11 Ekim 2021 Pazartesi

Ol

 

Frekans. Varoluşumuz; sevgi ve ışık, yüksek frekans. Bunu hatırlamamız, yükselmemiz ve bunu korumamız çok önemli. 

Hayatta kalan ömrümüzü; sağlıklı, huzurlu, keyifli geçirmemiz için tek şart. 

Yüksek frekans, örneğin; güven yüksek frekans, korku kaygı düşük frekans, ikisi bir arada barınamaz. O yüzden güvenli iletişimde, ilişkide kaygı olmaz. Aslında o yüzden, kaygılar, endişeler, acabalar bize uygun değil. Çünküü ne dedik bizim özümüz yüksek frekans. Kendimize, birbirimize, yaptığımız her işe, her olaya, her duruma sevgiyle, ışıkla, hoşgörü ile, akıl kalp dengesi ile, incelikle, özenle yaklaşmak yüksek frekans. Karşılıklı güven olan ve iyi kötü her şeyi konuşabildiğimiz ilişkiler, birbirine özenen, farklı fikirleri, anlamak üzere tartışabilen, dinleyen ilişkiler yüksek frekans. Diğerlerinin maddi manevi sahip olduklarına, başarılarına, dünyaya, doğaya, yaşama saygı duymak yüksek frekans. Müzik, dans, spor, sanatın her dalıyla ilgilenmek, yapmak yüksek frekans. 

Yaşamı, doğayı, ilişkileri, kendimizi gözlem ile anlamak, bilmek yüksek frekans. 

En önce kendini bilmek, kendini anlamak, sevmek, hatalarından ders çıkarmak, öğrenerek ilerlemek yüksek frekans.

Sabırla, bilinçle, sevgi ve ışıkla çocuk yetiştirmek, dostunu olduğu gibi kabul etmek, olanı olduğu gibi kabul etmek, iyi niyet, temiz kalp, dünyaya ve kendine iyi bakmak, en az 1 katkıda, fayda da bulunmak, iyilik, iyi “şeyler” üretmek yüksel frekans. Hayatın inişlerinde, çıkışlarında “farkında olmak” yüksek frekans, “farkındalıklı inişler çıkışlar”, kendini, doğayı, dünyayı, ilişkileri, diğer insan ve canlıları, olayları fark etmek, farkına varmak, farkındalık yüksek frekans. Dolayısıyla dostum;

Aşkı arama, “aşk ol”, sevgiyi arama, “sevgi ol”, huzuru arama, “huzur ol”... Az biraz sakin ol, dingin, kendinde, tatlı sakin neşede ol, inişleri çıkışları fark et, öğren ilerle, sakince gözlemle, pozitif ve yüksek ışık enerjisi ile dolu tatlı sakin enerjik bir motivasyonda ol, yani olduğun gibi ol, ol! Nefese güven, bırak! Bırak, akışa, ana, hatta sonsuzluğa. Sen ve “ışığın”, “ışık” sonsuz, rahat ol, ol!

Dilara Koç




29 Eylül 2021 Çarşamba

Sor

 

Soru sormak önemli. Sorduğun sorunun içeriği, şekli de önemli. Özellikle ne/ler ve nasıl sorularını önemsiyorum.

Doğru sorular sizi; siz olmak, kendiniz olmak ve diğer ile birlik olmak, gerçekleri görmek, bildikleriniz ve bilmediklerinizi göstermek, kalan ömürde yaşamınızı daha dengede, akıl kalp dengesinde ve huzurlu yaşamınızı sağlamak anlamında büyük yol göstericidir. 

Evet, doğru soru/ları sormak bunları ve ışık dolu ötesini sağlar. 

Birlikte örnekleri okuyalım, bir yandan “kendimize gelmek”, iyileşmek, gelişmek, huzur yoluna girmiş olalım. 

-Bu yaşıma kadar ve bugün kendim, başkaları ve dünya için ne yaptım, neler yapabilirim? (Kibire, egoya dikkat, gösterişten uzak, başkası görsün bilsin beğensinden uzak, içten, samimi, kendiliğinden, doğalında, sevgi ve ışıkla ne yaptım, neler yapabilirim?) 

-Bu yaşıma kadar ve bugün kendime, başkalarına ve dünyaya  nasıl zarar verdim? (Dürüstçe ve kazan-kazan odaklı, sakin ve makul bir hal ile yanıtlamak)

-Bu yaşıma kadar ve bugün kendime, başkalarına ve dünyaya nasıl fayda akıttım?

(Yine Kibire, egoya dikkat, gösterişten uzak, başkası görsün bilsin beğensinden uzak, içten, samimi, kendiliğinden, doğalında, sevgi ve ışıkla...)

Bu ve bunlar gibi soruları sorun, hatta yanıtlarınızı kağıda yazın, daha yazar yazmaz ya da soruları sorup yanıtlarınızı verir vermez,  özsaygınız, özdeğeriniz ışıyacak, diğere saygınız, değer vermeniz ışıyacak, bildiklerinize sevinecek, bilmediklerinizle yüzleşecek ve arınmak, gelişmek yolunuz açılacak , huzurunuzla kavuşacaksınız, frekansınız yükselecek. 

Soru sor, kendini bir şey zannetme, kendi değerini, değerli olduğunu bil. Buradaki ince dengeyi anla! Ki huzur burada. 

Müthiş bir şey. 

Dilara Koç


24 Eylül 2021 Cuma

Aşama aşama huzura

 


2 farklı deyişle; “olgunlaşma, gelişme, evrim” ruhsal literatürde diyeyim ruhun insani kamil seviyesine ulaşması için geçirdiği aşamalar ve olgunlaşma süreci. 

Benim az farklı deyişimle; “göçene kadar çekirgeyiz, öğreneceğiz.”

Bir yorumum da, an geçtikçe kalan yaşamı huzurlu geçirmek, “bildikçe” huzur akıyor. 

Bu anlamda; ilişkiler ve iletişim konularında geçmişteki uzun yıllar yaptığım işimin de, özel hayatımın da gereği yıllardır sorguluyorum, anlamaya, gelişmeye, geliştirmeye çalışıyorum. Hani hep deriz ya, duruş sergile, açık, net, dürüst ol, duruş sergilemeyene de duruş sergile vb. Son yıllarda, tasavvufla, metafizikle, inanç sistemleri ile, insanın var oluşu, kuantum, frekans, titreşim, enerji konularında çokça kitap okudum, video izledim, bu konularla ilgilenen, bu konularda çalışan kişilerle görüşmelerim oldu. Enerji alanında diyeyim aldığım eğitimler, yaptığım koçluk ve mentörlüklerin de katkısı oluyor. Lafı bilinçli uzattım, hani nasıl bu kadar pozitif, sevgide, ışıkta olabiliyorsunuz diyenlere belki ışık olur duygusuyla, sevgiyle, dostane ben neler yapıyorum paylaşımı da olsun bir yandan. Mümkün olduğunca doğada ve “frekansı yüksek” kişilerle zaman geçiriyorum. (Frekansı yüksek örneği; vicdanlı, sevgide, saygıda, hoşgörülü, empatik, sempatik😉☺️, akıl ve kalp dengesi olan, dengeli, dozunda sosyal, kendini bilen, müziği, sanatı, doğayı seven, “anlayan”, dürüst olan, açık, net paylaşan, öğreten, öğrenen, değer bilen, özdeğerini de, senin de...)

Vee sadede geleyimm. İş ve özel hayatımda, ben de herkes gibi iftiralara, haksızlıklara uğradım, kazık yedim, en yakınlarımın bile yalanına oyununa şahit oldum, içinde bulundum, saygısızlık, sevgisizlik, güvensizlik yaşadım. Maddi, manevi bana açıkça zarar verenler ve zarar verenlere ses çıkarmayanlarla arkadaşlık, akrabalık ettim. Olmadığım gibi değerlendirildim. 🤷‍♀️😌

Evet, herkes gibi. Acaba? Öyle mi oluyor, biz mi anlam yüklüyoruz? Aşama aşama öğrendim, alınmak, bozulmak, kırılmak, konuşmaya çalışmak, anlaşılmak anlaşılamamak, yargılamak, yargılanmak, kızmak, öfkelenmek, tepki göstermek, küsmek, ilişkiyi kesmek...

Ha tabii ve çok şükür hiç bir zaman bedduada olmadım, en canımı acıtan için bile iyilik, sağlık diledim. 

Şu sorularla olayım değişti. E hayat oyun, o zaman bu arkideşler rol arkadaşlarım, bunlardan ne öğrendim, ne öğrettim? 

Sonra geldim şu noktaya; şükür yargım anlık oluveriyor, hemen kendime geliyorum, iptal ediyorum, çoğu zaman hiç. Niyetim, hedefim sıfır. Kızmak, öfke sıfır. Empati, hoşgörü arttı. 

Sonra bir aşama daha, hep sorulur ya, yahu bu kötüler niye yaratılmış? Hımm, geldi yanıt, yaratılmışsa senin gibi onların da bir rolü var bu oyunda, yanıt içinde soru, hı öyle mi? Bu annen, baban, kardeşin, evladın, dostun, akraban, çekirdekten iş arkadaşlarına kadar, hepsi. Son yıllarda her an aşama aşama ilerleyerek geldiğim nokta; hımm yaratılmış, neden ben karşılaştım, ben maaşlarını verdim tiyatromda oynattım, neyi aşamadığım, neyi öğrenmem gerektiği için? (Kuantum alana mesajı ilettim, hepsi koşar ayak hayatıma geldiler, hı?) E bayağı maliyetli olor, madden manen, emekli et, “devlete” havale et, sen de emekli ol, “devletten” desteği al, bir bakış açısı olabilir mi? İlişkiyi dengede tut, mesela küsmek ne ya?☺️, bebiş misin?, görünce o suratını da çevirse, köşe bucak senden kaçsa da, sen bir selam eyle. Misila bi fikir. Zaten bizim vicdani ve kültürel yetişme tarzımızda küssen de cenazesine, hastalıkta gidilir, aranır, bir basamak daha yüksel, cenazeye kendi adıma “içten” dualarla giderim, ararım da, içten ol, sevgide duada ol, küs olma, görüşmede kalbin öyle söylüyorsa, bunu sadece cenaze ya da hastalıkta yapma gibi. Yakın zamandan 2 aynı konu örnek vereyim; 1- geçen haftalarda yakın bir arkadaşımın bir yalanını anladım, ilk söylediğinde hissetmiştim, emin olamamıştım, açıkça sordum, sağolsun O da dürüstçe evet dedi, kolay olmadı benim için, bir durdum ve ilerledim, yolumda öğrenerek ilerliyorum. (Özet) Kızmadım, küsmedim de. Bu konuşmaları daha önce de yalanı, oyunu olan yakınlarıma yapardım, ama olaydaki fark içimde artık ve bundan sonra kızmak, bozulmak vb duygular yok. Belki de o yüzden inkar ederler, öfkeni tetiklemeye çalışırlar, oyuna yalana devam ederler. 2-bir arkadaşım “maddi” konuda çok sıkıntılı olduğu konusunda benimle dertleşti, kendimce bir şekilde destek olmaya, yanında olmaya çalıştım, sonra ortak başka bir arkadaşımdan olayın farklı olduğunu öğrendim,  çok sakin karşıladım, canı sağolsun dedim, tatlı bir mesafe koydum, yeri gelince ifade edeceğim, içimde sıfır negatif his. Çok şükür. Şimdi geldiğim sonuç şu; nefste olmamak, çünkü sanırım biz olaylara, kişilere nefsimizle anlamlar yüklüyoruz. İşte buradaki detayda “anlam yüklemek” kısmı önemli. Bu olay bana mı ait, benimle ilgili mi ki? Bu soru çok kritik. Ben hep şunu derdim, yahu ben,  çocuğum, eşim, dostum, işim vb kendimle bir dünyam var, herkese de sevgide, saygıda, ilgideyim, ne oluyor da bu kişiler bana bunu yapıyor, içim tertemiz ki, nasıl bir şey bu, neden bu olaylara maruz kalıyorum? İşte buradaki soru; benimle ilgisi var mı ki? Ve son olarak; madem yaratılmışsın dostum, seni sevgiyle karşılıyorum, sevgiyle bırakıyorum, yolumdayım ve çok şükür akıl kalp dengeme. Ve yükseldikçe, her konu yolunda. Ve her “durumda” huzur hali. Bundan daha iyi nasıl olur? 

Dilara Koç 

20 Eylül 2021 Pazartesi

Aklet ve kalbini dinle, ikisini de!

 



-Eğer hala KIZIYORSAN,

kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.

Eğer hala KIRILIYORSAN,

gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.

Eğer hala KINIYORSAN,

düşüncelerin yeterince berraklaşmamış demektir.

Eğer hala KARŞILIKSIZ SEVMİYOR ve SEVGİNDE AYRIM YAPIYORSAN,

hala akıl ve mantığını kullanıyor, içindeki sevginin boyutlanmasına engel oluyorsun demektir.

Eğer hala " BEN " demekten vazgeçmiyorsan,

...dizginlerin hala nefsinin elinde ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.

VE EĞER HALA " ŞİKAYET " EDİYORSAN,

HAKİKATİ GÖREMİYORSUN DEMEKTİR!

-Sevmeye layık olmayanı hatırlayarak değerli etme! Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma; sevgi yürekli olana yakışır. Şems-i Tebrizi

-El dediğin dize vurmaz dokunur.

Söz dediğin dilden öze okunur. 

Yâr dediğin bıkmaz ömre sakınır. 

Bir celsede ölenin işidir bu. Şems-i Tebrizi

-YOLA AKILLA ÇIKILIR, SONRA AKILDAN ÇIKILIR, GÖNÜLLE DEVAM EDİLİR.

Akıl denge merkezimiz, bununla birlikte kalp ile asıl gerçeği buluruz. Bütünsel bakışı, her ikisi birlikte sağlar!

Örnek; çıkarın için, politikan gereği vb “kendince” aklına yatırdığın bir konu, “aslolan akıldan”, manadan, sevgiden, ışıktan, insani değerlerden uzaksa yolun yönün doğru değil. 

Frekansını sığ düzeyden, “düşük seviyenin en üst sınırından” yukarı çıkaracağın kırılma noktanı bilir, bulursan, yolun aydınlanır, dünyevide “akıl ve kalp” dengesiyle davranmak, yaşamak kolay değildir, yükselmek için kırılma noktan, cesaretindir! Cesursan her durumda, her ilişkide, her konuda akıl ve kalp dengesinde kararlar verir ve öyle yaşarsın ki gerçek mutluluk burada!

Bir kere cesaret ettiğin an, tarafsızlık, objektiflik seviyesine yükselmeye, yargısızlık seviyesine yükselmeye başlarsın. İşte o zaman, o an gücünü eline aldığın, akılda ve sevgide, ışıkta, doğru yoldasın, hayatında gerçek mutluluğa erişmişsindir demektir. Yargılamamak seviyesi. Denge. Akıl ve sevgi ve ışık. Yüksek frekans, yüksek enerji. 

(Şarkı söylemek, resim yapmak, kaliteli müzik dinlemek, spor, egzersiz, yürüyüş yapmak, yüksek frekanslı insanlarla vakit geçirmek ve alimlerin yukarı yazdığım sözlerini anlamak,  frekansı yükseltmenin bazı yolları.)

Soru sor. Bu iş, bu durum, bu ilişki vb akla ve kalbe uyuyor mu, akıl ve kalp dengesi içinde ışıklı bir durum mu, kişi mi vb?

Mesnevi’deki fil hikayesi gibi, karanlıktaki fili görmek için sadece karanlıkta avucunu dokundurabildiğin yer ile tüm fili göremezsin, algılayamazsın, mum yak, ışıklandır içini dışını, aydınlat ki tüm fili gör, bil. 

Avucundaki aklın, ışıklı kalbin ile bütünü görür, bilir! 

Bütünlüğünü hatırla dostum!

Dilara Koç 





16 Eylül 2021 Perşembe

Dorğuluk mu? Cesaret mi?

 Beni öyle bir yalana inandır ki,

Ömrümce sürsün doğruluğu.

Özdemir Asaf 

Sanki dünyamız, ülkemiz, dost akraba, sosyal medya, özel iletişimler, ilişkiler, olaylar bize bunu söyletiyor ve sorduruyor. Ne gerçek? Kim gerçek? Kimisi gerçekle yüzleşmekten korkuyor, kimi bir an evvel tüm gerçekliğe kavuşmak istiyor. Kimi sarhoş gibi, hiç bir şeyin farkında değil, ama her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilir hallerde, konuşmalarda, davranışlarda. Ne diyeyim? Sorgulayan, analiz eden, anlayan yol alır, gerisi yolda kalır dostlar. Buyrun size bir “gerçek”. İlişkilerinde, yapış edişlerinde; Sorgulamadan, net bilmeden, anlamadan ya da halının altına süpürerek, görmezden gelerek, her şeye atlayan, yapan, inananlar, “kendilerince” bir sebebe bağlayanlar (sebebi sor, sevgi ve ışık mı, akla kalbe “tam” uyuyor mu?) köle olurlar, zaman içinde de hastalanırlar, farkında olarak ya da olmayarak. Yaşarlar mı yaşamazlar mı, örneğin para içinde de yüzseler de “tam” mutlu hissetmezler, sanrıdalardır ve sık sık boşlukta ve sıkkın hissederler (günümüz popüler maddesi para olduğu için paradan örnek vereyim dedim, bu sadece birçok örneğin bir tanesi). Velhasıl dostlar gerçek; asildir, sadedir, huzurdur, bilgidir, bilgedir, sevgidir, aydınlıktır, ışıktır, güçtür, tektir, birdir, rahatlıktır...İşte tam da bu yüzden gelişmiş ruhlar ve/veya gelişme niyetiyle yola çıkmış ruhların hediyesidir “gerçek”.

Umut, farkındalık, biliş aşamalarının gücüne vardırır gerçeklik. Bilişin gücü ve huzuru, müthiş. Olayları, kişileri, ilişkileri, dünya ve ülke ve özel hayat her konuyu ister sor, sorgula, analiz et, ister köle ol. Sadece şu “gerçeği” bil ki; köle isen işte ne diyim geçici ve kısa vadeli “hazlarla” oyalanırsın ve hep veya sık boşlukta,

sorgulayan, analiz edip, anlayan, gerçeğe ulaşanlar ise “sonsuz vadede” kazananlar, sonsuz huzur, ışık ve mutluluktadırlar, dünyevinin beşerinin “iniş dediğimiz  mücadeleleri, öğretilerinde bile”, hep ve her halde huzur, büyük güç, çok şükür.

Kölelik mi, özgürlük mü? Doğruluk mu? Gerçeklik mi? Neydi o “oyun” Doğruluk mu? Cesaret mi? 😌 Cesur ruhlar zaten doğrudurlar ve gerçeği ararlar, sorarlar, bulurlar, anlarlar dostlar. Oyunu bırakın ki, kazanın!!!😉😊

Dilara Koç 

12 Eylül 2021 Pazar

Gül ol, dikeninle, çiçeğinle, kokunla

 


İçini ve dışını güzelleştirdikçe, dünyan, dünya ve sen ışırsın. İçini ve dışını nasıl güzelleştirirsin? Ruj sürerek mi? Traş losyonunun kokusuyla mı? Giydiğin marka kıyafetlerle mi? Görüştüğün güzel ve zengin insanlarla mı? Müdürlüğün, ceoluğun, evin barkınla mı? Gittiğin popüler mekanlarla mı? Arabanla? İş yerinle? Yaptığın “ibadeti”, “hayrı” göze sokarak? Liste dünyevide, popülarizmde, kapitalizmde, çeşitli “İzm”lerde uzar. 

Çıkar, bencillik, maddi, madde, savaş odaklı olan, dedikodu, iftira, şımarıklık, ego, aldatma, yalan, oyun, gösteriş, zarar, kıskançlık, sevgisizlik, akılsızlık vb içeren negatif duygu, düşünce, davranış içeren her “hal” kirlilik, toksindir. Ve bunların “istisnaları”, “büyüğü küçüğü” yoktur, her türlü kirlidir, kirliliktir. 

Dostum; iç ve dış temizliği kolaylıkla, ferahlıkla, rahatlıkla ve anda yapılabilen, yapılması “insanlığımız” açısından olmazsa olmaz ve müthiş iyi gelen bir şeydir. Biraz suya, sabuna bakar, bedenen ruhen “temizliğe” bakar. Çiçek, ağaç, suya, toprağa, canlıya iyi bakmaya bakar. Üretmeye, iyiyi, iyiliği, dünyaya en az 1 fayda getirmeye bakar. Her şeyi, herkesi, kendini, başkasını, dünyayı “sevmeye” bakar. (1500.tekrarımı yapayım, sevgi, duygu düşünce ötesi bir “şey”/“hal”/“oluş”. ) 

Davranışlarına bakar, dünyaya, doğaya, hayata, ilişkilere, olaylara karşı duruşuna, kararlarına, seçimlerine bakar. Söze de bakar, bununla birlikte “sözde”/“lafta” olana değil, gerçek olana bakar. Ki bunlar insanlık görevimiz, sorumluluklarımız. 

Sen kirli, toksik oldukça, en minimalde dahi, “gerçek” huzuru ve güzelliği yakalayamazsın, talihsiz bir durum. Sen ne zaman gül olursun, duruşun, davranışın, kalbinle, aklınla, o zaman dikeninin de, çiçeğinin de, kokunun da faydası sana, çevrene ve dünyaya akar, nurun konuşur, endamınla var olursun her an, her daim, dışarıdan başka hiç bir şeye ve hiç bir kimseye ihtiyaç duymadan. Müthiş. Şükürler olsun.

Dilara Koç

8 Eylül 2021 Çarşamba

Al, kabul et, devam et

 

Yarım yurum oldu mu, ona olmak denir mi?

Bir şeyi ya tam yap, ya hiç yapma.

“İnsan”, “insan” olmalı. “Tam”. 

Net, açık. Rengi belli! ve net olmalı!

Duruşu belli! ve net olmalı. 

“Bence” tüm bu süreçler bize artık “insan” ol, insanlığını hatırla ve koru diyor. Bunun için önce kendimizi, içimizi, “dışımızı”, seçimlerimizi, kararlarımızı, hayata dair, ilişkilere dair, doğaya, dünyaya, olaylara karşı duruşumuzu gözden geçirmek zamanı çoktan geldi. İnsan için alıp kabul etmeler, seviliyor mu sevilmiyor mu idrak etmeler, acılar, öfkeler, sevgiler bunların içinde olmak, içinden geçmek, kolay değil ve herkes için farklı yazılmış oyunlar ve herkesin tolerans seviyesi farklı. Dostum sırat köprüsü, aklın ve kalbin. Kendini geçersen, anlar ve öğrenirsen, bu sınavdan geçersin. Başkası kendi köprüsünden ister atlasın, ister düşsün, ister geçsin, parası, statüsü, kıskançlıkları, sözleri, beden gücü ne ise hırsı, öfkesi kendi sorunu, umarım halletsin, uzaklaş, kendini gözet ve önce kendi öfkeni, hırslarını, boşluklarını, kararlarını, yolunu bir incele. Şuursuzca öfkene yenilmelerin vb varsa, kıskançlıkların, hırsların varsa arın, onlar sen değilsin. Suistimale, haksızlığa uğruyorsan arın. Şuurlu hale geç. Bunu yaparken, aklını ve kalbini dengede kullanırsan kazananlardan olursun. Hepimizin arınmaya, şifalanmaya ihtiyacı var. Annen, baban, kardeşin, ablan, ağabeyin, evladın, yakın uzak akraban, dostun, birileri, kimlerse, tamam aldım kabul ettim, yapış edişleri, sözleri vb duydum, gördüm, bu işlerde sevgi ve ışık yok, farkındayım, ne öğrenmem gerek sor, cevabı iste ve bırak, ilerle, arın, tertemiz ol.Bu açıdan dostum; bir an evvel zamanını, anını, duygunu, enerjini, seni aşağı çekenlerden arın. Bu kendi zihnin, düşüncelerin, yapış edişlerin, bir eşya bile olabilir, başka kişiler de olabilir. Adalet arıyorsun değil mi? Kimse sana adaleti sağlamıyor, herkes kendi çıkarında, bencilliğinde mi? Yalanlar, oyunlar, sana yapılana kafasını çevirenler, hoş görenler, seni yok sayanlar, “el iyisi” olanlar, çifte standartçılar, sözde sevenler, aldatanlar, maddi manevi seni kullananlar, iyi niyetini, sevgini suistimal edenler, değer bilmeyenler, kıskançlıklar, hasetlik, fesatlık, samimiyetsizlikler. Artık bunları fark et ve arın. Ha burada şuna dikkat et; kınama, yargılama, sevgi ve ışık olmayan yapış edişleri yapan edenlere iade et. Kendi hikayesi de, izle, gözlemle, sevgi ve ışık yoksa yapışında, fark et, “kendini” bilişte ol, bırak. Artık kalbini, aklını yücelt, frekansını yükselt. Kolay olmayabilir, bununla birlikte söylediklerimi uyguladıkça oluyor, zamanla oluyor. Sen! adil ol kendine. O zaman “tüm adalet” sağlanmış olur. Arın. Temizlen. İnsanın “kimse?ye” ihtiyacı yok. “İnsanın”, “insana” ihtiyacı var. Hayatında var olan sevgi ve ışık olan kişi ve “şeylere” şükret. 

“Tam” olursan, her şey tamamlanır, tüm olunur, huzurla, tarif edilemeyen her an içinde olan bir sevinçle. Yarım yurum olan her şey ve her kişiden arın. Kendini de tamamla, sen de tam ol. Al, kabul et, öğren ve yoluna bak. Kendine bu hediyeyi ver. Tam ol, “insan” ol dostum. 

Ki dünyan değişsin, dünya değişsin.

Dilara Koç