28 Mayıs 2018 Pazartesi

İyilik = Hürriyet = Mutluluk


İyilik konusu çağımızda, modern toplumda farklı bir noktaya gelen, farklı şekilde kötülüğe yenik düşmüş bir olay haline geldi. İyilik kötülük kavramlarını bile tartışmaya çekinir olduk. 
“Yaşasın kötülük” durumuna yenik düşmüş durumdayız. Bununla birlikte ufak ufak bir ışık doğdu ve artık bu kavramları konuşmaya, tartışmaya başlar olduk. 
Hızlıca konuyla ilgili duygu ve düşüncelerimi, bildiklerimi, bilmediklerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
İyilik, bana göre kişinin kendini hür hissetmesidir.
Bazılarından, aslında çoğunluktan diyeyim (şükürler olsun) çokça olumlu geribildirim aldığım, bazıları tarafında da içten içe benimle dalga geçtiklerini düşündüğüm, bildiğim ve/veya başka deyişle konuyu “çokça küçümsediklerini” düşündüğüm, “saf sevgi” konusuna”ısrarla” dikkat çekmeye çabam ile, iyilik konusunu bağlamaya çalışacağım. 
Efendim seversek affetmeye meyilli oluyoruz. Her yapılanı hoş görme gibi bir yetiye sahip oluyoruz. Bu durum bize hürriyet tanıyor. Nasıl mı?
İnsanın özü sevgi, vicdan. Ve insan kendini bulduğunda, saf sevgisine, vicdanına kavuştuğunda, yaratılan tüm varlıklara da hürmet ve saygı gösterebiliyor. 
Ve bir çocuğu nasıl koşulsuz sevip hoşgörüyorsak,herkesi o seviyeden hoş görme kabiliyetine sahip olursak, sonucunda biz iyi oluyoruz. Hem “iyi insan” oluyoruz, hem de “iyi” oluyoruz, “iyi” hissediyoruz. Çünkü sevgi, vicdan, hoşgörü, yardım vb haller duygular pozitif, pozitif enerji taşıyan, sağlıklı duygu ve haller. 
Peki ya kötülük. 
Kötülük bence iyilerin sessiz kalmasıyla başlıyor. İyilikten besleniyor. Nasıl mı?
Kötü şeyler olduğunda, iyilerin hiç bir şey yapmaması ile başlıyor.
Hep söylediğim bir şey, hayatta bir duruşun olacak, sadece onay almak için, sevilmek için değil beğenilmek için değil,  beklentisiz iyi olman, iyilik yapabilmen gerek.
Bu pek tabii kolay da bir şey değil, çünkü bu olgun olmayı gerektirir. İyilik giderek olgunlaşmak demek, kötülük de olgunluğun kaybı, özden uzaklaşmak demek.
İyilik olayları olduğu gibi görebilmek, çocuksu saf naif hale dönebilmek, yargılamadan bakabilmek demek.
İyiliği durduruğunuzda, kötülük çok hızlıca yayılıyor. 
Çok hızlı öğrenilen yargılar, klişeler, bakış açısı,farkındalığın azalması, şefkatin, sevecenliğin, empati yapma yeteneğinin kaybedilmesiyle kötülük zenginleşiyor.
İnsan, iyilik etmek için bile kötülük yapabilecek bir varlık
Burada şu konu devreye giriyor.
Tamam öz de bir saf sevgi, vicdan var. Bununla birlikte yediğimiz, içtiğimiz, beslenme şeklimizden tutun, çevremiz, anne, babamız, çocuklukta bize kodlananlar, deneyimlerimiz gibi birçok dış etken bizim iyi ya da kötü olmamıza sebep olabiliyor.
Bu durumda, yapmamız gereken bazı temel konular var, iyiliğe doğru yönelmek için çözüm önerileri diyebiliriz.
1-Kendimizi iyi ve doğru analiz etmemiz, kendimizi anlamamız, kendimizle barışmamız.
2-İnancımız her ne ise (Allah, Tanrı, enerji vb) O’nunla bağlantımız, aşkla, sevgiyle.
3-Çocuklarımız başta olmak üzere, çevremizdekileri iyiye, iyiliğe sevk etmeye çabalamak.
Çocukların, çevremizdekilerin içlerindeki iyiyi baskın hale getirmek için ne yapmalıyız?
Yukarıdaki ilk iki madde bunu sağlar. Bunlara ek olarak da siz iyi olursanız, iyilik yansıtırsanız, iyiliğin iyi bir temsilcisi olursanız da buna katkınız, etkiniz olacaktır. 
Ve kollektif kötülük denilen şeye engel olmak için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız.
Kollektif kötülük, güç kontrol edilmediği zaman, karanlık taraf salıverildiği zaman en zavallı insanı bile caniye vahşiye dönüştürme gücüne sahip bir olay.
Kollektif kötülük denen şey de toplumsal ahlak çöküşü var. 
Toplumsal ahlak çöküşü, insanlar üzerinde yarattığı baskı ile kötüleşmeye neden oluyor. Kötüleşme de toplumsal ahlakın daha da çökmesine neden oluyor. Bu bir kötülük döngüsü.
Doğuştan gelen bir ahlaki kodumuz var ve uygun koşullar ortaya çıktığında nasıl oluyorda birden zalimleşebiliyoruz. 
Öfke, kin, intikam toplumsal ilişkiler ağına nasıl oluyor da hızlıca yansıyor. İnsanlar nasıl hızlıca kötü oluyor.
Bunlar, sosyolojik ve ideolojik meseleler. Yani iyilik kötülük konuları gayet sosyolojik ve ideolojik meseleler.
Burada geri öze döneceğim. 
Kollektif kötülüğe karşı“tek” olarak iyilik ve iyiliğin tekten “ö-tekine” değil öte taraftaki “teke” yayılması ile,
“kollektif” içindeki “benden” “teklik” içindeki “bire” “bize” geçişi çok önemli. J
Anlatırken benden akıyor umarım sizlere de ne demek istediğim akıyordur. 
Başka deyişle anlatmaya çalışayım. Kötülükle yoğrulan bir toplum uzun vadede kaybedendir, bunun yerine “bir tek iyi bile bize yeter” “bir tek iyi bile dünyayı kurtarır” sözlerimden yola çıkarak, iyi olup iyiliği yayarak uzun vadede kazançlı çıkmalıyız. O vakit o dünyayı kurtaran bir tek kişilerden biri siz de olabilirsiniz. J
Bunu sağlamak bence çok kolay. Sadece seveceksiniz, vicdanınızı dinleyeceksiniz. Aklınızı kullanacaksınız. Hoş görü sizin en derin parçanız olacak.
Bir sağır komşu hasta olan komşusunu ziyarete gider.Sağır komşu nasılsın der, hasta adam ölüyorum komşum der. Sağır komşu oh oh maşallah der. Ne yedinde iyi oldun dşye sorar. Hasta adam sinirle zehir der. Sağır komşu ayy en iyi ilaçtır dostum der. Kim iyi etti seni böyle diye sorar. Hasta adam iyice sinirlenmiştir, Azrail der. Sağır komşu da aaa harika bildiğim en iyi doktordur der.
Hasta adam sinirden köpürür. Eşi gelir niye köpürüyosunbe adam, adam sağır der.
Hoş görü, empati, anlayış. İyi olma hali, iyi düşünme hali. Sağlıktır. Rahatlıktır, huzurdur. Dolayısıyla özgürlük ve mutluluktur.
Şöyle kötüyü kabul etmiyorum, örneğin yılanı seviyorumtabiri caizse, faydasına hürmet ediyorum, ama tutup zehirli şeye sarılmıyorum.
Her şeyden güzeli görme kabiliyeti, faydasını, yararını görme kabiliyetini bir şekilde elde edebilirsiniz. Yularıda da bahsettiğim gibi, kendinizle olan ilişkinizi,inandığınızla olan ilişkinizi arttırarak yapabilirsiniz bunu.
Yaşamınıza gelen hadiselerden memnuniyet çıkarma kabiliyetine haiz olmak lazım.
İşte o vakit iyi düşünmüş oluyorsunuz, iyi düşünen, iyi de davranıyor, iyilik de yapıyor ve bu evrensel yayılıyor.
Kendiniz ile ve inandığınız ile ilişki özgüven verir, güçlü hissettirir, özüne güvenen insanda sıkıntı ve mutsuzluk olmaz.
Hoş göreceğim, iyi olacağım demek, zalimin zulmüne eşlik etmek demek değil, aksine zalime duruşunu sevgiyle sergilemek demektir. Ve sevginin, iyiliğinin gücüyle birleşmek demektir.
Aslında enerjide, fizikte kötülük gücü azaltır, edilgin pasif konuma sokar, enerjiyi aşağı çeken duygular yaratır ve elinden özgürlüğünü alır, kötü bir liderin hakimiyeti, emri altına girmeyi sağlar.
Ve sende kin, öfke, kıskançlık gibi duygular yaratır. Kin gibi duygular, iyi olmadığı gibi, akıl dışı duygulardır ve seni aşağı çeker ve duruma göre kısa/orta/uzun vadede seni kalıcı mutsuzluğa sürükler. 
Bir de işin şu tarafı var, kendin kötüysen ayrı, bir de kötülüğe ses çıkarmıyorsan da kötülüğü meşrulaştırmış oluyorsun ve aynı derecede kötü olmuş oluyorsun. 
Peki iyi de, böyle bir dünya da iyi insan var mıdır, hiç kötülük yapmamış insan, herhangi bir günahla sınanmamış insan var mıdır, katıksız masum var mıdır Dilara? 
Bir söz var.
Her azizin bir geçmişii her günahkarın da bir geleceği vardır.” Diye. J
Bence vardır. 
Şöyle ki; iyiliğin tadına varmış kişi aksi davranamıyor diye düşünüyorum.
Çünkü bu şahane bir lüks, düşünsenize hep mutlusunuz, çünkü vicdanınız rahat.
Burada vicdana vurgu yapmak istiyorum.
İnsan içinde işlenmemiş bir mücevherle dünyaya geliyor,o da vicdan.
“Ben yerine öteki içinde yaşamı güzelleştirme çabasını yakaladığında, o mücevher parlamaya ve çoğalmaya başlıyor.
Dolayısıyla var olanı iyi işlemek lazım, iyiyi, iyiliği işlemek lazım.
Yaşama dair bilgiyi bilgeliğe dönüştürdüğümüzde, deneyimlediğimizde, tekamül ettikçe hem kalıcı mutlu oluyoruz, hem de iyiliği aklımıza getirmeden otomatikbizim bir parçamız olarak gerçekleştiriyoruz.
İnsan iyiyse kötülük yapamaz oluyor, iyiyi keşfetmişse kötüye yönelmeyi tercih etmemeye başlıyor, ya da tercih etmiyor.

Bir de Hiç bir şey yapmadan duranlar var, onlardan da olmamalıyız. Zararı yok faydası da yok. Bu insana iyi de, kötü de diyemeyiz, o vakit niye var? 
İnsanın bir eylem içerisinde olması lazım.
Hz Adem günah işledi diye biliyoruz. Hatalar olabilir,hataları düzeltme kabiliyeti olduğu ölçüde tekamül eder. Yani insan bir eylem de olmalı. Tercihimiz bunun iyi yönde olması.
Yanlıştan ders alarak tekamül ederek yaşam yolunda ilerliyoruz. Bu yolda ilerlerken tercihimiz iyi yolu seçmek olmalı.
Bunu yapmanın en kolay yolu da “vicdan” Vicdanımızı dinlemek. 
Vicdan nedir? Durumların olayların bilgisi ve bu durumların olayların bilgisi ile bir şeyleri tartmak, tartarken çeşitli durumlarla olaylarla ilişkilendirerekbirlikte tartıyor, vicdan bilmek demek.
Yani şöyle söyleyebilir miyiz?
Duygu ve akıl bir arada değerlendirme yaparak iyiliğe gideriz.
Vicdan; akla getirme, vecd hali, bilmek demek.
Peki vicdanımızla yola çıkarken hangi soruyu sorarasak, en kolayından yolu, iyiliği buluruz?
Sana nasıl davranılmasını istiyorsun?
Kendine yapılmamasını istediğin şeyler neler? Bu şey kendine yapılmamasını istediğin bir şey mi?
Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmama eylemi iyiliği belki tanımlayabilir mi? İçinevicdanı da koyarak bir düşünün.
Bu arada bu bir iletişim, ilişki, yolda yol alma halini de içeriyor. Yani bize nasıl davranılması gerektiğini ya da istediğimizi de çevremize öğretebiliriz. Çevremizde aynı konudaki beklentisini bize öğretebilir. Böylelikle iyiliğe birlikte kavuşabiliriz. 
Peki asıl soru da şu mudur? Mutluluk, gerçek mutluluk?
İyi olmak, iyilik yapmak; mutlu, huzurlu, tamlanmış bir insan haline getirir mi bizi? 
Kötü insan, kötülük yaptığında aslında mutlu olduğunu mu sanıyor?
Bakın size ne anlatacağım. J
Dopamin, beyinden salgılanmış olan bir hormondur. Bu hormonun görevi sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlamaktır. Halk arasındaki söylemi çoğunlukla serotonin hormonu gibi mutluluk hormonudur. Hormonun mutluluk hissi vermesinin yanında başka fonksiyonları da vardır. Hormonun fazlalığı ya da eksik olması ciddi sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olur. Hormonun az olması halinde Parkinson hastalığı oluşurken, sigara kullanımı ya da uyuşturucu alışkanlığında dopamin artışı olması bağımlılık yaratabilir. 
Dopamin hormonunun fonksiyonları
• Hareket
• Hafıza
• Haz verici ödül
• Davranış ve kavrama  
• Dikkat
• Prolaktin üretiminin engellenmesi
• Uyku ve öğrenme
• Duygu durumu
Yani bu dopamin kardeş, bizim yaradılışımızda var ve dopamnindeki olay aslında bedava. Yani lüks bir tripleks ev alarak da, dondurma yiyerek de, yardım yaparak daaynı dopamini salgıladığını biliyor muydun?
Yani ne diyim ki? J))))) Bayağı gülüyorum şu insan evladının para, madde, çıkarlar, statü, mevki vb vb koşturmasına, yarışına. Komik mi, traji komik mi, ne diyeyim?
Yani sevgili dostlar, 
Dopamin kardeş bizde olduğuna göre, bedevadan bize verildiğine görei “mutluluk bizimle ilgili bir kavram,“sahip olduklarımızla” ilgili değil
Öğrenilebilir şeyler bunlar ve geçisi mutluluk sağlıyorlar, ne gibi, son model araba, sürekli telefon değiştirmek,çok geçici mutluluklar sağlıyor.
Olay şu ki; içinden geçtiğimiz çağda hedonik olarak hazdan mutlu olmak bize dayatılıyor, çocuklar da tam da bu etki altındalar.
Hedonik çark, kısır döngüye dönüşüyor, şunu öğrenmemiz ve öğretmemiz gerek;
yaşam koşullarının bizim mutlu olmamız üzerindeki etkisi %10, ama bizim seçtiğimiz düşünce, davranış odaklarımızın mutluluğumuz üzerindeki etkisi
%90. Yani erdemli olmak, hoş görü, iyilik mutluluğu kalıcı kılan şeyler.
Çocuklarımıza iyilik yaparak da, dopamin salgılayabileceklerini öğretmemiz gerekiyor ve ve ve dolayısıyla iyi insanların sayısını arttırarak iyiliğin gelişmesini sağlayabiliriz.
Bir de şunu iyi ayırmamız gerek;
Haz ile mutluluğu. Hazda aşırılık var, aşırılıklar bizi mutsuzluğa götürür (eksiklik olarak da aşırılık diyebiliriz) uyuşturucu gibi, alınırken haz veriyor o an için hazla donatıyor, yaşam bütünlüğü göz önünde bulundurulduğu zaman hezeyan yaratıyor.
Platon insan için iyi olan yaşam, mutluluğu aradığımız yaşam diyor. Hazdan bağımsız olamaz evet insan olduğumuz için, haz kaçınılmaz, bununla birlikte hazlardaki eksiklik ve fazlalık yönündeki aşırılıklardan kaçınarak ancak mutlu olabiliriz diyor. 
Nasıl yani? Dengeli yaşayarak, dengeyi yaşamda kurduğun zaman, erdemleri de beraberinde getiriyor ve kalıcı bir mutluluk geliyor.
Erdem içinde gerekli olan şey, dengeli yaşama nasıl ulaşabiliriz sorusunun cevabında yatıyor. Platon diyor ki,akıl işin içine girmek zorunda. Duyguyu akıldan ayırmamalı ve yaşamda dengeyi yakalamalı.
Geçici hazlar mutlu etmez, daimi ve kalıcı olan mutlu eder.
Kıssadan hisse;
Adamın biri herşeyden uzaklaştırmış kendini. Allah’a teslim olmuş.Ve ermiş. Örneğin sütü ters çeviriyormuş,dökülmüyormuş. Hah demiş, ben erdim. Ayakkabı tamircisi boyacısı kardeşinin yanına gitmiş, demiş ki kardeşim ben erdim. Bak demiş, ters çevirdim süt akmıyorKardeşi de maşallah tebrik ederim demiş.Ermiş kardeşinden o an içeri giren çok hoş bir kadın müşterinin ayakkabısını boyamasını rica etmiş. Ermiş kardeş güzel kadının ayakkabısını boyarken kadından etkilenmiş birden ters çevirdiği süt akmaya başlamış. Ayakkabıcı kardeş; vay ermiş kardeşim dağda ermek marifet değil, gel bütün bu güzellikler içinde er de o zaman görelim. Demiş.
Yani denge, bu dünya öteki dünya muhabbeti. Yaşamda dünyevi ile manevinin dengesi o kadar önemli ki. 
Ve bunun istikrarı, bunu devam ettirebilmek. İyiliği, iyiyi devam ettirebilmek. İşin mucizesi burada yatıyor. 
Sahip olduğun zeka bir şey bilmek demek değildir, zeka o konuda mücadele etmektir, istikrardır, devam ettirebilmektir.
Hazzı duyacaksınız ama o dengeyi sağlayacaksınız. İyi olacaksınız ve o iyiliği devam ettireceksiniz.
Bizim bildiklerimiz, öğrendiklerim,iz kültürümüz, inancımız, bizim öz geçmişimiz o kadar değerli ki, farkında değiliz.
Bakınız; 
Harward da 20 senedir araştırma yapılıyor, biliyor muydunuz? Ve araştırma sonuca bağlandı Mutluluk nedir? Mutluluk, iyiliktir, insanlığa faydalı olmaktır dendi.
Yahu ey dostlar, biz bunu Mevlanadan,mutasavvuflardan dinliyoruz, İbni Arabiden dinliyor, Kur’an dan okuyoruz ki zaten. Ne diyorlar özetle, hoş görün, iyi olun, faydalı olun rahat edin diyorlar
İyiliğe, erdeme yönelmek mutluluktur. Kalıcı, gerçek mutluluktur.
Bir not vermek isterim, yıldızlı not.
İyi olma halini en iyi temsil eden akımlardan biridir diyebiliriz.
Mutasavvuflar; Kur’an’a aykırı hareket etmezler, sadeceKur’an’daki kelimelere takılıp kalmazlar onların manalarına yönelirler, tefekkür ederler. Bilimle, ilimle,felsefeyle birleştirirler, kalıplara takılmazlar, Kur’an’ın tüm insanlığı içeren haline bakarlar, kalıpta takılmazlar.
Ne olur, ufkumuzu geniş tutalım, azıcık okuyalım, araştıralım, bakalım, görmeye çalışalım, örümcek kafalı oluyoruz, cahil oluyoruz
Bilimi, felsefeyi, ilimi, psikolojiyi, sinir bilimi, sosyolojiyi nasıl reddebiliyoruz?
Bunlardan uzaklaşmak bizi kendimizden, özden, özümüzü anlamaktan uzaklaştırıp, kötülüğe, benlikçiliğe sürüklüyor.
Saflık, öz, saf sevgi, vicdan sağlık getirir, ibadete yöneltir, ruhu temizler, çalışmak gibi doğada vakit geçirmek gibi, üretmek gibi, yardım etmek gibi. İyiliğe sevkeder.
Sevgili dostlar;
ortak dil sevgi, öteki değil, ben değil, biziz, biriz.
Bir tek insanda bile iyilik kalsa bize yetebilir, bizi kurtarabilir. İyiliğin mücadelesini vermek savaşmak lazım.
Sen mi kurtaracaksın bu dünyayı? Evet.
Dünyayı kurtaracaklar süper kahraman mı olmalı? Hayır.
Çalışan, işini seven, doğru, düzgün, ahlaklı her insandünyayı kurtarabilir.
“Tek bir insan çok çok şey değiştirebilir.
Sevgiyle, vicdan ile, iyilik ile kalın. 

23 Mayıs 2018 Çarşamba

Başarılı mısın Başarılı mıyım Başarılı mıyız

Değerli dostlar,

Bu sayıda, “günümüzün”, “modern dünyanın” yaşamımızın gündemine oturttuğu bir konudan, “başarı” konusundan konuşalım istedim.

Hemen konuya girelim;
Önce biraz sorular soralım, soru sormak, doğru soruları sorabilmek önemli, bizi büyük bir oranda doğruya, gerçeğe ulaştırır, haydi sorularımıza başlayalım; 

Başarı nedir?

İyi bir arabaya, bir ev bir arabaya, güzel bir kariyere sahipsek, saygınsak, zenginsek, belli bir statüye sahipsek başarılıyız diyoruz sanki, modern dünyadaolayımız bu. Öyle mi? Değil mi?

Peki başarı;
Kişinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve en ideal haliyle kendini gerçekleştirebilmesi.” olarak tanımlanabilir mi?

Başarı öncelikle hedeflere de bağlı bir şey olabilir mi?
“Her” insanın, “eşit” ve “aynı” şekilde açıklayabileceği bir şey mi? 

Verimlilik, tatmin, huzur, mutlu olma başarının kriterleri midir? Başarının kriterleri nedir?

Dostlar başarı;
Hiçbir insanın, eşit ve aynı şekilde açıklayabileceği bir şey değildir. 
Görecelidir.
Kişinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve en ideal haliyle kendini gerçekleştirebilmesidir. 
Kişinin “kendi” isteğiyle, “kendi” koyduğu hedeflere ulaşabilmesidir.
Verimlilik, tatmin, huzur, mutlu olma başarının kriterleridir.

Peki günümüzde böyle mi?

Modern dünyada; en genel geçer başarı tanımı,zenginliktir.
Zenginlik çoğu kişi için bir başarıdır.
O yüzden, hedeflerin içinde illaki zengin olmak olur.
Başka bir deyişle; zengin olan kişi kendini başarılı zanneder.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre, kişi başı gelir yükseldikçe mutluluk skorları düşmüş. Servet de artış olmuş, ama mutlulukta düşüş olmuş.Depresyonda artış olmuş
Burada olay şu; temel ihtiyaçları karşıladıktan sonra gelen para mutluluk getirmemeye başlıyor. Bunun bir eşiği var. Eşikde öyle büyük bir zenginlik seviyesi değil, aksine para arttıkça mutluluk süresi düşüyor. Kısa vadeli mutlulukların yerini, uzun vadede mutsuzluk alıyor.

Bu durumun asla bir sonu yok, sahip oldukça fazlasını istiyoruz ve tatmin olma seviyemiz, sahip olduklarımızdan yetinme, mutlu olma seviyemiz düşüyor ve her seferinde daha da fazlası daha da fazlası diyoruz. Belli bir zenginliğin üstünde artık mutlu olmuyoruz.
EIimizde oIan şeyIeri çok seyrek düşünürüz. Eksik oIanIarı ise daima.

Arthur Schopenhauer  

Yeni ev alıyoruz. Manzaranın tadını çıkaracağım diyoruz. Kısa sürüyor, bir süre sonra manzaraya dikkat etmemeye başlıyoruz.


Buna hedonik adaptasyon deniyor.

İnsanoğlunun yaşadığı ortama uyum sağlayabilmesi, işlevsel olabilmesi ve hayatta kalabilmesi için adaptasyon çok önemlidir. Hepimiz günlük yaşamımızda farkına varmadan birçok şeye uyum sağlıyoruz. İlk başlarda haz duyduğumuz şeylere giderek alışmanın sonucunda artık hoşlandığımız şeylerden haz alamamaya başlıyoruz.
İnsanın başlangıçta büyük mutluluk duyduğu ve haz ihtiyacını tatmin edebildiği çeşitli olaylara, etkinliklere ve durumlara zamanla uyum sağlaması sebebiyle haz ve tatmin kaybı yaşamasıdır. 

Hedonik adaptasyon nelerde olur, olmaz?

Şöyle diyebiliriz;
Eşya gibi, maddi birtakım şeylere çaba yoluyla, acı çekerek diyelim, ulaştığında daha anlamlı oluyor.
Kolay yol ile ulaşıldıysa, kısa sürede tatmin kaybı oluyor.
Aslına bakarsanız, ilişkilerde de bu durum söz konusu, çok derin değer odaklı değil ise ilişki ve/veya kişinin/ilişkinin pozitif taraflarına değil de negatif taraflarına odaklanınca da üretim kalmıyor, tüketime geçmiş oluyoruz, tatmin seviyemiz düşüyor. 

Ayrıca günümüzde; sürekli konsantre kısa yollar sunuluyor bize, başarılı olmak adı altında sunuluyor.
Çabaya gerek olmadan, kısa yoldan zengin olmak, kısa yoldan kariyerde ilerlemek gibi. 
Başarıya yönelik sabır eşiğimiz de düştü, bir çaba göstermeden hemen başarılı olmak istiyoruz.
Gencecik kişiler, CEO olmak istiyor ve kısa sürede de bir şekilde bunu sağlıyolar, sonra kalan zamandaki başarı boşluğu büyük bir mutsuzluğa itiyor insanları.
O vakit başarıdan bahsedemiyoruz.

Yetişme tarzımızda da bazı sorunlar var. Büyüklerimiz ne der genel de? 
Yavrum, evladım ne olursan ol yeter ki “baş” ol, bir şeyin başı ol, hiç bir şey bulamadın soğan başı ol gibi. 
“Oğlum müdür.” “Oğlum zengin” Oğlum patron” ya da kızım. J
Oğlu, kızı nasıl müdür oldu, ne konuda başarılı, uzman, yaratıcı, yaptığı işi gerçekten layığıyla yapıyor mu? Ve ve ve en en en önemlisi, buraya çok dikkat çekmem gerekli; yaptığı iş ile ailesine, çocuklara, topluma, çevresine vb nasıl bir katkısı, faydası var, var mı? En önemli soru bu.

Allah aşkınıza, 20 küsür yıldır iş hayatındayım, çok netim ki çok az insanda yöneticilik vasfı vardır. Modern iş hayatı sanal statüler yaratmış durumda. Bunun yönetimini çok iyi ve doğru yapan kurumlarda şöyle bir olay oluyor, maaşlar yükseliyor (uygun bir sistemde bunun detayının yeri bu yazı değil diye geçiyorum), ünvan yükselmiyor, o yüzden ortalarda vasıfsız yöneticiler, müdürler, direktörler uçuşmuyor. 
Modern iş hayatında artık çoğunlukta, ekip ruhundan, stratejiden, insan yönetmekten bir haber kişiler yöneticiler uçuşuyor.

Bakıyorum, bir sürü girişimcilik programı var. Herkes katılıyor, girişimciyim diye geziniyor. Kendi işimi yapayım daha rahat ederim diyor. Ben 09:00-18:00 örneğin çalışmak istemiyorum diyor, halbuki girişimcilik dediğin daha çok çalışmak ki.

İş sabah erken kalkmaya, çaba göstermeye gelince tökezliyor. Asıl patron kişi, girişimci kişinin iş odağı, çabası, çalışması yüksek olmalıdır, başarılı girişimci dediğimiz kişi erken kalkar, yol alır diyebiliriz, daha çok çalışır, çalışması gerekir.

Bir de bu bahsetmeye çaıştığım modern dünya, modern iş hayatı, para odaklı hal, altı boşaltılmış başarı odağı bazı farklı sonuçlar da doğuruyor.

Kimse marangoz olmak, su ustası, elektrik ustası olmak istemiyor. Ortalık inşaat mühendisi kaynıyor, ama evinizde suyla, elektrikle ilgili bir sorununuz olduğunda iyi usta bulmak, hatta usta bulmak zor oluyor. 
Tabii meslek liselerine de ihtiyacımız var. Sistemde de sıkıntılarımız var, o da ayrı bir tartışılması gereken ve hatta bir an evvel çözüme kavuşturulması gereken bir konu.

İllaki bir dağın zirvesine çıkmak zorunda değiliz ki.

Formüla yarışlarını kazanan formüla pilotunun aracının bakımını yapan, yarışta hizmet veren ekibin yaptığı o işleri yapmak hiç de kolay değil. Bunları yapan kişiler de oldukça büyük başarılara imza atmış oluyorlar, öyle değil mi? Bence kendileriyle en az yarışçı kişi kadar övünebilirler.

Peki nerede kalmıştık? Hedonik adaptasyon...

Manevi, değer odaklı durumlarda, dostluk gibi, alışma diyelim, tatmin kaybı olmuyor, aksine ihtiyaç duyuluyor, hep mutluluk, güven hissettiriyor. 

Şöyle de açıklayabiliriz;
Dostluk, çocuklar vb ilişkiler üretim gerektiriyor. Değerler; üretim, gelişim, öğrenme, süreklilik gerektiriyor
Bunlar uzun vadeli başarı oluyor.
Burada üzerinde durmamız gereken, üretim odaklı ilişkiler, tüketilen, yüzeysel ve/veya negatif içeriğine değil pozitif içeriğine odaklanılan ilişkiler uzun vadeli oluyor. 




Hepsinden önemlisi;
İnsanın kendi koyduğu hedefe ulaşması konusu.
Toplumumuza baktığımızda hedeflerin çoğunu başkaları koyuyor.
Anne babaların çocuklarına koydukları hedeflerle başlıyoruz yaşama.

Kendine ait bir fikri olması, başkasına ait yüz cümlesi olmasından iyidir aslında.


Çocuklarımızı baleye yazdırıyoruz, diğer insanlar yapıyor biz de yapalım diyoruz. Çocukların çoğu balerin olmuyor, çocuk için aslında bir nev’i zaman kaybı.
Çocuk istiyor mu? Soruyor muyuz?

Buraya bir de önemli bir not düşme ihtiyacı duyuyorum;
Üstün başarılı çocuklarda yapılan bir araştırmada; varlıklı ailelerin çocukları değil, oyun oynayan çocukların testlerde daha başarılı oldukları gözlemleniyor.
Çocukluk dönemlerinde oyun oynamak çok önemli. Vaktinin önemli kısmını oyunla geçirmek, çocuğun başarılı olması için çok önemli, çocuğa duygusal ve sosyal beceriler kazandırıyor.
İletişim, işbirliği, problem çözme, çatışma çözümlemeyetileri kazandırıyor.

Ve ayrıca serbest oynadığında, neye ilgi duyduğunu da keşfediyor, aile de bunu görüyor. Çocuğun kendi seçtiği alanı keşfedebilmesi çok önemli, ailenin sorumluluğu bu yolda çalışmak.

Oyun, duygusal gelişim, sosyal gelişim için çok önemli.Kişiyi özgürleştirir ve başarı otomatikman ortaya çıkar 
Ayrıca; çocukların hepsinin, okulda, her konuda başarılı olmasını bekliyoruz.
IQ temelli beceriler isteyen, IQsu yüksek çocuklar okulda daha fazla başarılı olurlar.
Bedensel becerisi olan çocuklar sosyal becerileri olan çocuklar da var. Başarı alanları farklı. Zorladığımızda potansiyelini gerçekleştirmeyen organizmalardoğuruyoruz.
Birçok insan bundan dolayı mutsuz oluyor, mutsuz büyüyor, mutsuz bir büyük haline geliyor. Herkesin ayrı bir potansiyeli vardır
Kişinin hangi alanda potansiyeli varsa onu o alanda desteklemek gerekir
Yapamadıklarına bakıyoruz, yaptıklarına değil.

“Aslında herkes bir dahidir… Ama siz kalkıp bir balığı ağaca çıkma yeteneğine göre yargılarsanız, balık tüm ömrünü bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir.” A. Einstein

Gelelim hedeflere
Hedefleri biraz inceleyelim;
Dış kaynaklı hedeflere örnekler verelim; doktor olmak,mühendis olmak
İç kaynaklı hedeflere örnekler verelim; insanlarda sağlık,eşitlik bilinci yaratmakdeğer odaklı hedefler.

Hedeflere ulaşmak konusuna gelince; eğer değer odaklı hedef koyarsanız buna ulaşması neredeyse ulaşılamaz,yani tüm dünyayı sağlıklı kılamayız, tüm dünyaya eşitlik bilincini yayamayız, bu bir yandan güzel bir şey, her zamana yaşam enerjimiz olur. Aslında bu, sağlıklı bir moddur. Olması gereken iç kaynaklı hedeflerin her zaman var olması gerektiğidir. Varolmamız, insanın dünyadaki sürekliliği için gereklidir.

Başkalarının koyduğu dış kaynaklı hedeflere gelince de, kişiler bu hedeflere ulaşınca başarılı olduklarını sanıyorlar ve bir mutluluk yaşıyorlar evet, bununla birlikte bu kısa sürüyor, sağlıksız bir başarı oluyor ve bu mutsuzluk doyuruyor.

*Aslolan, diğer insanların hayatlarında etki yaratacak hedefler gerçekleştirmektir. Bu tarz hedefler gerçekleştirildiğinde ulaşılan başarı, sağlıklı başarı olur.

Gerçek başarı etik değerlere uygun olursa gerçekleşir diyebilir miyiz?  

Zengin koca ile evlenince hayatını başarılı sanıyor. Başkasının zenginliğiyle mutluluk mu?
Seçilmiş yalnızlık mı? Kendi seçtiği yaşam mı?

Peki size bir soru. Onurlu başarı mı? Onursuz başarı mı?
Bu nasıl olur ki?

Değerlere dayanan, değerlere dayanmayan başarı.

İşini iyi yap, dürüst ol, çalışkan ol, yaratıcı ol mu?
Yerine soğan başı ol, yeter ki baş ol. Göstermelik başarı mı?

Zirvede kartallar da, bulunur yılanlar da. Biri sürünerek,diğeri süzülerek zirveye gelmiştir. Demiş Cenap Şahabettin.
Yani başarıya giden yolun nasıl olduğu da önemli.
Önemli olan zirvede olmak değil, oraya nereden nasıl geldiğin de önemlidir.
Burada devreye etik değerler giriyor.
Gerçek başarı etik değerlerle tanımlanmalı mı?

Örneğin onur, vicdan, özgürlük değerlerimiz dersek. Bunlar başarının kriterleri mi?
Bence onurlu  bir başarısızlık, onursuz bir başarıdaniyidir
Liyakatle değil de, yaranmayla bir pozisyona gelmemesela. Hangisi iyi?
Kadınlara sorun; mutluluk, başarı nedir? Zengin bir koca bulmak ise cevap.
Bu onursuz bir başarı bana göre, ben onurlu yalnızlığı tercih ederim.
Bağımlılığa dayalı bir ilişki yerine, seçilmiş bir yalnızlığı tercih ederim.


İlişkilerde mesela; cesaret, samimiyet, dayanışma çok azaldı. Kazık atmalar, ihanet var, saygı yok.

Dizilerde bile, izlediğimiz programlarda bile daha sert yapılar, ilişki yapıları sunuluyor.
Saygısızlık var, kabalık var.

Bagajda beyzbol sopası taşındığı günlere geldik.
Trafik gibi ortamlarda diyeyim, hanımefendiler bile küfür ediyor, pencereler açılıyor, eller dışarı çıkıyor.
Davranış bozuklukları artıyor.

Tabii araya bir not düşeyim; dünyanın, tüm yaşamın ölüm ilanını vermiyorum, iyi tarafta yaşıyor, hala var, bundan ümidimizi yitirmedik.

Bunların daha da artmaması için bunları konuşmalıyız.Saygısıza saygısızlığını ifade etmeliyiz örneğin. Saygıya çağırmalıyız.

Aslolan erdemlere, değerlere dayanan toplumsal statü daha güçlü.

Modern dünya da Al Capone başarılı, güçlü, idol. Öyle mi sizce? Çalışma arkadaşının başına toplantı sırasında herkesin gözü önünde beyzbol sopası ile vuruyor, adam sanırım beyin kanamsından ölüyor. Kahraman addediliyor.

Dallas dizisini hatırlayanlarınız vardır. Herkes dizideki JR karakterine hayran. Adam uzulsüz, kötü, ihanetle bürülü diyeyim özetle bir yaşam biçimi, davranış biçimi içerisinde, bizler adamı rol model yapıyoruz. Başarılı buluyoruz, çünkü zenginliğe giden yolda her şey mübah tabiri caizse.

Sizce onurlu mu? Başarı mı? Gerçek başarı mı?

Bir de işin rekabet boyutu var. Olay aslında sadece kendimizle ilgili bir şey iken, hep bir başkası için, başkasına göre, başkasıyla kıyaslama durumu oluyor.

Sosyal kıyaslama etkisi.
Harvard Üniversitesi’nde bir araştırma yapıyorlar.Öğrencilere 2 seçenek sunuluyor.
1-Size 50bin dolar vereceğiz, Ahmet’e (sözün gelişi) 25bin dolar.
2-Size 100bin dolar, Ahmet’e 200bin dolar.
Hangisini tercih ederseniz?
Öğrencilerin büyük yüzdesi, ilkini seçiyor. Diğerinden daha fazla olayım da, ben daha az alayım sorun yokdiyor. Yeter ki diğerinden fazla alayım.
Kendi sahip olduklarından fazlasına sahip olacakken, sırf Ahmet daha az kazansın diye tercih etmiyor. Sırf rekabet duygusuyla.

Tarihte de bu yok mu? Selçuklu ömürlü olmuyor.
Osmanlı da devrilme ihtimaline karşı, kardeşler birbirlerini yok ediyor. Bu asıl devrilmesini hızlandırmıyor mu?
Fabrikam varsa, önce bir kardeşleri, yeğenleri yok edeyim, bir şekilde yok etmeliyim diyor kişiler.

Birileri sigarayı bırakıyor, etrafında içmeye devam edenler sürekli kişiye sigara ikram ediyor. “Yahu iç bir taneden bir şey olmaz.” Gibi.

Bu durumlar, bazen başarılı kişiyi de farklı bir psikolojiye de itebiliyor.
Becerili olduğunu saklamak, çaba göstermek istemiyor bazen kişi.  
Utanç, korku, kaygı, başedemeyeceğini düşünmek gibi hallere giriyor.
Başarıdan korku, düşman kazanırım, sorumluluğum artar, yalnızlaşırım gibi duygular.
Kadının da bu durumlarda işi zor olabiliyor.
Kadın başarılı oldu mu, daha da sıkıntı. Ulaşabilecekleri en yüksek seviyenin bir tık altında duruyorlar bazıları, diğer erkekler ile cebelleşmemek, evdeki efendiyi küstürmemek için, toplum erkeğe izin veriyor, kadına izin vermiyor bazen. Erkeğe ve kadına yüklenen toplumsal rollerin getirdiği ve toplumun bu konuyu değerlendirme haline karşı durum böyle olabiliyor. 

Bir de; kalbini açmayan insanlar var.
Günlük dilde egolarıyla, kendilerindeki boşluğu doldurmaya çalışan, bunun farkında olmayan, kendilerini olduğundan daha üst seviyede gören ve başarılı sanan. 
Halbuki bilse ki; kalbini açtığında bir huzur oluyorinsanda ve uzun vadeli huzur.

Ve önemli konulardan birisi de;
Sistemin sunduğu bir illüzyon var.

Sadece zengin ailelerin çocukları, sadece iyi okullarda okuyanlar başarılı olur algısı.

Halbuki genelleme yapmamakla birlikte; bu tip avantajlar, müreffeh bir zümrenin mensubu olmak insanı anlamdan kopartabiliyor, insanlık adına değerler yaratabilmeden uzaklaşmaya neden olabiliyor. 

Bahaneler üretmemek gerek. O zengin ondan başarılı, o iyi okulda okudu ondan başarılı diye bir şey yok. Başarı kişinin kendi içinde olan bir şey. Dış etkenler etkili olabilir, destek, yardımcı olabilir, dış etkenlere ihtiyaç duyulmadan da çok yüksek başarılara ulaşmış kişileri izledik tarihte, izlemeye de devam ediyoruz.


Van Gogh bunun en iyi örneği. Açın inceleyin lütfen.

Peki bir genel toparlama yapalım;

Başarı hayatımızın olmazsa olmazı ve içi boş bir kavram olmaya başladı.
Pilav çok başarılı diyor genç.  Lezzetli, leziz derdik.
Çocuk üniversite sınavını kazanamadı başarısız diyoruz. Niye ki? Hayatta bir o mu var?

Başarı yarına kalmamızı sağlar.
Pozitif bir şey elbetteki. Altı dolu olursa gerçek olur ve uzun vadede mutluluk yaratır.

Olimpiyat sırrı diye bir laf çıktı son yıllarda. Olimpiyat oyunları bir ülkede gerçekleşirse, o ülkenin bir sonraki sene olimpiyat başarısı artıyor.

Yani başarılı olmak tek başınıza yetmiyor, sistem, ülkenin, şehrin, ailenin gelişim kültürünüz de üretime, pozitife, çalışmaya vb pozitif şeylere yönelik olmalı, desteklemeli.

Değerler sistemi, ailede iyi, okulda iyi, çervrede iyi,şehirde iyi, ülkede iyi olması, gelişim odaklı olması gerekiyor.

Ve bilinmeli ki bazen, hatta çoğunlukla başarı karşılık bulamayabiliyor. Aferincimiz kendimiz olmalıyız. Az ileride bahsedeceğim.

Para, mutluluk, başarı gibi bir denklem yoktur,
Mutlulukla başarı arasında da sıkı bir bağ yok


Bu hayattaki birinci amacımız, başkalarına yardım etmek. Eğer yardım edemiyorsanız, en azından canlarını yakmayın. Dalai Lama

Başarılarınızı, onları kazanmak için nelerden vazgeçtiğinizle ölçün.
Dalai Lama

Anlamlı bir hayat para veya diğer imkanlar ile ilgili değildir; kendimizi olabildiğince diğer insanlara yardım etmeye adamakla ilgilidir. / Dalai Lama




Ne dedik; bazen, hatta çoğunlukla başarı karşılık bulamayabiliyor. Aferincimiz kendimiz olmalıyız
Başarılı oldunuz, size birisi aferin diyecek mi? Bu soruyu sorun kendinize.
Aferincimiz var mı? Anne, baba, babaanne, anneanne, bir dost vb. Hepimizin iyi bir şey yaptın denmesi hoşumuza gider, bizi motive eder. 
Buna sahip olmak kolay değil, bu her zaman olmaz.

Aslolan kendi başımıza aferin dediğimiz zaman daha başarılı olacağız, bunu keşfetmeliyiz. Kendime aferin vermeliyim. Başkasının beni, yaptığımı beğenmesine ihtiyacım yok, yaptığım iş ile topluma, en az bir kişiye fayda getirdiysem aferini hak ettim, bitti, nokta. 


Tabii burada şu da devreye giriyor;
kendini samimiyetle eleştirmek ve dışardan bir uzmanın seni samimiyetle eleştirmesi de önemli.
Kendisini çok abartan insanlar, özellikle ben 42im bitmek üzere, benden bir 5-10 yıl yaş öncesinden bu durum başlıyor, 1980 sonrasında çok görülüyor, özellikle yeni gençlik de varHer şeyi yapabilecek kadar muhteşem insanlarla doldu her yer. Öyle sanıyorlar. “Biz olduk” modu. Cahil cesareti içinde olabiliyorlar, öz eleştiri eksikliği ve çevresinden de samimi eleştiriler varsa bunları almamak gibi talihsiz bir gelişime kapıları kapatma halleri oluyor.

Öz eleştiri, geribildirimler çok önemli.
Geribildirimi verenin objektif, akılcı, samimi, yapıcı geliştirici olması önemli.
Bunlarda kişiyi başarıya ulaştıran önemli iletişim araçları.




Peki ne yapacağız?

Hayatın en büyük hataları, başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeyen insanların vazgeçmelerinden dolayı olur. Edison
Vazgeçmeyeceğiz.

Aristo’nun dediği gibi “Mükemmellik, tekrar ve çalışmaktan ibarettir.”
Çalışacağız. Disiplin çalışma, çabalama önemli.

Ben şu bilgiye ulaşamıyorum, şu eğitimi alamıyorum vb bir ihtimal yok artık günümüzde. Yorgunum, uykum var haline bırakmak doğru değil. Pozitif enerji dolu, motive olacağız. Depresif olmaya çok müsaitiz, bu moddan çıkacağız.
Hayat çabaladığımızın karşılığından ibaret.
Çalışmaktan kaçınmayacağız.

Bahaneler ikna ediciliğini yitiriyor artık. Komik duruma düşmeyelim, önce kendimize.
Kendimizi başarıya layık göreceğiz, layık gör, bahaneler üretme, fanuslar üretme.

Herkes başarı istiyor, hiç kimse bedelini ödemek istemiyor, çaba göstermek istemiyor kolay yoldan ulaşmak istiyor

Başlamasını bilmek, sürdürmeyi de bilmek, bazen bitirmeyi de bilmek lazım. Böyle bir yol, bu yolda doğrusu ne ise tesbit edip ilerleyeceğiz.

Yaşamı dinleyeceğiz, anlamaya çalışacağız, deneyimi özümseyeceğiz ki yaşam tecrübesi sahibine, nereye gittiğini bilene, yaşam yol açar.

Ve en önemlisi; kendim için yapmalıyım, başkaları beğenecek, sevecek diye değil.
Kendim için başarılı olacağım, başkasının iyiliğine, toplumun vb başkasının faydasına olmalı bununla birlikte bunu en önce kendim için yapacağım. 

Neler demişler konuyla ilgili birlikte okuyalım haydi;

Güçlükler başarının değerini arttıran süslerdir. Moliere

İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür. Platon

Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapınTheodore Roosevelt

Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland
                                           
Başkaları yararına iyi bir şey yapmak görev değil, zevktir. Çünkü sizin sağlık ve mutluluğunuzu artırır.     Zoroaster

Başarının sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir.   Mark Kay

İnsanları olgun ve ahlaklı bir hale getirmeden daha iyi bir dünya beklemeyiniz... Bunun için de her birimiz önce kendimizden başlayarak sorumluluğumuzda onların eğitimi için çalışmalıyız. Ancak bunun da yöntemlerini öğrenmek yapılacak ilk iştir. / Marie Curie
Eveett sevgili dostlar,
Başarı bizim, yani hepimizin, hepimiz biriz. J
Kendimiz için başarı yolunda yaptığımız her şey aynı zamanda hepimiz için.
“Mutlu” olmak, “gerçek” mutluluğa kavuşmak istiyorsak, bunun farkına varmalıyız.

Başarılar, mutluluklar dileklerimle...
Dilara Koç