12 Ekim 2020 Pazartesi

Yargılama hafifle


Yargı

Yargılama

Yargılayan, eleştiren insan “genelde” kendisiyle  ve etrafıyla, dünya ile barış içinde olmayan insandır. İçinde gizli ve/veya açık seçik bir savaş vardır. Geçmiş ve gelecek huzursuzluğu vardır. Zayıftır biraz. Güçlü ve doğru göründüğünün, olduğunun sanrısındadır. Bir parmağıyla diğer kişiyi gösterirken üç parmağı da kendisini gösterir. Bu hataya her insan hayatında en az bir kere düşer, kimisi öğrenir, gelişir, kimisinde artarak ya da aynı seviyede devam eder. Öğrenen mutludur, çünkü yargı bir yüktür, bir huzursuzluk ve mutsuzluktur. Aslında ne kadar kolay; 

birisi ile “ortak noktada” değil iseniz, en önce empati kuracaksınız, “gerekirse” konuyla ilgili bizzat kendisi ile iletişim kuracaksınız, çözülmediyse kafanızda, içinizde mevzu, kişinin hayatınızdaki yerine göre 

1- hayatınızdan çıkaracaksınız

2- mesafe koyacaksınız

3- tatlı mesafe koyacaksınız

4- susacaksınız (iç sessizlik müthiş his)

ve sonuçta yolunuza devam edeceksiniz. 

Ve konuyu kapatacaksınız. Hiç kimse hakkında gıyabında konuşmak ve/veya yüzüne yargıda, eleştiride bulunmak (fikir telakkisi, müzakere, hatta koyu tartışma, çözüm ve sevgi konuşması, iletişim değil ise) haddiniz olamaz. Bu hadsizlik sadece hakkında veya yüzüne eleştirel konuştuğunuz, yargıladığınız kişi için değil, kendinize de yaptığınız bir hadsizliktir. Çünkü yargı, ruhunuzu, anınızı kirletmek, karartmak ve ağırlaştırmaktır sonuçta. Ve dolayısıyla çok gereksizdir. Boşluktur. Bizim içinde bulunduğumuz tek boşluk sonsuzluğun hafifliği, ruhumuzun hafifliği, iç ve dış barışımız, sevincimiz olmalıdır. Bir de yahu size ne, bana ne? Ne rahatsızlık. Ben rahat etmek istiyorum, hiç kimse için kendimi anlık bile olsa rahatsız edemem. Geçmiş ve gelecekle ve geçmiş ve gelecekteki kişi ile niye uğraşayım, niye anım çalınsın. Gelişmiş ve gerçek insan her an yargılamamayı öğrenir ve an geçtikçe yargılamamanın hafifliğini yaşar. 

Kendimize bakalım, yargısız, sevgiyle, iyi niyetlerle. Ve bu şekilde kendimize baktıkça içimiz açılsın. Ohh mis, hafif, güzel, barışla.

Konun kendin olsun ki, var ol.

Dilara Koç 

10 Ekim 2020 Cumartesi

Tam ve özgür

 



Tam ve özgür olabilmek için; hep birine, bir şeylere, bir şey yapmanız, bir şeyler kazanmanız, bir şeylere sahip olmanız, bir şey ya da birini bulmanız, bir yerlere gitmeniz vb gerektiğine, dış bir “şeye” “birine”  ihtiyacınız olduğuna inanmak? 

Anda bulunduğunuz yerde ve andaki halinizle tam ve yeterli ve iyi olmadığınızı düşünüyorsunuz yani. 

Anda iyi, sağlıklı ve mutlusunuz ki.

Gerçek tamlık, özgürlük ve  huzurlu yaşam; içinizde karşıtı olmayan bir iyilik, kendiniz dışınızdaki hiçbir “şeye” ve hiç bir kimseye bağlı olmayan bir varoluş hali ve bunun sevincini hissetmektir. Ve geçici bir deneyim değildir, haz değildir, kalıcı bir varlık halidir. 

Erkek kadın fiziksel birleşimi de bu bütünlük arayışından “aslı”nda. Geçisi, kısa süreli bir tümlük arayışı. Bu olayın kökünde yatan bu. 

Kimliğimizi, varlığımızı, huzuru, sevinci statümüzde, parada, mal mülkte, cinsellikte, gezmekte, dış görünüşümüzde, adına “başarı” dediğimiz başarılarımızda, dinde vb “şeylerde” aramak bilinçsiz bir özgürlük arayışı olayın kökünde. 

Tüm bu tamlık, varlık ile ilgili arayışın bilinçsizlik halinden bilinçli bir varlık haline geçtiğinizde gerçek doyumu hissederseniz. 

İşte o an, hayatınız, ilişkileriniz fiziksel, psikolojik vb düzeylerden doğalında, gerçek, tam bir doyuma ulaşır. Özgürlük budur. Bu özgürlüğün ta kendisi olan kişiler,  anda bulundukları yerde ve andaki halleriyle, ikili ve sosyal tüm ilişkileri ve hayatı üst kapasitede ve sonsuz doyumla yaşar. 

Dilara Koç

29 Eylül 2020 Salı

Bilinçli beden

Beden ruh ayrımı yapılır ya...

Aslında tüm doğa, canlılar, eşyalar, insanlar, tüm varlıklar evrende nasıl “bir” ise bedenimiz ve ruhumuz da bir “bütün” diyebiliriz.

Bedenle var olmuşuz ve bu işin bir de bilinç hali var. Bilinçle bedende var olmak, kendiliğinden sade, huzurlu, düşünmeme hali. 

Sık sık anda kalalım, akışta olalım diyorum, bir çok kişi de aynını söylüyor, aynı zamanda bir saf sevgi ve akıldan bahsediyorum.

“Saf sevgi ve akıl” aslında bir duygu değil, “duygunun da ötesinde varoluşsal bir bilinç hali.” İşte bu bilinç hali, saf sevgide ve akılda olmak, anda kalabilmek, akışına bırakabilmek, kendini bulmak, kendini bilmek beden yoluyla oluyor. İç huzuru dediğimiz şeyi, içsel bedenle bağlantımızı kurarak gerçekleştirebiliyoruz.

En temelde nefes yoluyla. Zihnimiz her an düşünce üretiyor, onun bunun giydiği, kendi kıyafeti, dış görünüşü, kendi dış görünüşü, televizyon, bilgisayar, telefon, evler, yatlar katlar, para, gezme tozma bir şekilde alt kapasiteden besliyoruz bedenimizi ve bilincimizi, yani bilinçsizliğimizi. Siz içsel bedeninize odaklandığınızda, bedeninizden akan nefesinizi takip ettiğinizde, bunu mümkün olan en çok sıklıkta yaptığınızda, anda kalır, bilinçli hale gelirsiniz. Varoluş tam da budur.

Bunu yapmayı arttırdıkça, iç huzurunuz, yaşam kaliteniz nasıl da endamla artar görürsünüz.

Bunu yaptıkça, kendinize döndükçe, içsel bedeninize odaklandıkça, yaşamdaki tüm mücadele alanlarında içsel bir güce sahip olursunuz, ya nötr olursunuz ya da bir tepki vermeniz gerekiyorsa üst kapasiteden ve içsel düzeyden verirsiniz. Bunu nefes alıp vererek ve yaptığınız diğer bedensel egzersizlerle, yürüyüşlerle  yine nefes akışını sağlıklı kılarak yapabilirsiniz. Günde tam konsantre tercihen “kendi kendinize” yaptığınız 21-30-45 dakikalık egzersizlerle, uyumadan önce nefesinizin tüm bedeninizdeki gezintisine odaklanarak. İşte bu kadar kolay.

Günümüzde bu işe yoga, meditasyon, ibadet, nefes terapisi gibi isimler takılmış, aynen öyle🥰 o yoga çeşitleri falan aslında hepsi sizin içinizde, bedeninizde var olan, varoluşunuzda olan şeyler, komplike hale getiren insan, kendiniz kendinize ve kendinizde keşfedin ve yapın, temelde nefes ile, aslında varoluşumuz da var olan, bebeklerde gördüğünüz gibi...

Sadece bu yazdıklarımı yaparak daha genç, daha sağlıklı olacağınızı, yaşamınızın daha kaliteli olacağını izlersiniz. 

Benden önermesi...🙋‍♀️😎😉✨🧜‍♀️🧚‍♀️

Dilara Koç

8 Eylül 2020 Salı

Var ol: anda kal, şükret

 



İnsan hayvan bitki düzeyi...

Düşüncenin üzerine yükselmek

Aydınlanma yolu insana mahsus

İçe dönüş, içsel sessizlik, sükunet bizi zihinden, düşünceden aydınlanmaya yöneltir. Sürekli saf sevgi gerçek sevinç dediğim şeyler işte bu zihin ve düşüncenin üzerine çıkmaktır. Biz saf sevgi ve gerçek sevinç olarak varolmuşuz, bu bahsettiğim saf sevgi ve sevinç dediğim şey duyguların ötesinde çok daha derin bir düzeydir. Duygulardan az biraz farklı, aynen öyle evet saf sevgi dediğim şey duygudan da öte bir düzey. Duygu dediğimiz şey, aslında karışıklık rahatsızlık anlamına gelir.

Aynen geldiği kelime köküne de bakınca latince emovere karıştırmak rahatsız etmek demek.  Saf sevgi, varoluşumuzdur, sevgi sevinç huzur varoluşumuzdadır. 

Duygu dediğimiz şey zihnin bir parçasıdır ve zıtlıklar içerir yani iyi kötü gibi ama bahsettiğim saf sevgi, sevinç ve huzur varlığın halidir ve olduğu gibidir, aksi yoktur adı üstünde varlıktır.

Bir çok spiritüel öğreti bize acının bir illüzyon olduğunu söyler aynı şekilde haz da bir illüzyondur, yani günümüzde yaşanan yüzeysel ilişkiler, nefret, vahşet, savaş, kıskançlık, cinsellik üzerine kurulu ilişkiler, para çıkar ilişkileri, bunlardan doğan mutluluk sanılan kısa süren hazları, insan gerçek sevinç ve mutluluk zanneder ama kısa sürer ve son bulur, acı da keza aynı şekilde ona yüklediğiniz anlam devam ettikçe acı dan beslenme denilen şey gerçekleşir, oda bir nevi hazdır, gerçek değildir, sağlıksızdır. Alışkanlık, bağımlılık içeren ilişkilerde gerçek değildir, huzurdan uzaktır, geçici hazlar içerir, uzun vadede sağlıksızlıklar, mutsuzluklar, boşluk içerir.

Bahsettiğim saf sevgi, sevinç, huzur asli, dürüst, gerçek, gayet bilinçli ve varoluşun parçasıdır. Tüm diğer illüzyon, yanılsamadır, geçicidir, insan egosunun parçasıdır ve yokluktur.

Peki biz bu saf sevgi, sevinç, huzur noktasına nasıl geleceğiz?

Zaman ve zihin mevzusundan uzaklaşarak.

Benim bugünki öğretime göre;

anda kalarak ve şükür ederek. 

Şükretmek anı yaşamaktır.

Ne zaman anda kalabilirseniz, geçmiş ve gelecekten arınmış olursunuz ve andaki her şeye şükürde olur ve asıl varlığınızı yaşamaya başlarsınız. 

Varlık andadır. 

Dünyanın bu kadar kötülüğünde, tüm sıkıntılı aile dostu iş ilişkileri gibi etkileşimlerde, hastalıklarda, kayıplarda bunu nasıl becereceğiz? Kolay değil, kolay. Olanı alıp kabul edeceğiz, “bilinçli bir şekilde” akışta olacağız. Bilinçsizce direnirsek, çözümsüzce acıları çoğaltırız.

Ne kadar çok ana kitlenirsek, içtiğimiz kahveye, suya, aldığımız duşa, ettiğimiz bir dost sohbetine, ağacın yapraklarına, köküne, çiçeğin kokusuna, yediğimiz lokmaya, anda ne varsa ona odaklanıp, şükür edersek, anımızı ödüllendirirsek, o da bizi ödüllendirir ve zihnin vesvesesinden ve hayat oyununun numaralarından bizi uzaklaştırır.

Dünyevide Zihnimizi kullanalım tamam, kısa süreli, oyunun parçası olduğunu bilerek ve bırakarak, ağırlıklı anda kalarak, gerçeğimizi örtmesine izin vermeyerek ve şükür ederek.

Geçmişe geleceğe kısa ziyaretlerde bulunabilirsin, o derece aydınlanmadık, ama aslolan andır, olduğumuz gibi olmaktır, olana teslim olmaktır ve dolayısıyla varoluşa yaşama merhaba demektir.

İşte bunu becerdiğimiz gün özgürlüğümüze kavuşmuş, gerçek varoluşsal iç huzuruna, sevince ve saf sevgiye kavuşmuş oluruz.

Başımıza ne gelirse gelsin, onu alıp kabul ederek, onunla işbirliği yaparak, onu kısa sürede yolcu edebiliriz. Yöntem böyle, bunu otomatikman yaptıkça mucizevi bir şekilde çözümler, huzur bize akacaktır. Acıları dışardan izleyin, sanki sizin başınıza gelmiş değilde, bir tiyatro oyunu bir film izler gibi, hemen dışına çıkın izleyin, yorumsuz, yargısız, şükredin ana odaklanın, plan bu. Yargılamadan, yargıladıkça, irdeledikçe, analiz ettikçe direniriz, egoya yenik düşeriz, andan, şükürden uzaklaşırız, anın gücünde yargılama yok, olduğu gibi kabul etme, iç sessizlikle sükunetin huzuru, Işığı var.

Anın gücünü bu şekilde yakaladığınızda, artık o güç sizinledir, o güç size ışık akıtır ve her şey ışığa dönüşür. Çalışmamız gereken şey, ana odaklanmak ve şükretmek. Olduğu gibi. Var olarak. 

Şükürler olsun. 

Dilara Koç 

4 Eylül 2020 Cuma

Talimatlarla insansın

 

Anlamadığım şey;

Çimlere basmayınız

Çiçekleri koparmayınız

Yerlere izmarit atmayınız

Yerlere çöp atmayınız

Sifonu çekiniz

Ellerinizi yıkayınız

Hatta el yıkama talimatı 

Şimdi de maskenizi takın

Yahu doğa harikası yere gidiyorsun, her yer çöp, tarihi bir yere gidiyorsun her yer yazılı çizili, çöp izmarit şişeler paket kağıtları atılmış. Ana Ardıç var burada, Çamlıyayla da, tabiat anıtı, 1000 küsür yıllık ağacı yakmaya çalışmış “insan”. 

Dün Sümran Teyze ile sohbet ederken konuyu konuştuk, Efes Antik kentte,  Meryem Ana Evi ne büyük tuvaletini yapan kişilerden bahsettik. İnancına ters bulduğundan mı, inanmadığından mı ya da gerçekten tuvaletinin geldiğinden mi? Neden? İnanmıyorsan orada işin ne, orada ilgini çeken ne, saygıdan haberin var mı, her ne ise sorular çoğaltılabilir, hastalıklı, art niyetli, müthiş kirli bir beyin kalp, yorumlarda çoğaltılabilir. 

Yahu dostlar

İşte “insan”

Yere doğaya izmarit, çöp atmaması gerektiğini, sifonu çekmesini, ellerini yıkamasını ve hatta nasıl yıkaması gerektiğini uyarı ile, talimat ile “ancak” yapan, hatta buna rağmen yapmayan.

Yani kendini, kirli, pis, akılsız, vicdansız, hastalıklı bir kategoriye kendisi koyan.

Maskeyi niye taksın? Zaten hastayım diyor yani. Doğayı, yolları, her yeri kirletip tüm dünyaya, diğer insanlara zarar verirken, saygı duymazken, hastalıktan kendini korumadığı gibi başkalarına da sayesinde bulaşmasını umursar mı ki?

Okumamış cahiller değil sadece, ya okumuş cahiller? Cahillik “temelde” eğitimde yatmıyor dostlar, “öz/saf insanlıkta” tüm öğretiler. 

24 yıl özel sektörde çalıştım, bilmem kaç dil bilen, müthiş şık, makyajı yerinde, kılık kıyafeti marka, üst düzey çok kadın ve erkeğin sifonu çekmediğine, ellerini yıkamadan tuvaletten çıktığına, izmaritleri çöpleri yere attığına şahit oldum. 

Yani bu iş eğitim, statü vb ile değil, insanın özünü, safını, tertemizliğini hatırlama, bilme öğretisiyle ilgili.

Dostlar insanın dışı da pis, içi de.

İşte yazıp çizip belki, en az 1 kişiyi temizler, arındırır, en az 1 kişiye ışık tutar diye uğraşıyoruz. İnsanlık görevimiz.

Takma be dostum maskeni, elini de yıkama, kıskanç ol, iftiracı ol, çöp at, hem yere, hem insana... Bunu yakıştırdın kendine. E o zaman benden uzak ol dostum.

Doğa, doğadaki her “şey”, insandan bin kat ve insansız “tam”, güzel, estetik, endamlı, büyüleyici, müthiş romantik. 

Dilara Koç




1 Eylül 2020 Salı

Zirve

 

Zirve yalnız bir yerdir 

Herkes seni sevmeyebilir 

Sevgiyle aklın nasıl dengede kullanacağının yolu, 

kalbinin, aklının aydınlanma yolu, 

kendinin, ruhunun doruklarına tırmanma yolu,

Her yiğidin harcı değil, tekamül yolu, doğduğun gibi saf, temiz olmanın, tırmanırken öğrendiklerinle sadeleşmenin, güzelleşmenin yolu, 

Gerçek sevmenin, gerçek sevilmenin yolu,

zirve yolu

O yüzden; 

Zirve yolu yalnız bir yerdir denilebilir

Herkes seni sevmeyebilir 

Sevenler gerçek, gerçek sevenler olunca

Zirve dediğin; bir yoldur, 

göçene kadar öğrendiğin her anın, tadına doyulmaz mutluluğunun, her sefer ruhuna doğan güneşidir.

Dilara Koç






1 Ağustos 2020 Cumartesi

Savaş mı, barış mı?

Problemlerle savaşmak mı, barışmak mı? Tabii ki “barış”
Savaştıkça problemi besliyorsun, büyütüyorsun ve başka problemlerinde de gelmesine sebep oluyorsun. 
Çözemediğin durumlarda özellikle, çözüm için adım attın hatta kerelerce, sonuç değişmiyor, sen uğraştıkça konu büyüyor. 
Kendinle ve konuyla barıştıkça, kabul edip, öğrenip, yola devam ettikçe, teslim oldukça, akışa geçtikçe her şey halloluyor.
Hata yaptın ya da sana hata yapıldı,  sonuçta bir problem oldu, bu geçmişte oldu, geçti gitti, buna dertlenirsen ya da savaşırsan büyütüyorsun. Bu işin geçmişi. Gelecekle ilgili kaygılanırsan da, gelecekle savaşıyorsun. Olmamış bir şey için kaygı ne kadar akıllıca, yaratma. Anı yaşamak en sağlıklısı, anı yaşarsak güçlüyüz. 
Aman be dostlar hayat enteresan bir oyun. Sınavlara hazırlanıyorsun kazanmak için acı, iyileşmek için iğne oluyorsun acı, fit olayım diye bazı şeyleri yemiyorsun nefsine acı, hepsi birer terbiye, öğrenim süreci. Ben her şeyin kolayca olabileceğine inanıyorum. Kendini bırakıp, teslim olursan, kolaylıkla, sakin dingin bir neşeyle yapman gerekenleri yapıp, hayata kendini bırakırsan, teslim olursan her şey halloluyor, güzel mucizeler akıyor. 
Herkes hayattaki görevini yapsın, herkesin yolu farklı, kötünün yolu, iyiden senden benden farklı. Biz probleme noktayı koyup, yepyeni tertemiz yolumuza bakalım.
Sevgiyle dostlar
Dilara Koç