25 Ekim 2018 Perşembe

Ölüm geldi, şov bitti

Ölüm geldi, şov bitti

Sevgili dostlar merhaba
Konumuz hayatın tek gerçeği; ölüm. Ölüm gerçek, yaşam oyun.
Kısa zaman önce annemi yolcu ettik, göçtü gitti. Annem ailemizin bir döneminin büyüğü idi. Ailenin, dost çevresinin, arkadaşlarımızın da annesi, teyzesi idi, hanım ağası idi, gönlü geniş, sevgide, insanlıkta biriydi, “dünyaya annelik etti”. Allah rahmet eylesin, nur olsun, ışıkla ışıklara yolcu edelim.
Göçmeden son 9-10 aylık süreçte felç geçirdi, çok sıkıntılı, stresli, üzücü, kısıtlı, acılı bir süreçten geçerken, ben de kızı olarak sürece dahil oldum doğal olarak. Acısı, kısıtı, üzüntüsünü paylaştım.
Hiç kolay değildi. Acılı kısmının detaylarını sizleri sıkmamak, üzmemek adına uzatmayacağım.
Işık tutmak istediğim konu, “insanlık”.
Bu süreçte çok enteresan “insan” “manzaralarına” şahit oldum.
Hem kötüsüne, hem iyisine rastladım. Hem şeytanla hem melekle iletişimdeydik, annem de ben de. İlahi olarak, spiritüel olarak, dünyevi olarak çok farklı ruh hallerinde, davranış hallerinde, duygu iniş çıkışlarında oldum.
Ve bir yazar, bir şair olarak sizlerle tüm açıklığıyla bunları paylaşmak, ışık tutmak, deneyimi aktarmak adına benim yapmam gereken bir şey, görevim, misyonum bu.
Öncelikle kötüden başlayayım. Detaysız özetle.
Sonra iyiyle kapatacağım.
Çünkü son, her zaman iyinin gülmesi ile biter, ve ne diyorum bakın “biter” yani hiçbir şey olmadı zaten ölüm gerçeği ile “her şey biter.” O yüzden içimiz ferah, iyiyiz bu yüzden zaten hep bir sıfır öndeyiz, ekstradan içimiz ferah.
Öncelikle şunu söyleyeyim.
Vicdanen, insani olarak, bir evlat, bir kız çocuğu, bir kadın, bir insan olarak acıyı aldım kabul ettim, kendi kendime yaşadım, sevenlerimin desteğiyle de güçlendim o ayrı, yanısıra çok rahatım çünkü elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım, işime, çocuklarıma yansıtmamaya çalışarak, güçlü durmaya çalışarak sevgimi, ilgimi anneme akıtmaya uğraştım.  
Şöyle bir özet anlatım yapayım, kızımın bebekken kullandığım bebe fonunu annem için kullandım,  kulağım bebe fonda bir bebeğin takibi gibi annemin takibindeydim.
İşte dostlar olayın özeti bu, yaşamında ölümünde hayırlısı, iyisi, sağlıklısını diliyorum hepimize.
Benim derdim ve bulunduğum nokta burası iken, tüm bu süreçte eleştiriler, dedikodular, A yapıyorum, X yapıyor diye değerlendirmeler, sevgisizlikler, saygısızlıklar, anlayışsızlıklar… uçuşan “küçük bir grup” kişiler oldu. Ve bunlar çok da yakından, kandan, bağdan. Ek ve genel geçer bir not sıkıştırayım bu araya, kimse kimseyi sevmek zorunda değil, saygı duymak zorunda, özellikle düğün, doğum, hastalık, ölüm gibi özel, istisnai anlarda. 
Kırılıp, üzüldüğüm, bozulduğum, ben de insanım, kadınım, anneyim, evladım ve acı direkt benim, mücadele direkt benim, öfkelendiğim, istemediğim, istemediğimi sakin ya da öfkeli dile getirdiğim, davranışa döktüğüm “çok çok az” da olsa, bir tanesi annemi morga bırakıp geldiğimizin gecesinde idi, 1-2 de hadi bilemedim 2-3 de bakım sürecinde oldu desem, kendimi kaybettiğim, ben olmayan şekilde davrandığım oldu.
Genel olarak yaşamımda da gençlik, kan kaynayan zamanlarımda da ya da az daha erken yaşlarımda da, toplasan 2-3 tür, haksızlığa, saygısızlığa aşırı denebilecek tepkim, bana göre aşırı. 
Biliyor musunuz bu dönemler için ne düşündüm? Az bile yapmışım, terbiyeli ol, sakin ol, ahlaksızla saygısızla anlayışsızla bir olma diye diye, insan acısını yaşayamıyor. O kadar bu işlerin danışmanlığını yapıyoruz, bu süreçte dedim ki yahu bazen bırak, öfkeni göster, kırıldığını sesli dile getir, belirt, saygısızsın git de, ne bileyim işte.
Her ne ise, bu şovun az bir bölümünde ruhumdan porttuğum oldu. Kısa sürede yine danışmanlıklarımızda, anneliğimde, dostluğumda davranışa döktüğüm, düşündüğüm, inandığım, duygu ve düşüncelerime geri döndüm.
Bu dönüşe çabukça geçiş yapmama sebep olan, “kötülere” öncelikle “teşekkür” ediyorum, onları “affediyorum”, Allah’a, evrene, suya havale ediyorum, bırakıyorum.
Özellikle burası ışık tutmak istediğim kritik nokta;
“Yaşamdaki zamanı bıraktım, ölü evinde bile, cenaze sahiplerine anlayış, saygı, sevgi göstermeyen, dedikodusunu yapan” küçük bir grup için “sözün bittiği yer” dedim. Bu halleri hiç üstüme alınmıyorum. Neden mi? Çünkü ölü evinde bunu yapabilenler, tek gerçek olan ölüme, ölüye aslında saygısızlık etmiş oluyorlar. Ve kendilerine. Sen de yaratılmışsın ve sen de öleceksin, an da, senin anında, ölümün yaşandığı evde kirli duygu düşüncelerinle kendini kirletmiş oluyorsun.
Ve dedim ki; harika oldu. İyi ki oldu. Aydınlandım. Şükrettim, affettim, akışa geçtim. Teşekkür ettim çünkü tekamül sürecime katkıları oldu. Ve bugün ruh, duygu, düşünce halim öyle ki;
"Ölüm geldi, şov bitti."
Ve oyunun bu bölümünde benim rolüm bitti. Bence onların oyunu daha yeni başlıyor ve burası önemli “izliyor bile olmayacağım.” Çünkü kendimle, onlarla, dünyayla, acıyla tanıştım, barıştım, havale ettim, yolcu ettim ve akışa geçtim.
Konu içimde tamamen kapandı, şükürler olsun bu hisse. 
Ve acımı aldım kabul ettim, kendi kendime, dualarımdayım. 
Dost ve gerçek kişilerle paylaşımdayım.
 Kimi insanları tanıdıkça yalnızlığa sığınır oldum. Demiş Hz Ali
Ben de aksine kimi insanları tanıdıkça, sevenlerime, sevdiklerime, dostlarıma sanki yeniden kavuştum. 
Bir yenilendim. Bir arındım sanki.
Birçok dostum, gerçek kişi vardı hayatımda, meğer binçok kişi varmış. Büyük şükür ettim. Müthiş duygularım okşandı, nasıl da çok seviliyormuşum, öyle şahane duygu oldu ki benim için.
Acıda bunu hissetmek meğer ne kadar derin değerliymiş.
Ve dedim ki dostlar; ölüm gerçeğini iyi anla, manaya yaklaş. 
Yaşam oyunun da; "insan" olarak yaratılmanın "şansını" iyi değerlendir. 
Sevgi ol, sevgide ol, ışık ol, ışıkta ol.
Akışta ol, akışta kal. Ve bunları yaşarken mutlu olmak için dostu, gerçeği, insanı bil, anla, gör, kendini bil, anla, gör. Hiç bir şeyin ve hiç bir kimsenin sevgiden, ışıktan seni uzaklaştırmasına izin verme, gücünü eline al, sevginin gücü, iyi niyetin gücü, iyinin gücü dünyanın en büyük gücü.
Erzurum'da kış sporlarında tesadüfen tanıştığım bir sporcu büyüğüm demişti ki; "ben yaşlanmıyorum ve mutluyum, çünkü muhatap olduğum kitle; doğa, sağlıklı beslenirken yediklerim, 3-5 de gerçek dostum ve en önce kendim, bedenim, ruhum."
Şahane bir yaşam yaklaşımı. Aynı noktadayım ve fikirdeyim.
Ve dolayısıyla; "izlemiyorum bile", gözüm, kalbim, aklım; doğa ile, doğal ile, yuvam ile, yuvamdakilerle, yediğim içtiğim ve yediğimi içtiğimi içten sevgiyle paylaştığım dostlarla, sevilmenin, sevmenin gücüyle, kendimle, bedenim ve ruhumla muhatabım artık, öncesinde de buna yakındım, şimdi daha da öteye geçtim. 
Ve dostlar;
Ölüm geldi, şov bitti,
Ölüm gerçek, yaşam oyun.
Hepsini aldık kabul ettik.
Çünkü mecbur ve işte tek gerçek. 
İçten sevgimle,
Dilara Koç



28 Ağustos 2018 Salı

Sadece kötü yok, iyi de çok

Eskiden mektup arkadaşları olurdu.
Dünyanın çeşitli yerlerinden. 
Heyecanla mektupların dönüşünün beklendiği, gelince mutluluktan  uçulan. Şimdiki gibi "e-posta yavaş, whatsapp tan hızlıca haberleşelim" gibi bir dünya yokken bunu başarabiliyorsak...
Benim mektup arkadaşım Danimarka'dandı, sonrasında tanışarak da yazıştıklarım oldu, Libya'dan, İngiltere'den (Manchester'dan, Londra'dan)...
***Bu mektup arkadaşı mevzuunu, dil gelişimi için kurgulamışlardı. Kurgudaki incelik ne? Akıl (dil gelişsin) ve sevgi (arkadaşça, dostça olsun) ile üretilmiş, ışık dolu bir olay. Güven ilişkisi için; kaydoluyosun, eğitim, aile vb bilgilerinle en önce iyiliğin, saflığın, iyi niyet, temiz insan halin resmedilirse, dahil oluyorsun, senin gibi tüm dünyadan kurguya dahil olanlardan seçtiklerinle irtibata geçiyorsun, hangisi ile anlaşır, mutlu olursan mektup arkadaşlığın başlıyor ve arkadaşınla artık başbaşasın. 1987 yılından bu yana asıl mektup arkadaşımla, sonradan tanıştıklarımla 1993 yılından beri hala yazışıyorum, teknolojiye uyduk, e-posta ile.😌🙏💕
Sonuç;
Saf sevgiyle yazışılan, her özelin paylaşıldığı, güvenle.
Tek yapılması gereken kötüyü kov, iyiyi sar, sev, koru, aklını kullan, aklını sevgiye, ışığa, sevgiyle, ışıkla kullan. 
"Dünya hepimizin"
"Dünya iyilerle dolu" 
Evet dünyada sadece kötü yok, iyi çok.
Sen de iyi ol, iyiyi destekle, iyiyi üret. 
Nokta.😎
Dilara Koç👩‍🎤❤️

16 Ağustos 2018 Perşembe

Asrın hastalığı, şeytanlığı.

“Schadenfreude”
Çoğu kişide görülen, bence asrın hastalığı, şeytanlığı. 

Schadenfreude, Almanca bir kelime. Almancada kötü olay, durum anlamına gelen “schade” kelimesiyle, sevinç anlamına gelen “freude” kelimesinin birleşmesinden ortaya çıkıyor ve kısaca: “başkalarının mutsuzluğundan, başına gelen kötü olaylardan mutlu olma durumu” 
"Başarısından, iyiliğinden, mutlululuğundan mutsuz olma, istememe duygusu" 

Arthur Schopenhauer bu duygu için ne demiş:
“Kıskançlık hissetmek insancıldır, birinin zarar görmesinden mutlu olmak, bunun tadını çıkarmak ise şeytancıl.”

Bence kıskançlık insana dair tanımlansada ben onu da sağlıksız ve şeytani buluyorum ki öyle.

Çoğu kin tutan, kıskanç, başkasının mutsuzluğundan mutlu olan bunu başarılı şekilde gizler, itiraf etmez. Bunada “geheime schadenfreude” deniyor Almancada.

Bu duygu “n’aber”, “keyifler nasıl”, “okul nasıl gidiyor?”, “işler güçler nasıl?”, vb. sıradan soruların arkasında da saklı olabiliyor. 
Ve ilginç sizin iyi niyetle bu soruları sorduğunuz çoğu bu duygudaki kişiler cevap olarak; süper, bomba gibi, çok iyi gibi abartılı olumlu cevap verirler. 😎😀 Olura kendileri gibi sizde bir mutsuzluk, eksiklik varsa mutlu olursunuz diye.

Sözde bu kişi hal hatır soruyor gibi görünür, ancak olur da ortaya olumsuz, sıkıntılı bir tablo çıkarsa, “oh be benim durumum kötü ama onunki benden daha kötü” diyerek içten içe sevinip kendini düzlüğe çıkarmaya çalışır.

Ek bir not;
Osmanlıca “şematet” kelimesi aynı anlama gelmektedir, bu da bu duygunun bizlerde de çok görüldüğünün ispatıdır.
Şematet: Birinin başına gelen felâketten dolayı sevinme, sevincini gösterme demek. 

Bu duyguyu yaşayan insanlar bunu asla belli etmezler, açığa vurulan, gösterilen bir duygu değildir.

Kaza yapmış iki araçtan, ölü bedenler ve yaralılar çıkarılırken içinizden “iyi ki benim başıma gelmedi” diye geçirmeniz bile schadenfreude’nin bir türevidir.

Dilimizde yaygın bir duygu-durum olduğunu “gülme komşuna gelir başına” antitezine duyulan ihtiyaçtan da anlayabiliriz.

schadenfreude durumunun en hafif masum örneği, düşen, kafasını çarpan vs. arkadaşınıza aşırı seviyede, dalga geçerek gülmektir. Hani gülebilirsiniz belki hafif komikçe düşüşlere ama zarar görmüş kişiye de gülenlerimiz var.
Ben mesela şu kaza şaka programlarının aşırı zarar görenlerin olduklarını izleyemem kötü olurum, bazısı kopacak seviyede kahkahalarla izler. 

Bu duygu egonun (ego niye olur, en az bir şey eksikse olur, duygu, düşünce, akıl, sevgi, deneyim, insani kalite vb vb eksikse...), ezikliğin, sağlıksızlığın, başarısızlığın, cahilliğin sonucudur. 
"Eksik" hisseden de olur. 

Sevgilisinden ayrılır, kilo alır, aşırı zayıflar, notu düşük alır, yarışı kazanamaz, işten atılır, tatile gidemez, dükkanı iş yapmaz, iş yeri kapanır, iflas eder, boşanır, saçının rengi tutmaz, saç modeli yakışmaz, resmi bir toplantıda üstüne kahve dökülür, sınıfta kalır... gibi gibiii mutlu olur. 
Ya da ters tüm bunların pozitifinden mutsuz olur.
Aman Allah'ım
Çevremiz bunlarla dolu. 
Yazık, ezik, eksik... Aşağı çeker.
Halbuki bilse ki, bu sağlıksızlıktan arınsa, başarıyı, iyiyi, mutluluğu desteklese kendine de yansır ve ondan ona mutluluk yayılır.
Şu an yayılan bu gibilerin bu hastalığı olduğu için "herkes" mutsuz.

Konuyla ilgili En önemli cümlem: 
Bu duygudaki kişinin yaşadığı şey aslında başlı başına "mutsuzluk", kendi "ezik, eksik, sağlıksız ve MUTSUZ ki" 

Hay insan evladı; bir kendinle mutlu ol, yahu bırak başkasını kendine bak, kendini sev ve herkesi sev, başarıyı destekle, mutluluktan mutlu  ol da, mutluluğu birlikte yayalım, şu güzel dünyanın sefasını sürelim. 
Dilara Koç 👩‍🎤❤️



26 Temmuz 2018 Perşembe

Dünyayı kurtarabiliriz vallahi basit👩‍🎤❤️

Birçok kişi ilk tek Tanrılı dinin Musevilik olduğunu düşünür, bu doğru değildir. Musevilikten önce Mısır’da tek Tanrı inancı mevcuttu: Milattan önce 1353- 1335 yılları arasında Mısır’a hükmeden firavun IV. Amenhotep, yeryüzündeki ilk tek Tanrılı dinin yaratıcısı olmuş ve Aton adını verdiği tek Tanrıyı benimseyerek Mısır’ın eski çok Tanrılı geleneğini reddetmiştir. 
Ve yine Mısır'da;
Adalet Tanrıçası Ma'at'ın kanadından alınan bir tür mahkemenin ortasındaki terazinin bir kefesine konur ve terazinin diğer kefesine yerleştirilen ölen kişinin kalbidir.
Eğer ölenin kalbi terazinin diğer kefesindeki tüyden hafifse o kişi "cennete" giderdi. 
Ancak tam tersi olursa ve ölünün kalbi tüyden ağırsa o kişinin kötü olduğuna ve cezalandırılmasına hükmedilirdi.
Bu 2 bilgi paylaşımımdaki manayı anladığım gün...
Yani aslında olayın özü bu, saf sevgide olduğunda, kalbin duygun hafif, yani temiz, saf, sade olduğunda, kendinde tüy gibi hafif hissedersin. İçini huzur, neşe kaplar. İyilikle beslenirsin, ışıkla bakarsın her şeye, herkese. Ve işte cennet bu ki. 
Akıl ve sevgi. Yaradılışındaki aklı kullanıp, kendini negatiften koruyarak, sevgiyi içine, dışına, her şeye ve herkese akıttığında dünyan pırıl pırıl olur. 
Bunun sana sağladığı hafiflik, özgürlük, mutluluk cennettir ki. 
Her "insanın" "saf sevgide", "tüy gibi hafif" olduğu dünya cennet olur. 
Gel sen kendinden başla, dünyanı, dünyayı, hepimizin dünyasını cennete çevirmeye. 
"Dünyayı akıl ve saf sevgi kurtaracak. Kalbin tüyden hafif olması kurtaracak." 🙏👼💕❤️
Akılla, sevgiyle, ışıkla dostlar
Dilara Koç


28 Mayıs 2018 Pazartesi

İyilik = Hürriyet = Mutluluk


İyilik konusu çağımızda, modern toplumda farklı bir noktaya gelen, farklı şekilde kötülüğe yenik düşmüş bir olay haline geldi. İyilik kötülük kavramlarını bile tartışmaya çekinir olduk. 
“Yaşasın kötülük” durumuna yenik düşmüş durumdayız. Bununla birlikte ufak ufak bir ışık doğdu ve artık bu kavramları konuşmaya, tartışmaya başlar olduk. 
Hızlıca konuyla ilgili duygu ve düşüncelerimi, bildiklerimi, bilmediklerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
İyilik, bana göre kişinin kendini hür hissetmesidir.
Bazılarından, aslında çoğunluktan diyeyim (şükürler olsun) çokça olumlu geribildirim aldığım, bazıları tarafında da içten içe benimle dalga geçtiklerini düşündüğüm, bildiğim ve/veya başka deyişle konuyu “çokça küçümsediklerini” düşündüğüm, “saf sevgi” konusuna”ısrarla” dikkat çekmeye çabam ile, iyilik konusunu bağlamaya çalışacağım. 
Efendim seversek affetmeye meyilli oluyoruz. Her yapılanı hoş görme gibi bir yetiye sahip oluyoruz. Bu durum bize hürriyet tanıyor. Nasıl mı?
İnsanın özü sevgi, vicdan. Ve insan kendini bulduğunda, saf sevgisine, vicdanına kavuştuğunda, yaratılan tüm varlıklara da hürmet ve saygı gösterebiliyor. 
Ve bir çocuğu nasıl koşulsuz sevip hoşgörüyorsak,herkesi o seviyeden hoş görme kabiliyetine sahip olursak, sonucunda biz iyi oluyoruz. Hem “iyi insan” oluyoruz, hem de “iyi” oluyoruz, “iyi” hissediyoruz. Çünkü sevgi, vicdan, hoşgörü, yardım vb haller duygular pozitif, pozitif enerji taşıyan, sağlıklı duygu ve haller. 
Peki ya kötülük. 
Kötülük bence iyilerin sessiz kalmasıyla başlıyor. İyilikten besleniyor. Nasıl mı?
Kötü şeyler olduğunda, iyilerin hiç bir şey yapmaması ile başlıyor.
Hep söylediğim bir şey, hayatta bir duruşun olacak, sadece onay almak için, sevilmek için değil beğenilmek için değil,  beklentisiz iyi olman, iyilik yapabilmen gerek.
Bu pek tabii kolay da bir şey değil, çünkü bu olgun olmayı gerektirir. İyilik giderek olgunlaşmak demek, kötülük de olgunluğun kaybı, özden uzaklaşmak demek.
İyilik olayları olduğu gibi görebilmek, çocuksu saf naif hale dönebilmek, yargılamadan bakabilmek demek.
İyiliği durduruğunuzda, kötülük çok hızlıca yayılıyor. 
Çok hızlı öğrenilen yargılar, klişeler, bakış açısı,farkındalığın azalması, şefkatin, sevecenliğin, empati yapma yeteneğinin kaybedilmesiyle kötülük zenginleşiyor.
İnsan, iyilik etmek için bile kötülük yapabilecek bir varlık
Burada şu konu devreye giriyor.
Tamam öz de bir saf sevgi, vicdan var. Bununla birlikte yediğimiz, içtiğimiz, beslenme şeklimizden tutun, çevremiz, anne, babamız, çocuklukta bize kodlananlar, deneyimlerimiz gibi birçok dış etken bizim iyi ya da kötü olmamıza sebep olabiliyor.
Bu durumda, yapmamız gereken bazı temel konular var, iyiliğe doğru yönelmek için çözüm önerileri diyebiliriz.
1-Kendimizi iyi ve doğru analiz etmemiz, kendimizi anlamamız, kendimizle barışmamız.
2-İnancımız her ne ise (Allah, Tanrı, enerji vb) O’nunla bağlantımız, aşkla, sevgiyle.
3-Çocuklarımız başta olmak üzere, çevremizdekileri iyiye, iyiliğe sevk etmeye çabalamak.
Çocukların, çevremizdekilerin içlerindeki iyiyi baskın hale getirmek için ne yapmalıyız?
Yukarıdaki ilk iki madde bunu sağlar. Bunlara ek olarak da siz iyi olursanız, iyilik yansıtırsanız, iyiliğin iyi bir temsilcisi olursanız da buna katkınız, etkiniz olacaktır. 
Ve kollektif kötülük denilen şeye engel olmak için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız.
Kollektif kötülük, güç kontrol edilmediği zaman, karanlık taraf salıverildiği zaman en zavallı insanı bile caniye vahşiye dönüştürme gücüne sahip bir olay.
Kollektif kötülük denen şey de toplumsal ahlak çöküşü var. 
Toplumsal ahlak çöküşü, insanlar üzerinde yarattığı baskı ile kötüleşmeye neden oluyor. Kötüleşme de toplumsal ahlakın daha da çökmesine neden oluyor. Bu bir kötülük döngüsü.
Doğuştan gelen bir ahlaki kodumuz var ve uygun koşullar ortaya çıktığında nasıl oluyorda birden zalimleşebiliyoruz. 
Öfke, kin, intikam toplumsal ilişkiler ağına nasıl oluyor da hızlıca yansıyor. İnsanlar nasıl hızlıca kötü oluyor.
Bunlar, sosyolojik ve ideolojik meseleler. Yani iyilik kötülük konuları gayet sosyolojik ve ideolojik meseleler.
Burada geri öze döneceğim. 
Kollektif kötülüğe karşı“tek” olarak iyilik ve iyiliğin tekten “ö-tekine” değil öte taraftaki “teke” yayılması ile,
“kollektif” içindeki “benden” “teklik” içindeki “bire” “bize” geçişi çok önemli. J
Anlatırken benden akıyor umarım sizlere de ne demek istediğim akıyordur. 
Başka deyişle anlatmaya çalışayım. Kötülükle yoğrulan bir toplum uzun vadede kaybedendir, bunun yerine “bir tek iyi bile bize yeter” “bir tek iyi bile dünyayı kurtarır” sözlerimden yola çıkarak, iyi olup iyiliği yayarak uzun vadede kazançlı çıkmalıyız. O vakit o dünyayı kurtaran bir tek kişilerden biri siz de olabilirsiniz. J
Bunu sağlamak bence çok kolay. Sadece seveceksiniz, vicdanınızı dinleyeceksiniz. Aklınızı kullanacaksınız. Hoş görü sizin en derin parçanız olacak.
Bir sağır komşu hasta olan komşusunu ziyarete gider.Sağır komşu nasılsın der, hasta adam ölüyorum komşum der. Sağır komşu oh oh maşallah der. Ne yedinde iyi oldun dşye sorar. Hasta adam sinirle zehir der. Sağır komşu ayy en iyi ilaçtır dostum der. Kim iyi etti seni böyle diye sorar. Hasta adam iyice sinirlenmiştir, Azrail der. Sağır komşu da aaa harika bildiğim en iyi doktordur der.
Hasta adam sinirden köpürür. Eşi gelir niye köpürüyosunbe adam, adam sağır der.
Hoş görü, empati, anlayış. İyi olma hali, iyi düşünme hali. Sağlıktır. Rahatlıktır, huzurdur. Dolayısıyla özgürlük ve mutluluktur.
Şöyle kötüyü kabul etmiyorum, örneğin yılanı seviyorumtabiri caizse, faydasına hürmet ediyorum, ama tutup zehirli şeye sarılmıyorum.
Her şeyden güzeli görme kabiliyeti, faydasını, yararını görme kabiliyetini bir şekilde elde edebilirsiniz. Yularıda da bahsettiğim gibi, kendinizle olan ilişkinizi,inandığınızla olan ilişkinizi arttırarak yapabilirsiniz bunu.
Yaşamınıza gelen hadiselerden memnuniyet çıkarma kabiliyetine haiz olmak lazım.
İşte o vakit iyi düşünmüş oluyorsunuz, iyi düşünen, iyi de davranıyor, iyilik de yapıyor ve bu evrensel yayılıyor.
Kendiniz ile ve inandığınız ile ilişki özgüven verir, güçlü hissettirir, özüne güvenen insanda sıkıntı ve mutsuzluk olmaz.
Hoş göreceğim, iyi olacağım demek, zalimin zulmüne eşlik etmek demek değil, aksine zalime duruşunu sevgiyle sergilemek demektir. Ve sevginin, iyiliğinin gücüyle birleşmek demektir.
Aslında enerjide, fizikte kötülük gücü azaltır, edilgin pasif konuma sokar, enerjiyi aşağı çeken duygular yaratır ve elinden özgürlüğünü alır, kötü bir liderin hakimiyeti, emri altına girmeyi sağlar.
Ve sende kin, öfke, kıskançlık gibi duygular yaratır. Kin gibi duygular, iyi olmadığı gibi, akıl dışı duygulardır ve seni aşağı çeker ve duruma göre kısa/orta/uzun vadede seni kalıcı mutsuzluğa sürükler. 
Bir de işin şu tarafı var, kendin kötüysen ayrı, bir de kötülüğe ses çıkarmıyorsan da kötülüğü meşrulaştırmış oluyorsun ve aynı derecede kötü olmuş oluyorsun. 
Peki iyi de, böyle bir dünya da iyi insan var mıdır, hiç kötülük yapmamış insan, herhangi bir günahla sınanmamış insan var mıdır, katıksız masum var mıdır Dilara? 
Bir söz var.
Her azizin bir geçmişii her günahkarın da bir geleceği vardır.” Diye. J
Bence vardır. 
Şöyle ki; iyiliğin tadına varmış kişi aksi davranamıyor diye düşünüyorum.
Çünkü bu şahane bir lüks, düşünsenize hep mutlusunuz, çünkü vicdanınız rahat.
Burada vicdana vurgu yapmak istiyorum.
İnsan içinde işlenmemiş bir mücevherle dünyaya geliyor,o da vicdan.
“Ben yerine öteki içinde yaşamı güzelleştirme çabasını yakaladığında, o mücevher parlamaya ve çoğalmaya başlıyor.
Dolayısıyla var olanı iyi işlemek lazım, iyiyi, iyiliği işlemek lazım.
Yaşama dair bilgiyi bilgeliğe dönüştürdüğümüzde, deneyimlediğimizde, tekamül ettikçe hem kalıcı mutlu oluyoruz, hem de iyiliği aklımıza getirmeden otomatikbizim bir parçamız olarak gerçekleştiriyoruz.
İnsan iyiyse kötülük yapamaz oluyor, iyiyi keşfetmişse kötüye yönelmeyi tercih etmemeye başlıyor, ya da tercih etmiyor.

Bir de Hiç bir şey yapmadan duranlar var, onlardan da olmamalıyız. Zararı yok faydası da yok. Bu insana iyi de, kötü de diyemeyiz, o vakit niye var? 
İnsanın bir eylem içerisinde olması lazım.
Hz Adem günah işledi diye biliyoruz. Hatalar olabilir,hataları düzeltme kabiliyeti olduğu ölçüde tekamül eder. Yani insan bir eylem de olmalı. Tercihimiz bunun iyi yönde olması.
Yanlıştan ders alarak tekamül ederek yaşam yolunda ilerliyoruz. Bu yolda ilerlerken tercihimiz iyi yolu seçmek olmalı.
Bunu yapmanın en kolay yolu da “vicdan” Vicdanımızı dinlemek. 
Vicdan nedir? Durumların olayların bilgisi ve bu durumların olayların bilgisi ile bir şeyleri tartmak, tartarken çeşitli durumlarla olaylarla ilişkilendirerekbirlikte tartıyor, vicdan bilmek demek.
Yani şöyle söyleyebilir miyiz?
Duygu ve akıl bir arada değerlendirme yaparak iyiliğe gideriz.
Vicdan; akla getirme, vecd hali, bilmek demek.
Peki vicdanımızla yola çıkarken hangi soruyu sorarasak, en kolayından yolu, iyiliği buluruz?
Sana nasıl davranılmasını istiyorsun?
Kendine yapılmamasını istediğin şeyler neler? Bu şey kendine yapılmamasını istediğin bir şey mi?
Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkasına yapmama eylemi iyiliği belki tanımlayabilir mi? İçinevicdanı da koyarak bir düşünün.
Bu arada bu bir iletişim, ilişki, yolda yol alma halini de içeriyor. Yani bize nasıl davranılması gerektiğini ya da istediğimizi de çevremize öğretebiliriz. Çevremizde aynı konudaki beklentisini bize öğretebilir. Böylelikle iyiliğe birlikte kavuşabiliriz. 
Peki asıl soru da şu mudur? Mutluluk, gerçek mutluluk?
İyi olmak, iyilik yapmak; mutlu, huzurlu, tamlanmış bir insan haline getirir mi bizi? 
Kötü insan, kötülük yaptığında aslında mutlu olduğunu mu sanıyor?
Bakın size ne anlatacağım. J
Dopamin, beyinden salgılanmış olan bir hormondur. Bu hormonun görevi sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlamaktır. Halk arasındaki söylemi çoğunlukla serotonin hormonu gibi mutluluk hormonudur. Hormonun mutluluk hissi vermesinin yanında başka fonksiyonları da vardır. Hormonun fazlalığı ya da eksik olması ciddi sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olur. Hormonun az olması halinde Parkinson hastalığı oluşurken, sigara kullanımı ya da uyuşturucu alışkanlığında dopamin artışı olması bağımlılık yaratabilir. 
Dopamin hormonunun fonksiyonları
• Hareket
• Hafıza
• Haz verici ödül
• Davranış ve kavrama  
• Dikkat
• Prolaktin üretiminin engellenmesi
• Uyku ve öğrenme
• Duygu durumu
Yani bu dopamin kardeş, bizim yaradılışımızda var ve dopamnindeki olay aslında bedava. Yani lüks bir tripleks ev alarak da, dondurma yiyerek de, yardım yaparak daaynı dopamini salgıladığını biliyor muydun?
Yani ne diyim ki? J))))) Bayağı gülüyorum şu insan evladının para, madde, çıkarlar, statü, mevki vb vb koşturmasına, yarışına. Komik mi, traji komik mi, ne diyeyim?
Yani sevgili dostlar, 
Dopamin kardeş bizde olduğuna göre, bedevadan bize verildiğine görei “mutluluk bizimle ilgili bir kavram,“sahip olduklarımızla” ilgili değil
Öğrenilebilir şeyler bunlar ve geçisi mutluluk sağlıyorlar, ne gibi, son model araba, sürekli telefon değiştirmek,çok geçici mutluluklar sağlıyor.
Olay şu ki; içinden geçtiğimiz çağda hedonik olarak hazdan mutlu olmak bize dayatılıyor, çocuklar da tam da bu etki altındalar.
Hedonik çark, kısır döngüye dönüşüyor, şunu öğrenmemiz ve öğretmemiz gerek;
yaşam koşullarının bizim mutlu olmamız üzerindeki etkisi %10, ama bizim seçtiğimiz düşünce, davranış odaklarımızın mutluluğumuz üzerindeki etkisi
%90. Yani erdemli olmak, hoş görü, iyilik mutluluğu kalıcı kılan şeyler.
Çocuklarımıza iyilik yaparak da, dopamin salgılayabileceklerini öğretmemiz gerekiyor ve ve ve dolayısıyla iyi insanların sayısını arttırarak iyiliğin gelişmesini sağlayabiliriz.
Bir de şunu iyi ayırmamız gerek;
Haz ile mutluluğu. Hazda aşırılık var, aşırılıklar bizi mutsuzluğa götürür (eksiklik olarak da aşırılık diyebiliriz) uyuşturucu gibi, alınırken haz veriyor o an için hazla donatıyor, yaşam bütünlüğü göz önünde bulundurulduğu zaman hezeyan yaratıyor.
Platon insan için iyi olan yaşam, mutluluğu aradığımız yaşam diyor. Hazdan bağımsız olamaz evet insan olduğumuz için, haz kaçınılmaz, bununla birlikte hazlardaki eksiklik ve fazlalık yönündeki aşırılıklardan kaçınarak ancak mutlu olabiliriz diyor. 
Nasıl yani? Dengeli yaşayarak, dengeyi yaşamda kurduğun zaman, erdemleri de beraberinde getiriyor ve kalıcı bir mutluluk geliyor.
Erdem içinde gerekli olan şey, dengeli yaşama nasıl ulaşabiliriz sorusunun cevabında yatıyor. Platon diyor ki,akıl işin içine girmek zorunda. Duyguyu akıldan ayırmamalı ve yaşamda dengeyi yakalamalı.
Geçici hazlar mutlu etmez, daimi ve kalıcı olan mutlu eder.
Kıssadan hisse;
Adamın biri herşeyden uzaklaştırmış kendini. Allah’a teslim olmuş.Ve ermiş. Örneğin sütü ters çeviriyormuş,dökülmüyormuş. Hah demiş, ben erdim. Ayakkabı tamircisi boyacısı kardeşinin yanına gitmiş, demiş ki kardeşim ben erdim. Bak demiş, ters çevirdim süt akmıyorKardeşi de maşallah tebrik ederim demiş.Ermiş kardeşinden o an içeri giren çok hoş bir kadın müşterinin ayakkabısını boyamasını rica etmiş. Ermiş kardeş güzel kadının ayakkabısını boyarken kadından etkilenmiş birden ters çevirdiği süt akmaya başlamış. Ayakkabıcı kardeş; vay ermiş kardeşim dağda ermek marifet değil, gel bütün bu güzellikler içinde er de o zaman görelim. Demiş.
Yani denge, bu dünya öteki dünya muhabbeti. Yaşamda dünyevi ile manevinin dengesi o kadar önemli ki. 
Ve bunun istikrarı, bunu devam ettirebilmek. İyiliği, iyiyi devam ettirebilmek. İşin mucizesi burada yatıyor. 
Sahip olduğun zeka bir şey bilmek demek değildir, zeka o konuda mücadele etmektir, istikrardır, devam ettirebilmektir.
Hazzı duyacaksınız ama o dengeyi sağlayacaksınız. İyi olacaksınız ve o iyiliği devam ettireceksiniz.
Bizim bildiklerimiz, öğrendiklerim,iz kültürümüz, inancımız, bizim öz geçmişimiz o kadar değerli ki, farkında değiliz.
Bakınız; 
Harward da 20 senedir araştırma yapılıyor, biliyor muydunuz? Ve araştırma sonuca bağlandı Mutluluk nedir? Mutluluk, iyiliktir, insanlığa faydalı olmaktır dendi.
Yahu ey dostlar, biz bunu Mevlanadan,mutasavvuflardan dinliyoruz, İbni Arabiden dinliyor, Kur’an dan okuyoruz ki zaten. Ne diyorlar özetle, hoş görün, iyi olun, faydalı olun rahat edin diyorlar
İyiliğe, erdeme yönelmek mutluluktur. Kalıcı, gerçek mutluluktur.
Bir not vermek isterim, yıldızlı not.
İyi olma halini en iyi temsil eden akımlardan biridir diyebiliriz.
Mutasavvuflar; Kur’an’a aykırı hareket etmezler, sadeceKur’an’daki kelimelere takılıp kalmazlar onların manalarına yönelirler, tefekkür ederler. Bilimle, ilimle,felsefeyle birleştirirler, kalıplara takılmazlar, Kur’an’ın tüm insanlığı içeren haline bakarlar, kalıpta takılmazlar.
Ne olur, ufkumuzu geniş tutalım, azıcık okuyalım, araştıralım, bakalım, görmeye çalışalım, örümcek kafalı oluyoruz, cahil oluyoruz
Bilimi, felsefeyi, ilimi, psikolojiyi, sinir bilimi, sosyolojiyi nasıl reddebiliyoruz?
Bunlardan uzaklaşmak bizi kendimizden, özden, özümüzü anlamaktan uzaklaştırıp, kötülüğe, benlikçiliğe sürüklüyor.
Saflık, öz, saf sevgi, vicdan sağlık getirir, ibadete yöneltir, ruhu temizler, çalışmak gibi doğada vakit geçirmek gibi, üretmek gibi, yardım etmek gibi. İyiliğe sevkeder.
Sevgili dostlar;
ortak dil sevgi, öteki değil, ben değil, biziz, biriz.
Bir tek insanda bile iyilik kalsa bize yetebilir, bizi kurtarabilir. İyiliğin mücadelesini vermek savaşmak lazım.
Sen mi kurtaracaksın bu dünyayı? Evet.
Dünyayı kurtaracaklar süper kahraman mı olmalı? Hayır.
Çalışan, işini seven, doğru, düzgün, ahlaklı her insandünyayı kurtarabilir.
“Tek bir insan çok çok şey değiştirebilir.
Sevgiyle, vicdan ile, iyilik ile kalın.