaçları da cabası...”
Bende söylemesi ayıp, doğal sabun üretiyorum kendi evimde. Ürettiğim çeşitlerden birisi olan, defne sabunumun içerisine koyduğum defne parçacıkları, Ahmet Beyefendi’nin özel ve doğal defnelerinden. Bahçesinden topladığım defne yapraklarını kurutarak kullanıyorum. Allah razı olsun. Sevgiyle ve ışıkla...
Hacı Ahmet Koç Beyefendi, saygın, kendisinden yaşça büyüklerin bile elini öptüğü bir kişilik, baba olarak, baba gibi sevilerek, karşısında saygıyla eğilinilen bir kişilik olarak bilinmiş, tanınmış, sevilmiş.
Az şeyle mutlu olmak, kanaatkar olmak öğretilerinden sadece bir tanesi.
Nüktedan kişiliği de, yüksek zekasının ve aynı zamanda sevgi dolu yüreğinin de göstergesi .

Tüm Çukurova bölgesinde; çok bilgili, görgülü, dürüstlük timsali olarak bilinen birisi.
“Tüm insanlar iyidir, kötü insan yoktur.” dermiş. Alçak gönüllü olmayı ilke edinmiş.
Aza kanaat edip, küçük şeylerden mutlu olmak en güzel yaptığı şeylerden birisiymiş.

Yaşam süresince her insan gibi türlü inişler çıkışlar yaşamış elbetteki. Bunlardan bir tanesi; Oğlu askere gitmeden ‘78 yılında kendi tarlasında çok miktarda antep fıstığı aşılamış, aşılarda çok güzel büyümüşler. Dokunmaya bile kıyamadığı güzel aşılar, bir gün tarlaya gitmiş ve hepsinin kırıldığını görmüş. Öyle ki; tekrar sürülmesin diye tarım tabiri ile gözleri oyulmuş. Yapanı yakalamış. Bir yörük oradan geçerken, bu suçu işlemiş. Oğlu Turgut, genç delikanlı, kanı kaynıyor, yörüğü, kahvenin içinde yere yatırmış, dövmeye kalkmış, Ahmet Beyefendi yakalamış oğlunu, durdurmuş. “Yazıktır, fukara, cahil.” demiş. Yörüğün neden böyle yaptığını araştırmış. Yörük; “Burada fıstık olduğunu, başardığını görürlerse, herkes fıstık yapar. Biz hayvanlarımızı, keçilerimizi nerede otlatacağız.” demiş. Ahmet Beyefendi’de yörüğe “Koskoca köyde hayvanlarına otlatacak yerde vaarr, benim ürünlerime de yer var.” Demekten ileri gitmek istememiş. Çok üzülmüş; hem kendi emeğine, hem ürünlerin yok olmasına, hem de bir insanın bu kadar gelişmemiş, cahilce, yıkıcı, zararlı bir düşünce içerisinde olmasına. Bu hoşgörüye karşın, sonrasında gelip özür dileyip elini öpenler çok olmuş. Turgut Beyefendi hala içerliyor. “Tüm ağaçları kırmış, olacak iş değil, emeğe, ürüne zarar, cahilce, şuursuzca hareket. Bunu yapacağına, abi nasıl yaptın, bizde yapalım desene.” diye içerleyerek olayı yorumluyor. E haksız da değil. 1980 de ilaç bayiiliğini kapatmış. Bölgede narenciye uzmanlığı olarak danışmanlığa devam etmiştir. Çalışmaya devam. O dönemin Çukurova Üniversitesi rektörü Mithat Bey, “Araştırdım, iyi bir ziraatçiymişsiniz, pikabınızda varmış, Köprüköy’deki bahçeye siz bakacaksınız.” demiş. “Hasat edeceksin, bunları satacaksın, sonra getirip döner sermayeye vereceksin.”
Bu ve bu gibi çalışmaşarıyla, ülkeye, şehirlere, topluma katkıları, faydaları yaşamı boyunca devam etmiş. Kendisiyle ilgili bölümü yazarken, yukarıdada bahsettiğim gibi değerli kızı Hülya Hanımefendi’ye gitmiştim. Oğlu Turgut Beyefendi ve Hülya Hanımefendi’den çok değerli Ahmet Beyefendi’nin bilgilerini almıştım. O gün Hülya Hanım’ın evindeki odasında, hasta yatağında yatıyordu, hasta hali bile dingin, olgun, sakin idi. İçindeki sevginin, hoşgörünün, sabrın ışığı sarmıştı odayı, tam anlamıyla bu şekilde tarif edebilirim. Memnun olmuştu kitapta kendisinden bahsetmek istememe, bu benim yanıma kar kalan çok özel ve güzel bir his, Hacı Ahmet Koç Beyefendi’yi mutlu ve memnun ettiğim için, içinde az da olsa bir mutluluk doğurduysam ne mutlu bana, ne mutlu bana, ne mutlu bana.

Tarih 26/01/2015; Saygıdeğer, sevgideğer Hacı Ahmet Koç bugün vefat etti, hakkın rahmetine kavuştu. Belki de yolculuğuna başka bir yerlerde devam edecek, kim bilir? Kısa sürede olsa kendisini tanıma fırsatı yakaladığım için o kadar mutluyum ki, bu mutluluk, bu memnuniyet vefat haberini duyduğumda boğazımda düğümler oluşmasına neden oldu. Bu denli üzülecek ve hüzünlenecek kadar etkisi olmuş demek ki bende, içimde, aklımda, duygumda. Allah gani gani rahmetler eylesin. Hacı Ahmet Koç gibi insanlar, hep yaşasın isterim, böyle bir arzum olur hep, iyiler, güzel insanlar, özel insanlar hep olsun, hep kalsın arzu ederim.
Amma velakin yaşamın bir gerçeği, bir yerlere herkes zamanı gelince göçüp gidiyor, Allah her şeyin hayırlısını versin. Ne yapalım, böyle özel ve güzel insanların bize bıraktıkları miraslarla avunalım, bizlere bıraktıkları mirasları koruyalım, devam ettirelim, özen gösterelim.

Hacı Ahmet Koç’un bizlere bıraktığı ana miraslar nelerdir; pek tabii ki önce “insan olmak”, sevmek, saymak, güvenmek, hoşgörülü olmak, sabır, iyilik, güzellik, iyilik için çalışmak, iyilik yaratmak, faydalı olmak, katkıda bulunmak... Bunları alalım, özümseyelim, yaşamımıza geçirelim, devam ettirelim ki; hem biz yaşamda daha anlamlı ayakta duralım, hem de Hacı Ahmet Koç gibi nadide, özel, değerli, güzel insanları aramızda yaşatalım.
Böylesine güzel ve özel insanların arkasından o kadar harika sözler sarf edilir ki...

Hacı Ahmet Koç için, vefatının ardından, adaşı, akrabası Sn Ahmet Niyazi Koç Beyefendi’nin, sosyal medyada paylaştığı yazıyı da sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Allah tüm insanlığa böylesine güzel duygularla yolcu edilmek nasip etsin, işte o zaman belki dünya çok daha yaşanası bir dünya olur, Hacı Ahmet Koçlar hep yaşar, yaşatılır.

Buyrun okumanıza sunuyorum, aynen kopyalıyorum.

“Giderek yozlaşan bu dünyayı nesli tükenen insan türlerinden biri daha terketti. Eşimiz,babamız,dedemiz, büyük dedemiz, eniştemiz, akrabamız,dostumuz, komşumuz ZİRAATÇI HACI AHMET KOÇ bu sabaha karşı vefat etti. Aylardır dünyevi ızdıraplarının bitmesi için cennette yolunu bekleyen meleklere kavuştu. AHMET KOÇ bir dürüstlük timsali, hoşgörü anıtı, sabır taşı, sevgi kitabı, çalışkanlık hikayesi idi. Hiç kimseyi kırmadı, kimseye bir kötülük yapmadı, kimsenin hakkını yemedi, kimsenin aleyhinde tek söz söylemedi. Arkasında herkesin takdir ve gıpta ettiği örnek evlatlar bıraktı. AHMET KOÇ'un müstesna insanlığı evlatlarında yaşamaya devam edecektir. AHMET KOÇ benim için bir enişteden çok daha fazlası idi. Benim "AHMET ABİM" idi. Biz onu hep öyle tanıdık öyle bildik. Ablamla evlendikten sonra bile ona ABİ demeye devam ettik.O bizim kardeşlerimizden biriydi. Babam bile ona damadı gözüyle bakmadı, O’nu evlatlarından biri olarak gördü. O benim hayatımdaki ilk mentorum idi. Bana iyiyi kötüden,doğruyu yanlıştan ayırmayı, sabırlı, ölçülü ve hoşgörülü olmayı öğretti. Şimdi Lamas'tan Dörtyol'a kadar bütün narenciye bahçeleri öksüz kaldı. O bir narenciye sevdalısı idi. Allah inşallah onu cennetinde narenciye bahçelerinin bulunduğu bir köşe ile ödüllendirir. Allah ondan rahmet ve mağfiretini esirgemesin.

Ahmet Niyazi Koç

Hüzün.

Aslıma Karışıp Toprak Olunca

Aslıma karışıp toprak olunca
Çiçek olur mezarımı süslerim
Dağlar yeşil giyer bulutlar ağlar
Gökyüzünde dalgalanır seslerim
Ne zaman toprakla birleşir cismim
Cümle mahluk ile bir olur ismim
Ne hasudum kalır ne de bir hasmım
Eski düşmanlarım olur dostlarım
Evvel de topraktır sonra da adım
Geldim gittim bu sahnede oynadım
Türlü türlü tebdilata uğradım
Gahi viran şen olurdu postlarım
Benden ayrılınca kin ve buğuzum
Herkese güzellik gösterir yüzüm
Topraktır cesedim güneştir özüm
Hava yağmur uyandırır hislerim
Alimler alemi ölçer biçerler
Hamını hasını eler seçerler
Bu dünya fanidir konar göçerler
Veysel der ki gel barışak küslerim

Aşık Veysel

Çok değerli, sevgi ve saygıdeğer Hacı Ahmet Koç Beyefendi’yi, en derinden duygularımla, sevgimle, saygımla ve güvenle ayakta başım öne eğik selamlıyorum.
Dualarım kendisiyle, O’nun da iyiliği, güzelliği, hoşgörüsü hep üzerimizde olsun diliyorum.
Nurla, ışıkla....

3 yorum:

  1. Torunu Tuğba'yı istemeye gittiğimizde bana şöyle demişti; oğlum kızı kaçırsana niye istiyorsun SarıkTOKk taki ev boş (kendi evi).Ben size bir çuval un ve şeker veririm...Bu sözleri yaşamın boyunca Unutamam Allah'ım gani gani rahmet eylesin

    YanıtlaSil
  2. Torunu Tuğba'yı istemeye gittiğimizde bana şöyle demişti; oğlum kızı kaçırsana niye istiyorsun SarıkTOKk taki ev boş (kendi evi).Ben size bir çuval un ve şeker veririm...Bu sözleri yaşamın boyunca Unutamam Allah'ım gani gani rahmet eylesin

    YanıtlaSil
  3. ne muhteşem, örnek bir yaşam. eskiler hep böyle. artık herşeyi çabuk tüketiyoruz, ne mutlu böyle birisini tanımış olman, tanıklık etmiş olman. mekanı cennet olsun

    YanıtlaSil