20 Şubat 2020 Perşembe

Zamane çocukları yazmayı severse



Zamane çocukları yazmayı severse...

Yazmak özgürlük mutluluk

Çocuklar her ne kadar büyümek için, dünyada kendi ayakları üzerinde durana kadar büyüklere ihtiyaç duysalar da, ruhları “özgür, sorgulayan, soran, merak eden” doğarlar. Ve büyükler de, tekrar bu meraklı, sorgulayıcı, özgür ruha kavuşmak için çalışıp çabalarlar. İşte modern toplumun birliğini, birlik içindeki özgürlüğünü, gelişimini engelleyen en büyük sorunlarından biri budur, çocukluğundaki sahip olduğu bu zenginliği unutarak büyümesidir. Özgür ve sorgulayan bir düşünce tarzı kişiyi yaşamda güçlü ve mutlu kılar. 
Ve sevgili dostlar; bunu hatırlamanın ve yaşamda bizi güçlü ve mutlu kılacak düşünce tarzını yakalamanın en güçlü yollarından ikisi okumak ve yazmaktır. 
Okumak ve yazmak, düşünme yeteneğini arttırır ve buna bağlı olarak yaratıcı zeka, dinleme ve konuşma yeteneğini geliştirir. Dünya ile, doğa ile, kişinin kendisi ile ve toplum ile olan iletişimini iyileştirir, olgunlaştırır. Her gelişmiş, iyi, olgun iletişim de kişileri mutlu kılar. 
Okumak ve yazmak; bilişsel, duygusal, psiko-motor gelişimin iyi olmasını destekler. Çözüm odağını, başarı ve mutluluk odağını yaratır. Ruhsal, zihinsel, duygusal, bilişsel yapıyı büyük seviyede olumlu yönde etkiler. 
Yazmak, özellikle problem çözme ve yaratıcılığı geliştiren önemli bir araçtır. 
Yazmak, hayatı kolaylaştıran, pratikleştiren, günlük düzeni sağlayan, günün ve hayatın iyi organize olmasını sağlayan, ruhun, düşüncenin doğru ve sağlıklı işlemesine destek olan ve bunlar gibi çokça faydası olan bir araçtır. 
Peki okumaya ve yazmaya çocukları nasıl yönlendirebiliriz?
Teknolojiyle tanışılan dünyada okumak ve yazmaktan uzaklaşmanın bize zarar verdiğini görüyoruz. Biz akıllı yaratılmışlar olarak, aklımızı teknolojiyi doğru ve etkin kullanmaya yönlendirebiliriz. Çocuklarımıza; teknolojiyi, interneti merak ettiği konuları araştırma yapmaları için, yaşlarına uygun filmler izlemeleri, “kelime oyunları” oynamaları gibi sağlıklı, akılcı, bilişsel, duygusal gelimişlerini destekleyici şekilde kullanmalarını yönlendirebiliriz. Okumayı ve yazmayı kendimizin de kullandığımızı rol model olarak onlara göstermeli ve bunlardan ne kadar faydalandığımızı onlara yaşamımıza katkılarını gösteren somut örnekler ile anlatmalıyız. Evimizde kitaplıklar olmalı, sehpalarda sık sık alıp okuduğumuz ve notlar aldığımız defterler olmalı. Ve çocuklarımıza da arada kitap, defter ve kalem hediye etmeliyiz. Ve hatta ilk sayfalarına yazdığımız minik sevgi notlarıyla. 
Küçük yaşlardan itibaren resimli kitaplarla, masallarla okuma saatleriyle başlayıp, yazmayı öğrenmelerinin ardından tekerlemeleri, deyimleri yazarak öğretmeliyiz. 
Minik yöntemler de büyük güzellikler yaratırlar bazen. 
Örneğin;
Uyuduktan sonra başuçlarına minik not kağıtlarına onları sevdiğimizi yazabiliriz. 
Evde yokuz diyelim, başka birileri de olsa onlara destek, bizim notumuzu almalı, “yemekler dolapta senin için hazır 💜” bir kalp kondurarak bilgi verebiliriz.
Market pazar listelerini çocuklara yazdırabiliriz. Haftalık yapacağınız işler listesini onlara yazdırabiliriz. 
“Güzel dileklerini yaz, duygularını, gününde neler yaptın, neler hissettin yaz” bir bak, iyi geliyorsa bunu yapmaya devam et diye yönlendirme yapabiliriz. Bunu birlikte yaparak çocuğumuzu motive edebiliriz. 
Yazılı oyunlar oynatabiliriz, isim bitki şehir eşya... gibi. 
Yazarlar, şairler ve onların gerçek yaşamlarını bildiklerimizin hikayelerini çocuklarımıza masal gibi anlatabiliriz. Her hayat bir masal gibi değil mi? 😌
Bir sorun ya da çözülmesi gereken bir konu ya da problem varsa ya da bir karar vermesi gerekiyorsa bunu yazarak irdelemesini şöyle öğretebiliriz:
 Bir örnek; “konu nedir tanımlamasını, konunun sağlayacağı fırsatları, dezavantajlarını, avantajlarını, giderlerini, getirilerini, çözüm seçeneklerini, sonuç alternatiflerini, konuyla ilgili olumsuz olumlu duygularını, düşüncelerini, eksisini artısını yaz ve bak bakalım neye karar verdin.” Gibi. 
Birden karar verecektir, yazmak böyle bir şeydir, göze, kulağa, duyguya, düşünceye direkt ve genel ve gereken detayda resmi sunar. Her konuyu çözer. Hayatı kolaylaştırır, yaratıcılığı geliştirir, yenilikler yaratmayı sağlar, geliştirir, iyileştirir ve zenginleştirir. 
Okumak ve yazmak, çok kolay ve bizlere kolaylık sağlayan araçlar. Hayatımızı ve çocuklarımızın hayatını kolaylaştıran, iyileştiren ve zenginleştiren böylesine güzel ve renkli araçları kullanmak akılcı bir seçim. 
Bu konuyu size yazarak aktarmak da benim için büyük bir keyif oldu. ☺️🥰
Sevgiyle dostlar,
Dilara Koç

Hayati tavsiye


Saf seviyorum çok şükür
Saf sevmek; olanı olduğu gibi kabul etmek özünde.
Tabii güven içeriyor.
O yüzden güvenirim, safından, bu aptallıktan değil, gayet kalpten ve akıldan.
Yine de bazen “bir his olur”. 🧐🤔👁
Bir üçüncü göz olayı sanki. 
Mevlana’nın dediğine benzer “gönül aynan saf olmadıkça, çirkini güzelden ayıramazsın.” 
Gönül saf sevgide ve akılda ve aslında “tüm” insanlığın olması gereken/varoluşumuz hali. Bunun olması umuduyla saf sever, “saf sevgi kişi”. “Tüm” güvenilir, düşünsenize, ne rahat, aslında “her iki taraf” içinde huzur ama tercih tabii. 
Velhasıl;
“Bunu unutmuş olan” bir an (bir gün) gelir, “o gelen hissi” teyit ediverir, bir oyunu, bir yalanı, saf sevgi olmayan en az bir şeyi🤷‍♀️ortaya çıkıverir. 
Sana bir şey olmaz, asıl olan ona olmuştur ki,  çoktan, özünü/saf sevgi yaratılışını unutmuştur. Sana düşen onuda alıp kabul edip, uzaklaşıp yoluna devam etmektir. Senin yolun güzeldir, sağlıktır, mutluluktur. Ve yani ve aslında bolluk, bereket içinde, zenginsindir. 
Şükürler olsun.
Ve yani;
“Saf sevgi” tavsiyem olsun. 🥰😎🙏👼🤞❤️💜

Hep kazanırım, çünkü gerçeğim


Sen beni yenmedin… Çünkü ben seninle oynamadım. - Özdemir Asaf 
Güzel söz çok severim. Asaf’ın bu sözünden yola çıkalım. 
Hayat oyunu adı üstünde, hayat oyun diye herkes de oyunda. 🤷‍♀️😎😌
Sizi aşağı çeken, eleştiren ve/veya işinize, size, yaptığınıza fazla ilgiliymiş gibi görünen ve fazla överek sizden bir şekilde faydalanmak isteyen, aşkın taşkın gülerek, ağlayarak vb aşırı mutluyum ve/veya her an dertliyim halinde olan, sizin dedikodunuzu yaptığından emin olduğunuz, hakkınızda üçüncü şahıslara sürekli iftira atan, sizi sürekli yargılayan vb vb çokça oyunun içinde olan kişiler. 
Bir süreçten geçer insan; 
üzülür susar, üzülür kızar tartışır, doğru yanlış hareketlerle kendini ifade etmeye çalışır. Üçüncü olarak da olgunca, sakince kendini ifade etmeye çalışır. “Bence”, “öğrendiğimce”; üçü de yanlış. Çünkü üçü de “oyuncuyu” besler, bugün sen yarın başkası, hatta yarın O’nun yanında olanlar vs. Yani varlığını ki özünde aslında bu bir yokluk, yokluğunu sürdürür ve başkalarının da yok olması için oyununa devam eder. 
En doğrusu, bence; sessizce mesafe ve/veya sessizce tam uzaklaşma. 
Böylesinin oyununun içinde olmama. 
Biz gerçeğiz, bizim için oyun bahçede, evde arkadaş eğlencesinde. 
Hayata, eninde sonunda, tekamülle, rahatlık, neşe, sağlık, mutluluğu bulup, yaşamak üzere geldik. Oyuncularda bu konuda bize yardımcı aslında, ne gün/an saf sevgiyi özümseyip, tam saf sevgi olup, bunu anlarsak, o gün/an “tam varoluruz”.
Saf sevgiler olarak; hep güçlüyüz, hep kazanan. Özdemir Asaf’ın dediği gibi çünkü gerçeğiz, oynamıyoruz.
Dilara Koç

5 Aralık 2019 Perşembe

Homo Sapienssin, mutlu musun? 🥰


Biyolojik bir organizmayız ve dünyada var olan on milyonlarca türle de birlikte yaşıyoruz. Biz bunların içinde 1 türüz. Onmilyonda bir. Biz homo sapiens iz.
Temel donanımızın bu bütünle aynı olduğunu konunun uzmanı bir profesörden dinleme fırsatı yakalamıştım. Beyni olan canlılarla da hemen hemen aynı donanıma sahibiz. İçsel bir farklılığımız var. Ve Demişti ki; insan garip, insanın bu genel donanımını aşan bu içsel durumu, kafasını açıklamakta zorlanıyoruz. Neyin kafası bu insan demişti yani.🤷‍♀️☺️Modern dünyada, insan alt kapasitesi ön planda yaşıyor. Hırsları, egosu, öfkesi, özü sevgiden saygıdan birlikten uzak bir bencillik hali vb ve cinsellik, yeme içme, dışsal gösteriş, para vb odaklı şehvet içinde, yani ilkel. Halbuki üst kapasiteye sahibiz, bunu anlamaya algılamaya başladıkça sade, derin, erdemli olmaya geçiş yapabiliriz. Varoluşumuzu yani aslında bir “hiç” olduğumuzu anlamaya doğru ve bu erdemli anlayışa kavuştuğumuzda birlik bilincini büyük bir zerafetle yaşamaya başlıyoruz. Ve bu büyük bir iç huzur akıtıyor, “gerçekten” yaşamak...Bunu yapmanın en temel yollarından bazıları; 
-hep bahsettiğim “saf sevgi” 
Sevgiyi koşullara bağlamadan
Seni seviyorım çünkü...
Seni seviyorım eğer...Değil,
“Seni seviyorum .... a rağmen”, olduğu gibi görüp kabul ederek ve sade, derin ve hoşgörülü ve “karşılıklı birlik” içinde bir sevgi. 
-Alıp kabul etmek: “Acı” kaçınılmaz, şikayet edip etmemek sana bağlı. Bir profesör hocamız yine şu cümleyi kurmuştu “Acı çekmeye değer bir yaşam öyküsü oluşturmak” Acıyı, yakınmadan çekmeyi becerebilmek, söylenerek değil söyleyerek belki...Alıp kabul ederek. 
Kabul; pasifce, boyun eğerek onaylamak değil, boyun eğmek değil, “olduğu gibi görebilmek” demek. 
-Başarısızlıklarımızdan, hatalarımızdan dersler çıkarmak. Öğrenerek, iyileşerek, şükrederek ilerlemek. Tekamül etmek. 
Bunları başardığımızda, yaşamda bir miktar daha iyi, mutlu, huzurlu, başarılı oluyoruz. 
Bu üç temel maddeden bahsedeyim bu sefer ki yazım da.
Dilara Koç👩‍🎤❤️




2 Aralık 2019 Pazartesi

Mutluluk arayışı


Ne oldu da “tüm dünya” birden mutluluğu arar oldu? Mutluluk arayışı insanlığın hiç bir döneminde bu denli yoğun, konsantre olmamıştı. Ne oldu? 
Bence “insan” artık “insanlığını hatırlamaya”, “doğa doğasının yeniden canlanmasına, korunmasına”, hayvan, bitki, ağaç varoluşu nasılsa öyle doğasında var olmaya ihtiyaç duyuyor. 
Dil kurumu, mutluluğu, İstek ve beklentilerin karşılanması hali diye tanımlıyor. Peki kimin istek ve beklentileri?
Sistemin mi, ana babanın mı, çevrenin mi?
Bugünün dünyasında mutluluk ağırlıklı olarak “tüketimle” tarif ediliyor. Eskiden modaydı, krokodil çanta, kürk, bunlar mutlu ederdi kadınları, sonra 
gün geldi hayvanseverler ki doğal olarak kıyameti kopardılar, kürk giyen kadınları protesto ettiler. Peki aynı protestocular ve/veya hayvanseverler ne yaptı? Evlerini kedi, köpek, fare vb hayvanlarla doldurdular. Peki onlar mutluydular da ya hayvanlar? Alışveriş, gelecek planları, işkoliklik...mutlu olmak için. Elbise al güzel ol, bu gömlekle yakışıklısın, araban Mercedes ise adamsın, kadınsın, adın CEO ise dünyanın en ve tek başarısı sensin... Ve bunlar olursa mutlusun. Bu empoze etmeler, kapitalizmin, post materyalizmin vb etkileri. Ve tüketmekten başka bir şey değil, tüketim toplumu yaratarak, ruhsal, zihinsel ciddi bir boşluk yaratıp asıl insanın kendisini tüketmekten başka bir şey değil. İnsana, insanlığa, ruh sağlığına, sağlığa zarar en önemli “savaşlardan” biri aslında. 
Aslında mutluluk; “Tüm doğanın, insan da bunun içinde, doğasıyla ve doğalıyla irtibatta, sevgide, paylaşımda olması ile alakalı bir şey”. Karıncayla, kuşla, toprakla, insanla, ağaçla, hepsiyle, yerinde, doğasında ilişki kurmakla alakalı bir şey. Biri beğenecek biri istiyor diye değil. Herhangi maddi bir şeye sahip olmakla alakalı değil Yani bu ne alışverişle, ne “evde” hayvan beslemekle (bahçede değil ise, bana kızacak dostlar, ama ne yazık ki bu gerçek, eğer sağlık olarak ve/veya özel bir durumdan evde bakıma ihtiyacı olana şahit olunmuş ve eve bakım için alınmışsa, bu tarz istisnai durumlar dışı, bu hayvanın doğasına aykırı insanın “kendi” için yaptığı bir nev’i bencillik aslında), her “şey” doğasında, doğalında var olmuş ve bu varoluş devam etmeli, doğasında doğalında, ne statüyle, ne kılık kıyafet, ne sahip olunan ev, araba, telefon ile ilgili bir şey değil. Mutluluk tek tanımla anlatılacak bir şey de değil. Belki şunlar söylenebilir; Kendiyle barışık olursa insan iç dengesini korur, duygusal ve zihinsel yeterliliğe sahip olur. Ağaç, hayvan, insan vb yaratılmış, kendiyle barışık, kendi doğasında, doğalında varlığını sürdürürse “gerçekten yaşar”, o “an” mutluluğu daha fazla “anlar” hisseder. Anı yaşamak yine bir mutluluktur. Dışarda, geçmişte ve gelecekte aranacak bir şey değil. 
“Kendinde, içinde ve “tüm” ile olan dengende, paylaşım ile ve anda “yakaladığın” bir hal” diyebiliriz belki. 
Dilara Koç👩‍🎤❤️

27 Kasım 2019 Çarşamba

Olumlu düşünce mi, esnek ve akıllı düşünme mi?


“Olumlu düşüncenin gücü” gibi konular uzun yıllardır gündemde. Formüller veriliyor, 10 madde, 5 madde ile olumlu düşün... Konuyla ilgili bir aydınlık yazı yazayım istedim, çünküüü burada “minik bir nüans var.” ve iş olumlu düşün hayatın 180 derece değişsin değiiill. İş, akıllı düşünmek. Asıl yaşamda işlevsel olan bu. Ta taaa💁‍♀️. Çın çın uyanınn. 🛎 Olay; esnek düşünce, iyinin de kötünün de içinde iyiyi bulabilmek. Biraz işe bütüncül bakalım. 
En mutlu insanlar her olumsuz olumlu olayda anlam bulan insanlar. Bunu da nasıl başarıyorlar? Öncelikle olaylara ve kişilerle ilişkiye “Teslimiyet, incitmemek incinmemek” bu üç hal ile yaklaşıyorlar ve daha da önce kendilerini bilerek.
Delphi tapınağında yazan şey ve konumuzun özü, “kendini bil”. Bunu en önce nasıl, ne şekilde yapmalıyız? 
İnsanın kendini anlaması “asıl” şudur; İnsanın “özü itibariyle” “diğer insanlardan farklı olmadığını” anladığı zaman en önce ve kendine ve başkasına değer verme. 
Pozitif psikoloji kendine değer vermeyi nasıl anlatıyor? Kendine değer verdiğin değeri kibire dönüştürmeden değer verme ve başkasına saygı duyma. 
Ve olduğun gibi var olmayı kabul edip, kendini gerçekleştirme ve sonuç mutluluk.  
Biraz tasavvuftan faydalanmaya çalışalım, öğrendiklerimden anladığım; 
Oluş vücut demek, var oluş demek.
Vecd hali ise ki; mucit bir şey icat ettiğinde, dans ederken örneğin bir vecd hali var. “İnsanın kendisini bulması”,  “kendi içinde bir şeyi bulması”, “kendiyle muhabbete girmesi, birlik içinde olması”, vecd hali.
Vicdan da kendi içindekini, içindeki iyiyi, derin duyguyu bulmasıdır.
Var oluş, vecd, vicdan
Oluş, buluş, bulma; bununla insan kendini tamamlıyor. 
Peki daha da bütünden bakalım. 
İbni Sina’nın evrenin aklı olarak tanımladığı... Bütün evreni birbirine bağlayan ortak bir ağ var ve akıllı canlı diyor. Teknolojiden örnekle aklınızda canlansın,  www, world wide web diye dünya çapında bir ağ var, dünyanın neresinde olursan ol www yaz bağlan. İbni Arabi ve Mevlana da bunu kainat, tüm evren canlı diyerek söylüyorlar, taşlar bile. Ve burada bir “birlik”, “bütünlük” olduğunu...Tüm evren, insan, doğadaki tüm canlılar, dağlar, taşlar...
Halbuki bugün modern dönem, insana hem kendi hakikatini hem birlik hakikatini kaybettiği bir dönemi yaşatıyor. 
Mevlana’nın Mesnevi’de işlediği konulardan biri; İnsan dünyada evrenin tümünden kopuk yaşar, halbuki evrenle birlik hali tesis edilebilirse insan potansiyelini bütünlükle birlikte kullanabilir, ayrılık hali olursa potansiyelini kullanamaz.  Ve şu örneği verir bebek/çocuk anneden uzak olursa ağlar eline oyuncak ver oyalamaya çalış yine ağlar sorsanız neden ağlıyorsun diye açıklayamaz tanımlayamaz. İşte bugün modern toplumun içinde bulunduğu durum bu. 
Peki kendini, bu birliği anlamadığında ve anladığında ne oluyor? Bunun olumlu düşünmeyle ya da düşünmeyle ilgisi ne? 
Her an ve her konuda pozitif düşünürseniz ya da aksi negatif düşünürseniz de işlevsel olamıyorsunuz. Burada enteresan bir çıktı,  her an ve çok pozitif düşünme insanda “fazla bir özgüven”, “kendine fazla saygı” ve “kibir”, “bireysellik” oluşturuyor ve bu da depresyon gibi ruhsal sağlıksızlık oluşturuyor, teklik, yalnızlık hissi gibi hallere sebebiyet veriyor. Evet bu ilginç sonucun en güzel örneği; Amerika’da yüksek oranda depresyonun sebebi bu, bireyselliğin empoze edilmiş olması, “aşırı derecede kendine saygıyı yükseltmeye” yönelik bir yönetim olması. 
Olması gereken sakin, dingin, içselleştirilmiş, birliği “bilen” birlikte “olan” mütevazı bir öz saygı, benlik duygusu. Bu insanı akılcı ve esnek düşünmeye yönlendiriyor.
Ve Hayat her an mutlu, iyi hissetmek değildir, hayat tüm duyguları hissetmektir. 
Kötünün içinde iyiyi bulabilmek gerekiyor, bu ciddi bir arayış, biliş, buluş gerektiriyor.
Mindfullness Budist felsefeden, sufilikten destek almak işe yarıyor, zaten bence psikolojide farklı disiplinlerin ortak hedefi kardeşliğini kabul etmek, bundan yararlanmak çok önemli. Ve bir konu da alıp kabul etmek. İnsan sürekli protesto ve şikayet ediyor ve sorumluluğu karşı tarafa atıyor ve suçluyor kabul edip onunla ne yapmalıyım konusuna eğilirse daha rahat edecek. Suçlamayı kendine yaptığında da. Yargılamayı bırakıp, alıp kabul edip, ders çıkarmayı, işin içindeki iyiyi bulabilmek. 
Negatif “adledilen” olayı kişiselleştiriyor musun, suçlu ben miyim, benim yüzümden oldu. Olumlu olumsuz olayı kişiselleştiriyor musun?  Kar sırf benim yolumu kapatmak için yağdı. 
Toparlarsak; 
Olumlu düşünmek illaki her şeye olumlu bakmak, her şeyi iyi algılamak demek değildir. İnsanın kendini tanıması, bilmesidir, üretken bir düşünce biçimine sahip olmasıdır. Daha iyiye gidebilecek bir düşünce biçimi ve kötünün içinden de ders çıkarabilmek, gelişime tekamüle yönelik bir hayat biçimi, “tüm” duyguların gerektiği gibi anlaşılmasıdır. 
Gerçek anlamda aydınlanmış kişiler, hiçbir zaman başkalarına öykünmez. Bunun yerine onlar kendilerinin önceki halini aşmaya çalışırlar. Başkalarıyla yarışma, kendinle yarış. / Epiktetos
Elinde olmayan şeyler için üzülüyorsan, seni üzen bu şey değil, onun hakkındaki düşüncendir. Roma İmparatoru Marcus
Dilara Koç👩‍🎤❤️



22 Kasım 2019 Cuma

Sade, öz, mutlu


İnsanın ihtiyaçları sınırlı! Evet yaradılışımız gereği ve yaradılışımızın gerekleri, gerekli ihtiyaçları sınırlı!
Bununla birlikteee; istekleri sonsuz.
Modernizm, popülarizimin de etkisiyle yoğun bir istek, talep ve tatmin olunmayan, doyumsuz bir durumda insan, bugün geldiğimiz noktada.
Hem fiziksel, hem ruhsal, duygusal tatminsiz durumda. Daha güzel, daha zengin, daha statü, daha daha daha...
Sorum şu, sorulması gereken soru şu:
İstekler yerine, gerçek ihtiyaçları nasıl koyabiliriz?
Önce şu günümüz hastalığı denilen konuya değineyim;
Mutsuzluk virüsü, affluenza!
Affluenza tüketim kültürü eleştirmenleri tarafından üretilen ve kullanılan bir terim. Refah, zenginlik (affluence) ve grip (influenza) kelimelerinin birleşiminden oluşmuş. Bu terim şöyle tanımlıyorlar:
Affluenza: 1- Acı veren, bulaşıcı, sosyal olarak geçen ve daha fazlasını ısrarla istemeye sebep olan israf, kaygı, borç ve fazla çalışma hastalığı. 2- Çevresine ayak uydurma gayretinin sonucu oluşan şişkin, tembel ve doyurulmamış duygulardır. 3- Amerikan Rüyası’nı inatla izleme sonucu oluşan borçluluk, israf, çok çalışma ve stres salgını. 4- Ekonomik büyüme bağımlılığı.
Sürekli çalışmak, kazanmak, kazandıkça daha da kazanmayı istemek ve harcamak harcadıkça daha çok harcamak... Gibi süregelen, bitmeyen bir kısırdöngü.
Bir de başarı anlayışının “boşluğu”. (Bu başarı kısmını uzatmayacağım, çünkü bu konuyla ilgili blogumda “iyi denilebilecek” bir yazım var. https://ddilara.blogspot.com/2018/05/basarl-msn-basarl-mym-basarl-myz.html?m=1 )
Geleyim mutluluk, tatmin konusuna.
Bazısı bilir, küçük şeyler, “anda yaşanan huzur, sevinç halleri” beni mutlu eder. Hatta kahve ritüellerim, dostlarla “haydi bir kahve” ile bunu konuşalım/dertleşelim/mutluluk paylaşalım... hallerim meşhurdur. Size çok doğru ve kesin kanaatim olan bir cümle; “Hayatın kalitesi içtiğiniz kahvenin tadında saklı” Bir çifte kavrulmuş kahvenin bende yarattığı koku, tat ve gülümseme👍”Hayat bu, hayat bu kadar, hayat bundan ibaret” dostlar. Nasıl mı? O tadı alabiliyorsan, nefesin var, sağlığın var, iyi kötü bir kabın (fincan vb) var, yanında da gerçek bir dost sohbetin varsa, az bir güneş, tatlı bir yağmur varsa, bir de doğadaysan toprak çam kokusu da varsa...Uzatabilirim, hem de çok. 
Hayatın felsefesine, antropolojik, sosyolojik, psikolojik temellere bakmalı “bence”. Maddi, materyalist, post materyalist haller kölelik değil mi? 
Onu giy, bunu ye, bu mekana git, tatile buraya git, şu konsere gittiysen adamsın, şu takılar seni kadın yapar, şu arabaya da bindin mi, yurt dışına hiç çıkmadın mııı😳, müdür oldun mu ondan haber ver🧐...
Kulakları çınlasın eski bir iş arkadaşım iyi bir dost bana bir gün sordu “şu an hangi arabaya sahip olsanız mutlu olurdunuz?” Benim cevabım; “şu an ki arabamızla çokça mutluyum ki” ilk kez demişti birisinden bu cevabı duyuyorum. Hep daha iyisi daha da iyisi. 
Yahu dostlar traji komedya, “bence”
Sahip olmazsak hiç bir şey olmayacak “şeylerin” peşinde kendimizi tüketiyoruz.
Sahip olursak da bir şey olmuyor aslında. En başarılı ve en mutlu olmuyorsun kasma.
En iyi fotoğraf makinası sahibi en iyi fotoğrafçı olacak, Ara Güler olacak, en iyi bilgisayar klavyesine sahip kişi en iyi yazar olacak diye bir kaide var mı? Ya da iyi bir fotoğrafçı olmanın ve/veya “asıl fotoğraf çekmenin” sende uyandırdığı his ve bunun topluma yansıttığı ışığa bakmalı daha çok. 
Bunun en iyi çözümlerimden biri sadeleşmek, sadeleşebilmek, tüketmekten üretmeye doğru kendimizi yetiştirmek, iyileştirmek, doğada vakit geçirmek, kendimize dönmek, kendimizle mutlu olmayı bilmek...
Ruh meselelerini, kıyafet, para, statü vb çözmüyor güzel kardeşim. 🤷‍♀️😎
Mutluluk anda, nefesinde ve sende. 
Ve “canım kızılderili” ne demiş;
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”
E ben daha ne diyeyim? Nokta net.🤷‍♀️🥰
Dilara Koç👩‍🎤❤️